Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2021/2389 E. 2021/5370 K. 23.09.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2389
KARAR NO : 2021/5370
KARAR TARİHİ : 23.09.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki asıl davada trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle maddi ve manevi tazminat birleşen davada ise maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.12.2020 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı … vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi gereği düşünüldü:
-K A R A R-

Davacılar vekili, davalı …’ın idaresindeki …plakalı aracı ile gerçekleştirdiği kaza sonrası müteveffa…’ın yardım etmek için kaza mahallinde bulunduğu sırada davalı …’in idaresindeki … plakalı araç ile müteveffaya çarpması sonucu vefat ettiğini, davacıların maddi manevi destekten yoksun kaldıklarını, kaza sonrası aracıyla ilgili tedbir almayan davalı …’ın ve bu aracın trafik sigortası olmadığından Güvence Hesabının diğer davalılarla birlikte sorumluluğu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davacılar için cenaze masrafları dahil 1.000,00’er TL maddi tazminatın tüm davalılardan, sigorta şirketi ve Güvence hesabının sigorta teminat limiti ile sınırlı olmak kaydıyla, 35.000,00’er TL manevi tazminatın sigorta şirketi ve … dışındaki diğer davalılardan, tüm tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 28/05/2013 havale tarihli
dilekçesinde, dava dilekçesinde talep edilen 2.000,00 TL maddi tazminat ile bilirkişi raporunda belirtilen ek bakiye 39.630,93 TL birleştirilerek 41.630,93 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte kusurlu bulunan davalılardan tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen … 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 2016/302 Esas Sayılı dosyasında, davacılar vekili, ilk davada alınan bilirkişi raporu doğrultusunda dava değerini ıslah etmişlerse de Dairenin bozma ilamından sonra yapılan aktüerya hesabında davacıların talep edebileceği tazminat miktarlarının anne için 31.069,57 TL, baba için 24.671,92 TL olarak tespit edilmesi nedeniyle ilk davada fazlaya ilişkin hakları saklı tutulduğundan ilk davada talep edilen toplam 41.630,93 TL’ye ek olarak anne için 788,81 TL, baba için 13.321,75 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı … ve sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihinden, diğer davalılar yönünden olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, davacılar vekili tarafından yapılan cenaze masraflarına ilişkin tazminat taleplerinden vazgeçilmesi sebebi ile cenaze masraflarına ilişkin talebin reddine, davacı baba … için destekten yoksun kalma tazminatın 11.350,17 TL, davacı anne … … için destekten yoksun kalma tazminatının 20.993,02 TL olduğunun kabulü ile davalılar …, … … ve …’den olay tarihi olan 25/05/2009 tarihinden itibaren, davalı … ile …’ndan sigorta poliçelerindeki limitle ve dava tarihi olan 13/08/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile tahsili ile davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacıların manevi tazminat talepleri ile ilgili mahkemenin bir önceki kararı olan 16/07/2013 tarih 2010/160 E. 2013/420 K. Sayılı ilamında hüküm oluşturulmuş olduğundan yeniden hüküm oluşturulmasına yer olmadığına dair karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Asıl dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine, birleştirilen dava ise sadece maddi tazminat istemine ilişkindir.
1086 Sayılı HUMK 388 ve 389. maddeleri ile 6100 Sayılı HMK’nın karşılık 297/1-2 maddeleri uyarınca, mahkeme kararında; hüküm sonucunun, taraflara yükletilen hak ve sorumlulukların şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerektiği gibi, HMK 297/c maddesi gereğince (HUMK m.388/3.) hükmün gerekçesinde tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin gösterilmesi gerekir.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiği T.C. Anayasasının 141/3. maddesinde de açıkça belirtilmiştir.
Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.
Zira, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri, davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini bilmeleri gerekir.
Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır.

Yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı 22.12.2020 tarihli yargılamanın son oturumunda asıl davaya ilişkin olarak hükmün 1 nolu fıkrasının (B) bendinde “11.500,17 TL destekten yoksun kalma tazminatı işleyen yasal faizi ile verilen karar uyarınca 10/09/2013 tarihinde icra takibi sonrasında davalı …Ş. Tarafından ödenmekle ve davacılar tarafından tahsil edilmekle yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına,” şeklinde karar verilmişken, daha sonra yazılan gerekçeli kararda; ”11.350,17 TL destekten yoksun kalma tazminatı davalılar … …, … …, … Söylerden olay tarihi olan 25/05/2009 tarihinden itibaren sigorta şirketlerinden (… Sigorta A.Ş. Den sigorta poliçesi limiti ile sınırlı) dava tarihi olan 13/08/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile tahsili ile davacılara verilmesine” denilmiş ve yine kısa kararda birleşen davaya ilişkin 2 nolu fıkranın (B) bendinde; ”20.993,02TL davacının isteyebileceği destekten yoksun kalma tazminatı olup, işleyen yasal faizi ile verilen karar uyarınca 10/09/2013 tarihinde icra takibi sonrasında davalı …Ş. Tarafından ödenmekle ve davacılar tarafından tahsil edilmekle yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına,” karar verilmişken daha sonra yazılan gerekçeli kararda; ”20.993,02TL davacının isteyebileceği destekten yoksun kalma tazminatı davalılar … …, … …, … Söylerden olay tarihi olan 25/05/2009 tarihinden sigorta şirketlerinden (… Sigorta A.Ş.’den sigorta poliçesi limiti ile sınırlı) dava tarihi olan 13/08/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile tahsili ile davacılara verilmesine,” karar verilmiş böylece kısa kararla gerekçeli karar arasında açık bir çelişki ortaya çıkmıştır. Bu hal, yukarıda açıklanan ilkelere aykırılık oluşturduğundan usulüne uygun çelişkisiz bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı … vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …’na geri verilmesine 23/09/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.