YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2312
KARAR NO : 2021/6503
KARAR TARİHİ : 11.10.2021
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda; davanın reddine dair verilen 24/12/2020 tarihli kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay … Hukuk Dairesinin 2017/4653 esas ve 2019/11112 karar sayılı ilamında “davalı …’e yargılama sırasında usulsüz tebligat yapılması nedeniyle davalının savunma hakkının kısıtlanmasının usul ve yasaya aykırı olduğu” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda aracın kazadan önce satıldığı, bu hususun yeni malikin de kabulünde olduğu, bu nedenle Karayolları Trafik Kanunu’nun 94. maddesinin uygulanmasına gerek olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Dosyanın incelenmesinde; davalı adına kayıtlı olan … plakalı aracın 04/04/2007 tarihinden itibaren bir yıllığına davacı tarafından zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalandığı, davalının bu aracı… Noterliğinin 15/08/2007 tarihli, 19032 yevmiye numaralı işlemi ile dava dışı …..’a sattığı, 16/08/2007 tarihinde dava dışı …’nın bu araç ile 1,73 promil alkollü halde çift taraflı trafik kazasına karıştığı, davalının satış işlemini davacıya bildirmediği ve bu nedenle zorunlu mali sorumluluk sigortasının iptal edilmediği, davacı tarafından trafik kazası sonucu hasarlanan diğer aracın kasko sigortacısı şirkete 18/01/2008 tarihinde 5.750 TL ödeme yapıldığı, eldeki davada da bu ödemenin sigortalı olan davalıdan rücuen tazminini talep ettiği, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Sigorta sözleşmesinin verilmesi ve işletenin değişmesi halinde yapılacak işlemler” başlıklı 94. maddesi Sigortalı aracı işletenlerin değişmesi halinde, devreden kişi 15 gün içinde sigortacıya durumu bildirmek zorundadır.
Sigortacı sigorta sözleşmesini durumun kendisine tebliği tarihinden itibaren onbeş gün içinde feshedebilir.
Sigorta fesih tarihinden onbeş gün sonrasına kadar geçerlidir…” hükmünü amirdir.
Yine kaza tarihinde yürürlükte bulunan KARAYOLLARI MOTORLU ARAÇLAR ZORUNLU MALİ SORUMLULUK SİGORTASI (TRAFİK SİGORTASI) GENEL ŞARTLARI’nın “İşletenin değişmesi” başlıklı C-4 maddesine göre “Sigorta sözleşmesi, sözleşmeye taraf olan araç işletenini takip eder. İşleten, sahip olduğu yeni araca ilişkin bilgileri sigortacıya bildirir. Araç grubunda herhangi bir değişiklik meydana gelmesi halinde, C.3 maddesi hükümleri kıyasen uygulanır.
Ancak, sözleşme süresi içinde işletenin değişmesi halinde sigorta sözleşmesi, işletenin değiştiği tarihten itibaren on gün süresince herhangi bir işleme gerek kalmaksızın ve prim ödenmeksizin yeni işleten için de geçerlidir.
Araç değişikliği nedeniyle yeni bir sigorta yaptırılması durumunda, sigortacının işletenin değiştiği tarihe kadar hak kazandığı prim gün esasına göre tespit edilir ve fazlası sigorta ettirene geri verilir”. düzenlemesi yer almaktadır.
2918 sayılı Kanun’un 91/1. maddesinde, işletenlerin, bu kanunun 85/1. maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmalarının zorunlu olduğu, 85/son maddesinde, işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibinin, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olduğu düzenlemelerine yer verilmiş; Kanun’un 95. maddesinde ise “Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez.
Ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabilir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Ayrıca olay tarihi itibarıyla KTK’nun 48. maddesinde, alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Yine olay tarihi itibarıyla Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97/1. maddesinde, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan “b-2” bendinde, alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir.
Anılan kanun ve yönetmelik hükümleri doğrultusunda hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibarıyla sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü 6762 sayılı TTK’nun 1281. maddesi (6102 sayılı TTK’nın 1409. maddesi) hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtayın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda, oluşan hasar poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne, aksi hâlde reddine karar verilmesi gerekeceği kabul
edilmektedir. (YHGK 23.10.2002 tarihli ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 tarihli ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 tarihli ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 tarihli 2005/11-624-713 sayılı ilamları).
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı kazaya karışan aracı 15/08/2007 tarihinde satmış ve kaza 16/08/2007 tarihinde meydana gelmiştir. Davalı tarafından araç satışı davacıya bildirilmediğinden kaza tarihi itibarıyla poliçe geçerliliğini korumaktadır. Ayrıca satış bildirilmiş ve fesih yapılmış olsa dahi sigorta fesih tarihinden itibaren on beş gün sonrasına kadar geçerlidir. Şu durumda kaza tarihi itibarıyla davacı ile
davalı arasındaki sözleşme ilişkisi halen devam ettiğinden işleten sigortalı olarak davalının sorumluluğu bulunmakta olup mahkemece yanılgılı gerekçeyle KTK’nın 94. maddesinin işletilmesine gerek olmadığından davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Diğer taraftan zararın teminat kapsamı dışında kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibarıyla sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir.
Şu durumda mahkemece, yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan yasal düzenlemeler ve hukuki olgulara göre, kaza tarihi itibarıyla davalının işleten olarak sorumlu olduğunun kabulü ile nöroloji uzmanı, sigorta uzmanı ve makine mühendisi bilirkişiden oluşan üçlü bilirkişi heyetinden, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti ve başka unsurların da kazanın meydana gelmesinde etkili olup olmadığının tespiti ile oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 11/10/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.