Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2021/22283 E. 2023/2952 K. 06.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/22283
KARAR NO : 2023/2952
KARAR TARİHİ : 06.03.2023

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/162 E. 2020/358 K.
HÜKÜM/KARAR : Kabul

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın … yönünden kısmen kabulüne, … yönünden reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacılar vekili; davacı … adına kayıtlı aracın 29.04.2008 tarihinde diğer davacı …’na haricen satılarak teslim edildiği, aracın davacı … tarafından davalı şirkete kasko sigorta poliçesi ile sigortalatıldığı, aracın 16.03.2009 tarihinde çalındığını belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 7.100,00 TL araç bedelinin 21.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş, 03.12.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 45.000,00 TL’ye artırmıştır.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; zararın teminat dışı olduğunu belirterek; davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi’nin 13.05.2010 tarihli ve 2009/193 esas 2010/132 karar sayılı kararıyla; “yapılan yargılama sonunda tüm dosya kapsamına göre, dava konusu aracı haricen satın alıp fiilen kullanan ve sigorta poliçesini tanzim ettiren davacı …’nun yukarıda belirtilen birçok aracı için aynı şekilde çalıntı iddialarında bulunmuş olması araçların genellikle gümrüklerden alınan eski model araçlar olması, olayın meydana geldiği yerin yukarıda özetlenen bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde davacının evine veya işyerine yaklaşık 5-10 km mesafede bulunması, olay tarihi itibarıyla ve olay saatinde ve davacının aracını buraya bıraktığını iddia ettiği saatlerde olay yerinin yaya geçiş yolu üzerinde bulunmayan, karanlık kısmen inşaat niteliğindeki bir alan olması daha uygun ve aydınlık park yeri imkanları varken davacının hiçbir aracın da bulunmadığı bu yere aracını bırakmış olması, gözönüne alınarak davacı aracının bu yerden çalınmış olduğu yönündeki iddiası hayatın olağan akışına uygun bulunmamış, dava konusu … plakalı aracın çalındığı yönünde de mahkememizde bir kanaat oluşmamış haksız bulunan davanın reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki hüküm kurulmuştur.”
gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Anılan kararın temyizi üzerine; Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesi’nin 25.01.2011 tarihli, 2010/9139 esas 2011/381 karar sayılı kararıyla; “Mahkemece olayın gerçekleştiği yönünde kanaat oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan başvuru üzerine düzenlenen 17.3.2009 tarihli müracaat tutanağı, olay yeri inceleme tutanağı ile olayın meydana geldiği sabittir. Bu durum karşısında, rizikonun ihbar edilenden farklı şekilde gerçekleştiğini ispat külfeti sigortacıda bulunmakta olup, sigortacı, rizikonun ihbar edilenden farklı şekilde meydana geldiğinin soyut iddialarla değil, somut delillerle kanıtlanması gerekir. O halde, mahkemece davalı … şirketinin tüm delilleri toplanmalı, araç hasarlı bir şekilde satın alındığına göre, hasar dosyası ile fotoğrafları getirtilmeli, tamirine ilişkin fatura ve belgeler toplanmalı, araçtaki hasarların fatura ile örtüşüp örtüşmediği konusunda uzman bilirkişi marifetiyle tartışılmalı, davalı şirketin savunması da nazara alınarak davacı hakkında şikayet dilekçesi verilip verilmediği, hakkında ceza davası açılıp açılmadığı, açılmış ise dosyası getirtildikten sonra çalınan aracın teminat kapsamında bulunup bulunmadığına karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” gerekçesiyle kararın bozulmasına, karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nin 28.02.2012 tarihli ve 2011/152 esas 2012/90 karar sayılı kararıyla; “Yapılan yargılama sonunda tüm dosya kapsamına göre, dava konusu aracı haricen satın alıp fiilen kullanan ve sigorta poliçesini tanzim ettiren davacı …’nun yukarıda belirtilen birçok aracı için aynı şekilde çalıntı iddialarında bulunmuş olması araçların genellikle gümrüklerden alınan eski model araçlar olması, olayın meydana geldiği yerin yukarıda özetlenen bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde davacının evine veya işyerine yaklaşık 5-10 km mesafede bulunması, olay tarihi itibarıyla ve olay saatinde ve davacının aracını buraya bıraktığını iddia ettiği saatlerde olay yerinin yaya geçiş yolu üzerinde bulunmayan, karanlık kısmen inşaat niteliğindeki bir alan olması daha uygun ve aydınlık park yeri imkanları varken davacının hiçbir aracın da bulunmadığı bu yere aracını bırakmış olması, gözönüne alınarak davacı aracının bu yerden çalınmış olduğu yönündeki iddiası hayatın olağan akışına uygun bulunmamış, dava konusu … plakalı aracın çalındığı yönünde de mahkememizde bir kanaat oluşmamış haksız bulunan davanın reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki hüküm kurulmuştur. Mahkememizce Yargıtay bozma ilamına uyulduktan sonra bozma doğrultusunda araştırma yapılmış,yeniden yapılan yargılama sonuda toplanan deliller ve oluşan vicdani kanaate göre bozma öncesi olduğu şekilde davanın reddi yönünde karar verilmiştir.” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından temyizi üzerine; Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi’nin 09.04.2013 tarihli, 2012/8665 esas 2013/5133 karar sayılı kararıyla; “…Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Dairenin 25.1.2011 tarihli bozma ilamında da belirtildiği üzere, TTK. 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir. İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte, sigortalı, Kasko Poliçesi Genel Şartlarının B.1.5 maddesi ve TTK. 1292/3. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği somut delillerle kanıtlanılırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer. Davalı tarafından rizikonun teminat dışı olduğu konusunda somut delil sunulamadığına göre davacının gerçek zararı hesaplattırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi isabetli değildir.” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nin 24.10.2013 tarihli ve 2013/492 esas 2013/441 karar sayılı kararıyla; önceki kararda direnilmesine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.06.2015 tarihli, 2013/17-2303 esas 2015/1497 karar sayılı kararıyla; “…somut olay yönünden rizikonun ihbar edilenden farklı şekilde gerçekleştiğini ve zararın teminat dışı olduğunu davalı … şirketinin ispat ettiğinin kabulü ile davanın reddine dair verilen direnme kararı yerindedir. Yerel mahkeme direnme kararının onanması gerekmiştir. ” gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu kararına karşı davacı … vekili tarafından karar düzeltme isteğinde bulunulması üzerine; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.11.2017 tarihli, 2016/17-2041 esas 2017/1296 karar sayılı kararıyla; ” Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonucunda … tarafından aracın çalındığının ihbar edildiği, aracın halen bulunamadığı, 16-17.03.2009 tarihli tutanaklara göre olay yerinde cam kırıklarının tespit edildiği, hırsızlık olayına ilişkin delil ve emarelerin mevcut olduğu, bu nedenle şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair soyut müşteki iddiası dışında delil ve emarenin bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Sigorta şirketi tarafından, bu karara karşı itiraz edilmesi üzerine Hatay Ağır Ceza Mahkemesince verilen kararda, usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı belirtilerek itirazın reddine karar verilmiştir. O halde, ispat yükü kendisinde olan davalı … tarafından rizikonun, ihbar edilenden farklı şekilde gerçekleştiği ve teminat dışı olduğu somut delillerle kanıtlanamadığından Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” gerekçesiyle davacılardan … vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 gün ve 2013/17-2303 E., 2015/1497 K. sayılı onama kararının kaldırılmasına; yerel mahkeme direnme hükmünün Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerle bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi’nin 18.05.2018 tarihli ve 2018/18 esas 2018/197 karar sayılı kararıyla; davacının davasının kısmen kabulü ile, 30.784,11 TL alacağın 21.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Anılan kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine; Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesi’nin 30.06.2020 tarihli, 2018/4875 esas 2020/4154 karar sayılı kararıyla; “…Mahkemece, hangi davacı yönünden hüküm kurulduğu, karar düzeltme yoluna giden davacı yönünden değerlendirilmesi ve kazanılmış haklar dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken, çelişki yaratıldığı görülmektedir. Bu durum, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/2. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden, 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas-1992/4 Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca, hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların ayrı ayrı gösterildiği bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” gerekçesiyle kararın bozulmasına, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kısa kararın yazılış aşamasında davacıların isimlerinin sehven ters yazıldığı, bu yanlışlığın tutanağın onaylanması aşamasında fark edildiği; ancak, taraflara tefhim edilen kısa karardan geri dönülemeyeceği ve kısa karar ile gerekçeli karar arasında fark yaratılamayacağı gerekçesiyle; davanın davacı … yönünden reddine, davacı … yönünden kısmen kabulü ile 30.784,11 TL alacağın 21.05.2009 tarihinden işleyecek yasal faiziyle tahsiline karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ise de kısa karar verilirken maddi hata sonucu taraf isimlerinin ters yazıldığı, davanın her iki davacı yönünden kabulü gerektiği ve re’sen ele alınacak nedenlerle usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; mahkeme kısa kararı ile gerekçeli kararı arasında çelişki bulunduğu, her iki davacı yönünden davanın reddi gerektiği ve re’sen gözetilecek nedenlerle usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacıların sigorta ettiren ve sigortalısı bulunduğu aracın çalınması nedeniyle uğradıkları zararın aracın kasko sigortasını düzenleyen şirketten tazmini istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları

3. Değerlendirme
1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.06.2015 tarih, 2013/17-2303 esas ve 201571497 karar sayılı onama kararına karşı davacı …’ın karar düzeltme yoluna gitmemiş olması ve davacı … hakkında verilen karar göz önüne alındığında davacı … yönünden davanın reddine, diğer davacı … yönünden ise bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekmekteyken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmayıp bozmaya uygun şekilde karar verilmek üzere hüküm oluşturulması için kararın bozulması gerekmiştir.

2. Bozma neden ve şekline göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

VI. KARAR
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA,

2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma neden ve şekline göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacı ve davalıya iadesine,

Dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,
06.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.