Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2021/5321 E. 2021/6229 K. 06.10.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5321
KARAR NO : 2021/6229
KARAR TARİHİ : 06.10.2021

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Davacı … vekili Av…. tarafından, davalı … Sigorta A.Ş. aleyhine 25.05.2018 tarihli dilekçe ile trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle maddi tazminat istenmesi üzerine Uyuşmazlık Hakem Heyetince yapılan yargılama sonucunda; davacının davasının kabulüne dair verilen kararın davalı vekili başvurusu üzerine yapılan itiraz incelemesinde; İtiraz Hakem Heyetince davalı vekilinin itirazının reddine dair verilen 22/10/2018 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
K A R A R
Davacı vekili 25.05.2018 tarihli Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurusunda; 21.03.2017 tarihinde davalıya sigortalı araç ile davacının sürücüsü olduğu aracın karıştığı çift taraflı kaza sonucu davacının yaralandığını ve malul kaldığını belirterek fazlaya dair talep hakkı saklı kalmak üzere 10.000,00 TL maddi tazminat alacağının temerrüt tarihi 16.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş, dava değerini 45.062,23 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili; davanın reddini talep etmiştir.
Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetince, davanın kabulü ile 9.652,50 TL geçici ve 35.409,08 TL sürekli işgöremezlik tazminatı toplamı 45.061,58 TL tazminatın 18.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı … şirketinden tahsiline karar verilmiş; Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararına karşı davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine itirazın reddine karar verilmiş; İtiraz Hakem Heyeti kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava trafik kazasından kaynaklı cismani zarar nedeni ile maddi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesi ile müvekkilinin davaya konu kazada yaralandığını ve %14 oranında malul kaldığını açıklayıp maddi tazminatının hesaplatılarak şimdilik 10.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı için sürekli iş göremezlik tazminatı ile ayrıca geçici iş göremezlik tazminatı hesaplanmış; davacı vekilince de rapor doğrultusunda maddi tazminat talebi, geçici ve sürekli işgöremezlik tazminatı toplamı 45.062,23 TL üzerinden ıslah edilmiştir.
Yargılamaya hakim olan ilkelerden olan “taleple bağlılık ilkesi” 6100 sayılı HMK m. 26 ile düzenlenmiş olup, hakim (hakem) tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır ve ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.
Geçici iş göremezlik ve sürekli iş göremezlik zararları ayrı tazminat kalemlerini içermekte olup, dava dilekçesinin içeriğine göre; davacının talebi maluliyet nedeniyle sürekli iş göremezlik zararının tahsili isteminden ibaret olup, davacının geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin bir talebi ve harcı yatırılmış bir davası yoktur. Buna göre davacı vekilince geçici iş göremezlik tazminatı talep edilmediği halde yazılı şekilde talepten fazlasına hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
3-Kabule göre de; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin 16/13. maddesi ve karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’nin 17/2. maddesi gereği, davacı yararına hükmedilecek vekalet ücretinin, tarifeye göre belirlenen nispi vekalet ücretinin 1/5’i tutarında (maktu ücretin altında kalmamak kaydıyla) olması gerektiği gözetilmeden, fazla vekalet ücretine karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine; (2) ve (3) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA; dosyanın, hakem dosyasının saklanması kararını veren … 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 06/10/2021 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

1-Tamamen ıslahta dava sebebi veya talep konusu tümüyle değiştirilmektedir(HMK 180). Kısmen ıslahta ise önceden yapılan usuli bir işlemin düzeltilmesi, örneğin talep sonucunun arttırılması söz konusu olur(HMK 181). Uygulamada, talep sonucuna ilişkin fazlaya dair haklarını saklı tutan davacının dava değerini ıslah yolu ile arttırabileceği tartışmasız kabul edilmektedir. Bununla birlikte başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithali ise tartışmalıdır. Sayın çoğunluk gibi düşününenler, ister tamamen, ister kısmen olsun ıslah için usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması gerektiğini, dava dilekçesinde talep edilmeyen bir konunun ıslahının mümkün olmadığını, dolayısıyla bir dava içinde ıslah ile ikinci bir talepte bulunulamayacağını ileri sürmektedirler.
2-Oysa bizim de katıldığımız görüşe göre, dava dilekçesinde yer almayan yeni bir talebin ıslah ile davaya ithaline yasal açıdan herhangi bir engel bulunmamaktadır. Şöyle ki, evvela HMK’nun 176 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya talep sonucunu değiştirebilmesi imkânını sağlayan bir müessesedir. Bu yönüyle çoğun içinde azın da bulunduğu ilkesi gereğince talep sonucunun tamamen değiştirilmesi imkanının, talep sonucuna yeni talep eklenmesini de kapsadığının kabulü gerekmektedir.
3-Diğer taraftan, belirtilmelidir ki, usul ekonomisi, medenî yargılama hukukuna egemen olan ilkelerden biridir. Anayasanın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 77. maddesinde ifade edilen emredici nitelikteki bu ilke, yargılamanın amacına hizmet eden araçlardan biridir. Usul ekonomisi, yasalarda öngörülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını, yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin aşılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hâkime bir görev olarak yükler(Yılmaz, E., Usul Ekonomisi, AÜHFD, 2008, s.243). Yargıtaya göre de usul ekonomisi adaletin ucuz, çabuk ve isabetli olarak sağlanmasının temel kurallarındandır(HGK 10.4.1991, 15-91/202). Islahla dava konusunun artırılmamasına ilişkin HUMK m. 87 hükmünün son cümlesinin Anayasa Mahkemesince iptali kararında usul ekonomisi de gerekçe olarak yer almıştır(Anayasa Mahkemesinin 20.7.1999 tarihli ve 1/33 sayılı kararı, Resmî Gazete 4.12.2000, s.24220). Bu kararda “…müddeabihin ıslah suretiyle artırılmasına olanak tanınmaması davaların en az giderle ve olabildiğince hızlı biçimde sonuçlandırılmasına engel olacağından, Anayasanın 141. maddesine aykırıdır.” şeklindeki gerekçe ile bu yöndeki kuralın iptali gerektiği sonucuna varılmıştır.
4-Davacının dava açarken talep etmeyi unuttuğu veya sonradan talep etme ihtiyacı hissettiği taleplerini ıslah dilekçesi ile davasına ekleyebileceği, ıslahla yapılabilecek olan bu işlem yerine davacının ek dava açmaya zorlanmasının usul ekonomisine aykırı olacağı, davacının zaten usulüne uygun olarak açtığı bir davanın mevcut olduğu, ıslahla yeni talep eklenmesi durumunda başvuru harcının yatırılmasına gerek bulunmadığı, aksi düşüncenin Anayasanın 141/son maddesindeki “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” hükmüne ve 6100 sayılı HMK’nın 30. maddesindeki “Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” hükmüne de aykırılık teşkil edeceği açıktır. Nitekim Dairemizin 2019/1642 – 2021/1383 sayılı kararı ile 2012/5120-2013/4672 sayılı kararı da aynı doğrultudadır.
5-Açıklanan tüm bu sebeplerle, davacı vekilinin ıslah dilekçesi ile, talep ettiği geçici iş göremezlik tazminatını da hüküm altına alan hakem kararında bu yönden herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını düşündüğümden aksi yönde tezahür eden çoğunluk görüşüne katılmıyorum.