Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2022/12637 E. 2023/5401 K. 13.04.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/12637
KARAR NO : 2023/5401
KARAR TARİHİ : 13.04.2023

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/10 E., 2020/349 K.
ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA
HÜKÜM/KARA : Davanın Kısmen Kabulüne

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesince mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacılar vekili asıl davaya ilişkin dava dilekçesinde; 01.08.2011 tarihinde davalıların sürücüsü ve işleteni olduğu aracın davacı …’nın eşi diğer davacıların babası… idaresindeki araca çarparak davacılar murisi İsmail’in ölümüne sebep olduğunu, davalı sürücünün kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu olduğunu, davacıların bu olay nedeniyle büyük üzüntü, elem ve ızdırap duyduklarını beyanla davacılar için 15.000,00’er TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davada; murisin çocuğu Yusuf Mümtaz için 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP
Davalı … Paz. ve Dağ. Ltd. Şti vekili cevap dilekçesinde; işleten sıfatı bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı … vekili cevap dilekçesinde; kusura itiraz ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. MAHKEME KARARI
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davacı … için 5.000,00 TL, davacı … için 5.000,00 TL ve davacı … için 5.000,00 TL manevi tazminatın 01/08/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı …’dan alınarak davacılara ödenmesine, fazla istemin reddine, davalı … Pazarlama Ltd. Şti.’ye açılan davanın husumetten reddine karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Hukuk Dairesinin 06.11.2018 tarih ve 2015/18986 Esas 2018/10120 Karar sayılı ilamında; “1-Dava trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle yakınlarının manevi tazminat istemine ilişkindir. İşleten tanımı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 3. maddesinde “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır” şeklinde yapılmıştır. 2918 sayılı KTK’nın 3. maddesinde işleten sıfatını belirlenmesinde şekli ve maddi ölçüt olmak üzere iki ayrı ölçütten yararlanılmıştır. Şekli ölçüte göre trafik sicilinde malik görülen kişi işletendir. Maddi ölçüte göre ise, trafik sicilinde adı geçen kişinin önemi bulunmamakta olup önemli olan araç üzerindeki fiili hakimiyet, araçtan ekonomik yarar sağlama, masraf ve rizikolara katlanma gibi ölçütlerdir. İşletenin belirlenmesinde doktrin ve Yargıtay’ın kabul ettiği görüş maddi ölçüttür.
2918 sayılı KTK’nın 85. maddesi ise “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar” hükmünü içermektedir.
Bu yasal düzenleme karşısında, kazaya karışan araçların meydana getirdikleri zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiş ise de, bu araçların sahipleri tarafından herhangi bir sebeple yararlanılmasının bir başka kimseye devir edilmesi halinde (çok kısa bir süre olmaması kaydıyla), artık üzerindeki fiili hakimiyetin kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o aracı kaza sırasında fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekip, bunun sonucu olarak da araç malikinin sorumlu tutulmaması gerekecektir. Gerek doktrinde, gerekse Yargıtay’ın uygulamalarında, kiracının işleten sıfatının belirlenmesinde, kira sözleşmesinin uzun süreli olması, araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması gerekmektedir. Ancak bu konuda getirilecek delillerin üçüncü kişileri bağlayabilecek nitelikte ve güçte olması, özellikle zarara uğrayanların haklarını halele uğratacak bir sonuç yaratmaması şarttır.
Somut olayda, aracın kayden maliki davalı … Paz. ve Dağ. Ltd. Şti olup davalı, aracın kaza tarihinden önce ihbar olunan İreks Gıda San. A.Ş.’ye uzun süreli kiralanmış olduğunu savunmuş ve buna ilişkin olarak adi yazılı kira sözleşmesi, araç teslim evrakları ibraz etmiştir. Mahkemece bu savunma üzerinde durularak davalı şirketin işleten sıfatı kalktığından bahisle davalı şirket yönünden davanın husumetten reddine karar verilmiştir. Eksik inceleme ile karar verilemez. Buna göre yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler de gözönünde bulundurularak, davalı ile ihbar olunan İreks Gıda San. A.Ş. arasındaki kiralama sözleşmesi dikkate alınarak, taraflar arasında tanzim edilen kira sözleşmesinin uzun süreli ve 3. kişileri bağlayacak güçte bir kira sözleşmesi olup olmadığı, aracın teslim edilip edilmediği, araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma olup olmadığı, kira sözleşmesinin ve kira bedelinin Maliye ve Vergi Dairelerine bildirilip bildirilmediği, kira bedellerinin ödenip ödenmediğinin, gerektiğinde davalı malik ve kiracının ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılmak suretiyle kira sözleşmesinin belirtilen bu deliller ile fatura ve cari hesap hareketleri gibi yan delillerle desteklenip desteklenmediği, davalının işletenlik sıfatının devam edip etmediği hususları tartışılarak varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2. Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nasafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, M.K’nun 4.maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nasafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, davacılar için takdir olunan manevi tazminatın bir miktar az olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.

3. Bozma sebebine göre, davacılar vekilinin sair temyiz itirazının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Kabule göre de; ihtiyari dava arkadaşı olan davacılar lehine hükmedilen manevi tazminatlar yönünden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi de doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,” karar verilmiştir.

B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma ilamına uyularak İhbar olunan İreks Gıda ve davalı … pazarlamanın araç kiralama sözleşmesinden 1 yıl önce ve sonrasına ait ticari defterler şirket merkezlerinde ayrı ayrı incelenerek düzenlenen raporlarda kazaya karışan aracın ve muhtelif araçların 36 ay boyunca uzun dönem kiralandığı, bu sebeple Taşar Pazarlama Ltd.Şti’nin kazadan araç maliki olarak sorumluluğunun bulunmayacağı, manevi tazminatların hak ve nesafet kuralları çerçevesinde takdir edildiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, davacı … için 7.000,00 TL, davacı … için 7.000,00 TL ve davacı … için 7.000,00 TL manevi tazminatın 01/08/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı …’dan alınarak davacılara ödenmesine, fazla istemin reddine, davalı … Pazarlama Ltd. Şti’ye açılan davanın husumetten reddine, birleşen Tavşanlı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/693 Esas sayılı dosyası yönünden davanın kısmen kabulü ile 7.000,00 TL manevi tazminatın 01/08/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı …’dan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davalı … Pazarlama Ltd.Şti’ye açılan davanın husumetten reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Birleşen davada davacı … vekili temyiz dilekçesinde; davacı lehine hükmedilen manevi tazminatların az olduğunu, davalı … Pazarlamanın meydana gelen kazada malik-işleten sıfatıyla sorumlu olduğunu, dosyaya sözleşme sunulmadığını, uzun süreli kiralamanın işleten sıfatını kaldırmadığını, husumet yokluğundan redde karar verilmesi halinde ise zarara sebep olan aracın kiraya verildiği bilinemeyeceğinden aleyhe yargılama gideri ve vekalet ücreti hükmedilemeyeceğini ve vekalet ücretinin hatalı hesaplandığını
belirterek mahkemece verilen kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe:
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; davalıların sürücüsü ve işleteni olduğu aracın karıştığı trafik kazasında eş/ babasını kaybeden davacıların manevi tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85, 89, 90 ıncı maddeleri, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 47 nci maddesi.

3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, birleşen davada davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Birleşen davada davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Birleşen davada davalı … Pazarlama Ltd. Şti. aleyhine açılan dava, trafik kaydına dayanılarak açılmış olup, adı geçen davalının aracı uzun süreli kira sözleşmesi ile kiraladığına ilişkin savunması üzerine davanın husumet yönünden reddine karar verilmiş, lehine vekalet ücreti takdir edilmiştir. Trafik kaydına göre davanın adı geçen davalıya yöneltilmesinde davacının bir kusuru bulunmamaktadır. Bu halde adı geçen davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirir.
Ne var ki, bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, mahkeme kararının 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen geçici 3 üncü madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 438/7 nci maddesi uyarınca düzeltilerek onanması gerekir.

VI. KARAR
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle birleşen davada davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün 4 numaralı bendinde yer alan “Davalı … Pazarlama Ltd.Şti kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, davalı lehine takdir edilen 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,” ibarelerinin hükümden çıkartılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA;

İstek hâlinde peşin alınan temyiz harcının birleşen davada davacıya iadesine,

Dosyanın, mahkemeye gönderilmesine,13.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.