YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/24487
KARAR NO : 2021/11120
KARAR TARİHİ : 27.12.2021
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı Galeri … Alışveriş Merkezi Dayanıklı Tüketim Malları Tic.A.Ş. tarafından davalı İçişleri Bakanlığına izafeten … Valiliği aleyhine 29/11/2019 gününde verilen dilekçe ile maddi tazminat istenmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine dair verilen 10/09/2020 günlü karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353-1-a-3 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, işin esasının incelenerek yeniden karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine dair … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince verilen 01/07/2021 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
K A R A R
Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı … … isimli şirketten satın aldığı 2013 model … … Diesel marka aracın iki kez trafik siciline tescil edilmiş bir araç olup, ikinci tescilin sahte olduğunun ve dava dışı kişilerin bu ikinci (sahte) tescil kapsamında düzenlenmiş ruhsat üzerinden müvekkiline satış yaptıklarının ortaya çıkması üzerine araca soruşturma kapsamında el konulduğunu, müvekkilinin yetkili tescil makamları tarafından düzenlenmiş araç ruhsatını görüp bu araç ruhsatında malik görünen kişi ile anlaşarak ve resmi sicil kayıtlarına güvenerek aracı satın aldığını, aracın mükerrer tescilinin davalı Bakanlık memurları tarafından yapıldığını, tescil makamı olarak ve istihdam edenin sorumluluğu kapsamında davalının sorumlululuğu bulunduğunu, böylece aracın piyasa değeri kadar zarara uğradığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; olayda bir idari işlem ve eylem bulunduğunu ve idari yargının görevli olduğunu, davacının da kusuru bulunduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; davaya konu zararın kamu hizmeti niteliğindeki idari faaliyetlerin yürütülmesi sırasında meydana geldiği, talebin tam yargı davası niteliğinde olduğu, bu davalara bakma görevinin de idari yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle, yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş; hükme karşı davacı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi ilgili dairesince; araç satış işlemlerinin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu gereği davalı tarafından yapılmakta olduğu, 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesiyle bu Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi gerektiği gerekçesiyle, davacının istinaf talebinin kabulü ile HMK’nın 353/1-a.3 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, işin esasının incelenerek sonucuna göre karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, ikinci kez sahte olarak tescil edilmiş bulunan araca soruşturma kapsamında el konulması nedeniyle, tescile güven ilkesi gereğince mükerrer tescili yapan İdarenin sorumluluğuna dayalı olarak tazminat istemiyle açılmıştır.
Davaya konu olayda davacı, ikinci kez sahte olarak tescil edilmiş olan aracı 14/02/2019 tarihinde noterde düzenlenen araç satış sözleşmesi ile satın aldığını, ancak yapılan soruşturma kapsamında araca el konulduğunu, aracın şase numarası değiştirilerek mükerrer tescil edilmiş bir araç olduğunun anlaşıldığını, sicil kayıtlarına güvenerek satın aldığı aracın piyasa değeri kadar zarara uğradığı belirterek, zararının tazminini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinde, yargı yolu yönünden davanın usulden reddine karar verilmiş, bölge adliye mahkemesince ise; 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğinin öngörüldüğü, Uyuşmazlık Mahkemesinin de önüne gelen benzer uyuşmazlıklarda KTK’nın 110. maddesiyle, yargı yolu uyuşmazlıklarına ve bu nedenle de yargılamaların uzamasına neden olan anılan Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarında yeknesaklığı sağlamak amacıyla ve kamu yararını gözeterek adli yargı yerlerinin görevli kılındığı, Anayasa Mahkemesinin de bu durumu Anayasa’ya aykırı bulmadığı, araç satış işleminin de 2918 sayılı Kanun gereği davalı tarafından yapıldığı, eldeki davanın görüm ve çözüm yerinin adli yargı olduğu gerekçesiyle, davalı İdare yönünden işin esasına girilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davacının istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Somut uyuşmazlıkta çözümlenmesi gereken sorun, davanın hangi yargı kolunda görüleceği üzerinde toplanmaktadır.
Yargı yolu kavramı, bir hukuk sisteminde herhangi bir davanın o hukuk sistemine dahil yargı haklarından hangisinde bakılacağını ifade eder. Uyuşmazlığın hangi yargı kolunda bakılacağı hususu, davanın genel şartlarından olup, mahkemece resen dikkate alınması gerekir.
Somut olaydaki uyuşmazlığın çözümü bakımından hizmet kusuru kavramı ve uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir. İdare hukukunda idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir. Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu; diğeri ise idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür. İdarenin kişilere verdiği zararları tazmin yükümlülüğü, idarenin “hizmet kusuruna (kusurlu sorumluluk)” ve “kusursuz sorumluluğuna” dayanmaktadır. İdarenin kusura dayanan sorumluluğu, uygulamada “hizmet kusuru” kavramı ile anlatılmaktadır. Hizmet kusurunun tam ve kapsamlı bir tanımını yapmak zor olmakla birlikte genel olarak doktrinde hizmet kusuru; idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya
teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde bir takım aksaklık, hukuka aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik, sakatlık veya ihmalin ortaya çıkması, şeklinde tanımlanmaktadır.
Hizmet kusurunun üç durumda varlığı hem yargı içtihatları hem de öğreti tarafından kabul edilmiştir. Bu üç durum; hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin kötü işlemesidir. Buna göre idare kural olarak yürüttüğü kamu hizmeti ile nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının “b” bendi gereğince “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar” idari yargı yerinde tam yargı davası açabilecektir. Yine İYUK 15/I-a maddesinde ise adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği de hükme bağlanmıştır.
Hizmet kusuruna ilişkin bu açıklamalardan sonra 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 110. maddesindeki düzenlemeye değinmekte yarar bulunmaktadır.
2918 sayılı KTK’nın 11/01/2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik “Görevli ve Yetkili Mahkeme” başlıklı 110. maddesinin 1. fıkrası “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır” hükmünü içermektedir.
Özellikle maddede metninde geçen “bu Kanun’dan doğan sorumluluk davaları” ibaresinin farklı yorumlanmasının yargı yoluna ilişkin ihtilafı doğurduğu görülmektedir.
Buradan hareketle 2918 sayılı KTK’da sorumluluğa ilişkin düzenlemelerin hangi hallerde, kime/kimlere yönelik olduğunun belirlenmesi gerekmektedir.
2918 sayılı KTK’da hukuki sorumluluğa ilişkin düzenlemeler “Hukuki Sorumluluk ve Sigorta” başlıklı 8. kısımda 85 ve devamı maddelerinde yer almaktadır. 85. maddenin 1. fıkrası “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar” şeklindedir.
Bunun yanında yine Kanunun “Devlete ve Kamu Kuruluşlarına Ait Araçlar” başlıklı 106. maddesi “Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır. Bu kuruluşlar, 85’inci maddenin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere 101’inci maddedeki şartları haiz milli sigorta şirketlerine mali sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdürler” hükmünü içermektedir.
Görüldüğü gibi KTK’da sorumluluğa yönelik düzenlemeler 85 ve devamı maddelerinde yer almakta olup, sorumlu olarak motorlu araç işleteni (gerçek ya da farazi işleten olabilir) ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi belirlenmiştir. Buna göre bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır”. Özellikle 106. maddede belirtildiği üzere kamu kuruluşlarına ait araçların neden olduğu zararlara ilişkin sorumluluk da 85 ve devamı maddeleri gereğince işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümlere tabi kılınmıştır.
Anlaşılmaktadır ki, yapılan değişiklik ile 2918 sayılı Kanun’dan doğan sorumluluk davalarının, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların neden olduğu
zararlara ilişkin olanları da dahil olmak üzere işleteni, sahibi, sürücüsü kim olursa olsun, zarar görenin kimliğine bakılmaksızın, ister tek taraflı isterse iki taraflı olsun veya yol kusurundan kaynaklansın, karayolu üzerinde gerçekleşmesi şartıyla adli yargı yerinde görüleceği öngörülmüştür.
KTK’nun 110. maddesindeki 6099 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yapılan değişikliğin genel gerekçesinde “Karayolları Trafik Kanunu, kamuya ait araçların karayolu üzerindeki seyrini (m.85, 86, 90, 106, 109 ve diğ.) kendi kapsamına almış ve bu nevi araçların sebebiyet verdikleri zararların tazmini davaları -doğru olarak- adli yargıda görülmüştür…”; madde gerekçesinde ise “..Komisyon; Kanun’un kamu araçlarının karayolundaki seyrini ve bu sırada oluşan haksız fiilleri özel hukuka bağlı kılmış olması karşısında (m.106), bu tür fiillerden kaynaklanan davaların adli yargıda görülmesini, bu kabulün kaçınılmaz sonucu olarak görmektedir… Sonuç olarak, kamuya ait olan araçların sebebiyet verdiği trafik kazaları ile hemzemin geçitlerde meydana gelen tren-trafik kazaları Karayolları Trafik Kanununa bağlı kılınmış, bu uyuşmazlıklarda görevin adli yargıda olduğu yönünde düzenleme yoluna gidilmiştir…” şeklinde kanun koyucunun amacı ortaya koyulmuştur.
Bu düzenleme, Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi (AYM) önüne taşınmış, Anayasa’nın 2, 125 ve 155. maddeleri bağlamında inceleme yapan mahkeme, düzenlemeyi de şu gerekçelerle Anayasa’ya aykırı bulmayarak iptal istemini reddetmiştir. (AYM’nin 26/12/2013 tarihli ve 2013/68-165 E-K sayılı kararı):
“İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına, kamu ya da özel araç olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek, söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Öte yandan, 2018 sayılı Kanun’da tanımlanan karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayrımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur”.
Nitekim, Dairemiz 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin uygulanmasına ilişkin bu anlamda verdiği 04/12/2019 tarihli ve 2019/2897 esas, 2019/5764 karar sayılı ilke kararıyla, önceki yerleşik uygulamasından dönülmesine karar vermiştir.
Ayrıca değinilmesi gereken diğer önemli husus KTK’da kuruluşlar ve komisyonlara verilen görev ve yetkilere ilişkin sorumluluğun bu Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerekip gerekmediğidir.
2918 sayılı KTK’nın 1. maddesinde, bu Kanun’un amacının karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu belirtilmiştir.
KTK’da kamu kurum kuruluşlarının ve ilgili komisyonların karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzen ve güvenliğini sağlamak, trafik güvenliğini ilgilendiren gerekli önlemleri belirlemek amacıyla görev ve yetkileri sayılmıştır.
Bir kamu hizmeti görmekle yükümlü olan davalı İçişleri Bakanlığının 2918 sayılı Kanun’un “görev ve yetkileri” başlıklı (06/12/2019 tarihli ve 7196 sayılı Kanun’un 39. maddesiyle, bu madde başlığı “Emniyet Genel Müdürlüğünün, merkez, bölge, il ve ilçe trafik kuruluşları, görev ve yetkileri” iken değiştirilmiştir) 5. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, araçların tescil işlemlerini yaparak belge ve plakalarını vermek, (h) bendinde, ülke çapında taşıtların ve sürücülerin sicillerini tutmak, bunlara ilişkin teknik ve hukuki değişiklikleri işlemek, işlettirmek, istatistiksel bilgileri toplamak ve değerlendirmek görevleri verilmiş, sürücü belgesi ve tescil işlemlerine esas teşkil eden bilgilerin, İçişleri Bakanlığı tarafından ilgili kamu kurum veya kuruluşlarından elektronik sistemle temin edilebileceği veya kanunlardaki istisnalar hariç olmak üzere bu amaçla sınırlı olarak paylaşılabileceği, bu fıkraya ilişkin usul ve esasların yönetmelikte belirleneceği, bu maddedeki görev yetki ve sorumluluklara ait diğer esaslar ile trafik kuruluşlarının, çalışma şekil ve şartları, görevlendirilecek personelin nitelikleri, seçimi, çalışma usulleri, görev, yetki ve sorumluluklarına ait esasların İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte belirtileceği düzenlenmiştir. 06/01/2017 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 02/01/2017 tarihinde kabul edilen 680 sayılı KHK’nın 61. maddesi ile (daha sonra bu hüküm 01/02/2018 tarihli ve 7072 sayılı Kanunun 60. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır) 2918 sayılı Kanun’a eklenen ek 18. madde uyarınca, Emniyet Genel Müdürlüğünce yürütülen araç tescil hizmetlerine ilişkin iş ve işlemlerin, bu Kanun’un 131. maddesi hükümleri saklı kalmak üzere, Türkiye Noterler Birliği koordinesinde noterliklere devredilebileceği hükme bağlanmış, 2918 sayılı Kanun’un 20,22 ve Ek 18. maddelerine dayanılarak hazırlanan ve 31/01/2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan “Araçların Satış, Devir ve Tescil Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Yönetmelik” ile araçların tescili ile araç tescil belgesinin düzenlenmesi işlemlerinin noterler veya Emniyet Genel Müdürlüğü trafik tescil kuruluşları tarafından yapılacağı, noterler tarafından yapılan araç satış veya devir işlemlerinin tamamlanmasıyla alıcı adına noterlerce araç tescil belgesi düzenleneceği, tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin noterler tarafından yapılacağı düzenlenmiştir.
KTK’dan doğan sorumluluk davaları, 85 ve devamı maddelerinde düzenlenen, motorlu aracın işletilmesinin sonucu doğan zararlar nedeni ile motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumlu olduğu davalar olup; somut uyuşmazlıkta ise davacı, ikinci kez sahte olarak tescil edildiği sonradan anlaşılan ve sicil kayıtlarına güvenerek noter yoluyla satın aldığı araca el konulması sebebiyle uğradığı zararda, görevini gereği gibi yerine getirmeyip mükerrer tescili yapan idarenin sorumluluğu bulunduğunu ileri sürmektedir.
Kamu idareleri ve kuruluşlarının trafik kazasıyla ilgili olmayan, kamu hizmetinin görülmesi sırasında ve hizmet kusurundan doğan zararların gideriminden doğan sorumlulukları 2918 sayılı Kanun’da düzenlenmiş değildir. Bir başka deyişle, davacının davalının hizmet kusuruna dayandığı olayda, davalının kendi görev alanındaki kamu hizmetini, idare hukuku ilke ve kurallarına göre yürütüleceği ve idari işlem ve eylemlerinden doğan uyuşmazlıkların da Anayasanın 125. maddesi ve 2577 sayılı İYUK’un 2. maddesine göre idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği noktasında bir duraksama bulunmamaktadır.
Araç tescili, mahiyeti itibariyle idari bir işlem olup, trafik kaydındaki tescilin iptali ile yeni kayıt ve tescile karar verilmesi sonucunu doğuracak mahiyettedir. Bu görevin 2918 sayılı Kanunda verilmiş olması, bu görevden kaynaklı kamu hizmetinin kusurlu olması nedeniyle oluşacak zarardan dolayı İdarenin özel hukuk hükümlerine tabi olacağı sonucunu doğurmaz. İdarenin hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar yönünden idareye karşı idare yargı yerinde tam yargı davası açılması gereklidir.
Şu durumda, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda eldeki davanın görüm ve çözüm yeri idari yargıdır. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince yerinde olmayan gerekçelerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK’nın 353/1/a-3 maddesi uyarınca
yargı yolu bakımından davanın usulden reddine dair ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, işin esasının incelenmesi yönünde dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine karar verilmesi doğru görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalının temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 27/12/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.