YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5875
KARAR NO : 2021/8735
KARAR TARİHİ : 11.11.2021
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki sigorta tahkim davası hakkında Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti tarafından verilen 06/02/2018 tarih, 2018/İHK-923 sayılı itirazın reddine dair kararın, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili; müvekkilinin 03/03/2008 tarihinde, davalı tarafından sigortalanan araç ile davacının kullandığı motosikletin kazaya karışması sebebiyle yaralandığını belirterek HMK 107. maddesi gereği belirsiz alacak olarak 2.500,00 TL sürekli … göremezlik ve 2.500,00 TL geçici … göremezlik tazminatı isteminde bulunmuş, talebini 20/09/2017 tarihli dilekçesi ile 64.534,59 TL olarak artırmıştır.
Davalı vekili; davanın reddini savunmuştur.
Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetince başvurunun kabulü ile 64.534,59 TL tazminatın işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş, hükme karşı davalı vekili itiraz yoluna başvurmuştur. İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiş hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan yaralanma sebebiyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
Olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 41. maddesinde (6098 sayılı TBK’nun 49. md) haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de (TBK’nun değişik 72. md) haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine (TBK’nun 72. maddesinde 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüştür) tabi olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık 2918 sayılı KTK’nun 109/1. maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler için, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak 10 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Maddenin özellikle 2. fıkrasında “dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa” ifadesi ile kanun koyucu, taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3.kişi) fiil cezayı gerektiriyor ise, uzamış ceza zamanaşımının uygulanacağını kabul etmiştir. Görüldüğü gibi, BK’nun 60 ve 2918 sayılı KTK’nun 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından 1 yıl yerine, 2 yıl olarak öngörülmesidir. (TBK’nun 72. maddesi ile bu konuda da paralellik sağlanmıştır).
Haksız fiile dayanan tazminat isteminde zamanaşımının işlemeye başlayacağı tarih, zararın ve zarar sorumlusunun öğrenildiği andır. Zararın öğrenilmesi kavramıyla kastedilen ise, haksız fiil nedeniyle oluşan bedensel zararın kapsamının öğrenilmesi olup, bu bedensel zararın sebep olacağı maluliyet oranının belirlendiği tarihin, zararın öğrenilmesi kavramına bir etkisi yoktur. Bedensel zararın (yaralanmanın) gerçekleşmesi ve bu yaralanmayla ilgili tedavinin tamamlanması ile zararın kapsamının belli olduğu kabul edilmelidir.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; kaza sonucu sadece davacı yaralanmıştır. Kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK’ya göre zamanaşımı süresi 8 yıldır. Davaya konu trafik kazası 03/03/2008 tarihinde meydana gelmiş, hakem heyetine başvuru ise 10/07/2017 tarihinde yapılmıştır. Davalı taraf, davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığı savunmasında bulunmuş olmasına rağmen, gerek UHH gerekse İHH, zamanaşımı savunmasını reddetmiştir.
Açıklanan nedenlerle; olay tarihi ve hakem heyetine başvuru tarihi dikkate alındığında KTK’nın 109/2. maddesindeki uzamış ceza zamanaşımı süresi içinde de davanın açılmadığı gözetilerek karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre; Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının tespiti açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihi 11/10/2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliki, 01/09/2013-01/06/2015 tarihleri arası Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliki, 01/06/2015-20/02/2019 tarihleri arası Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik, 20/02/2019 tarihinden sonra Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Dosya içerisinde bulunan 21/09/2016 tarihli raporda belirlenen maluliyet oranına uygulanan yönetmeliğin doğru olmadığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca; 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu 30/17 md. ve 19/01/2016 tarihli ve 29598 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 6. maddesi ile Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik’in 16. maddesinin 13. fıkrasına “(13) (Ek:RG-19/1/2016-29598) tarafların avukat ile temsil edildiği hallerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücreti, her iki taraf için de Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesinde yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin beşte biridir.” hükmü eklenmiştir.
Uyuşmazlık Hakem Heyetince verilen kararda davacı lehine hükmedilecek vekalet ücreti için Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin 16/13 maddesinin uygulanması gerektiği gözönüne alınarak AAÜT’nin 13. maddesi gereğince hesaplanan vekalet ücretinin 1/5’i oranında vekalet ücretine hükmedilmesi, ancak hesaplanan miktarın maktu ücretin altında kalması halinde maktu ücrete hükmedilmesi gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 11/11/2021 gününde Üye … ile Üye …’nin karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar sebebiyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. Maddesinde (TBK 72. maddesinde); “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, tazminat sistemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiili işlendiği tarihten başlayarak 10 yıl geçmesiyle zaman aşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır” düzenlemesi ve Karayolları Trafik Kanunu 109. maddesinde, “motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminini ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünün öğrendiği tarihte başlayarak ve her halde kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunur ise bu süre, maddi tazminat taleplerin için de geçerlidir ” düzenlemesi bulunmaktadır.
Yine TTK’nun 1420 ve 1482 maddesinde sigorta sözleşmesinden doğan talep haklarının hangi sürede zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir. TTK’nun 1420. Maddesinde “Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler alacağın muaccel olacağı tarihden başlayarak 2 yıl ve 1482. madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler herhalde rizikonun gerçekleştiği tarihten başlayarak 6 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar hükmü bulunmaktadır. İstisna tutulan TTK’nun 1482. maddesinde ise sorumluluk sigortalarında sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren 10 yıl da zamanaşımına uğrar esasını getirmiştir.
Görüldüğü gibi zamanaşımı konusunda TBK ve KTK’nun haksız fiile ilişkin düzenlemeler ile TTK’nun sigortadan kaynaklanan haklara ilişkin zamanaşımı düzenlemeleri arasında süre yönünden bir paralellik bulunmaktadır. İstikrar kazanan … uygulamalarında haksız fiilden kaynaklanan talep ve dava haklarının sigortacıya yönelik taleplerde de uygulanacağı esası benimsenmiştir.
Somut olayda kaza tarihinin 03/03/2008 tarihi, maluliyet raporunun 21/09/2016 ve başvuru
tarihinin 10/07/2017 tarihi olduğu, kaza neticesinde yaralanmanın aynı zamanda suç teşkil ettiği bu nedenle uzamış ceza zamanaşımının uygulanması gerektiği, uzamış ceza zamanaşımının 8 yıl olması ve maluliyetin de başvuran tarafından öğrenildiği tarih dikkate alındığında yukarıdaki yasal düzenlemelerde belirtildiği üzere tazminat istemine ilişkin zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle işin esasının incelenmesi gerektiği düşüncesi ile değerli çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.