Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2022/14538 E. 2023/607 K. 18.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/14538
KARAR NO : 2023/607
KARAR TARİHİ : 18.01.2023

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul

Taraflar arasındaki haksız fiil nedeni ile uğranılan zararın tespiti ve tazmini istemine ilişkin belirsiz alacak ve tespit davasında davanın kabulü yönünde verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının tarımsal faaliyette bulunduğunu, bahçe vasfındaki taşınmazını sulamakta kullandığı dereye davalı şirket tarafından kömür ocaklarında biriken atık suyun karıştırıldığını belirterek oluşan zararının tespiti ve tazmini isteminde bulunmuştur.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 17.12.2019 gün, 2017/257-2019/185 Karar sayılı kararıyla; “bozma ilamı gereğince davacının bahçesinde meydana gelen zararın tespiti ve tazminat miktarının belirlenmesi açısından alınan bilirkişi raporları Yargıtay bozma ilamına ve dosya kapsamına da uygun kabul edilerek” davanın kabulü ile değer düşüklüğü ve ağaç bedeli olmak üzere toplam 163.195,80 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar karar verilmiştir.

VI. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Yerel mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekilince süresi içinde temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Daire, “bozma ilamına uyulmasına rağmen, davalının atık su karıştırması nedeni ile davacının bahçesindeki bir kısım ağaçların kuruduğu, bir kısmının ise zarar gördüğü, keza ekili ürünlerin de zarar gördüğü, davalının ağaç ve ürün sulamasında kullanılan dereye ait suya, atık su karıştırılması nedeniyle davacının bahçesinde meydana gelen zarardan sorumlu olduğu belirtilerek bozma ilamı dışına çıkıldığı ve ayrıca davacının bahçesinde meydana gelen değer kaybının da zarar kapsamına dahil edilmesinin doğru olmadığı, mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra yapılması gereken işin, ürün sulamasında kullanılan dereye atık su karıştırmasından dolayı kuruyan ve zarar gören ağaçlar ile ekili ürünler nedeniyle davacının bahçesinde meydana gelen zararını tespit ederek hüküm altına almak olduğu gerektiğine” değinerek bozma kararı vermiştir.

B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamında işaret edildiği üzere davacının bahçesinde meydana gelen değer kaybının zarar kapsamında telakki edilmesi mümkün olmadığı gibi şu aşamada eski hale getirilme masraflarının hesaplanmasının da talebi aşmak olacağı, buna göre ürün sulamasında kullanılan dereye atık su karıştırmasından dolayı kuruyan ve zarar gören ağaçlar ile ekili ürünler nedeniyle davacının bahçesinde meydana gelen zarar toplamı olan 13.763,89 TL’nin 20.10.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; her davanın açıldığı tarihteki hukuki duruma göre değerlendirilmesi gerektiğini, İlk Derece Mahkemesinin kararının usuli kazanılmış hakka ve bozma ilamlarına aykırı nitelikte olduğunu, taşınmazların maruz kaldığı zararın, dosyaya sunulan bütün bilirkişi kurulu raporları ile tespit edildiğini, ancak sonrasında taşınmazın acele kamulaştırıldığını, uyulan bozma kararının lehlerine olduğunu, ilamda dava açıldığı tarih itibarıyla zararın tespit edilerek hüküm altına alınmasının istendiğini, kamulaştırma gerçekleştirilse de dava konusu taşınmazların değer düşüklüğüne uğradığı, ayrıca anılan ilamda davalı tarafın vekalet ücreti ve yargılama giderinin maktu olması gerektiğine yönelik temyiz itirazlarının kabul edilmediğini, dolayısıyla ilk kararda hükme bağlanan vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin hüküm sadece vekalet ücretinin maktu olması ile aleyhlerine yükletilmemesi gerektiği yönünden temyiz konusu yapıldığından ve temyiz itirazları da reddedildiğinden bu hususun müvekkil yönünden usuli kazanılmış hak niteliğine dönüştüğünü, buna göre; dava konusu taşınmazların işbu dava açıldıktan oldukça sonra kamulaştırıldığı ve dava tarihi itibariyle müvekkile ait taşınmazların, davalı şirketin faaliyeti neticesinde zarar gördüğünün önceki yargılamalarla sabit olduğu gözetilerek, taşınmazların maruz kaldığı zararlardan dolayı tüm tespit edilip kesinleşen miktardan hak kazanılan vekalet ücreti ve yargılama giderleri ile atık su karışımı nedeniyle kuruyan ve zarar gören ağaçlar ile ekilen ürünler yönünden oluşan zarardan davalı şirketin sorumlu tutulması, davanın tamamen kabul edilmesi gerektiğini, ayrıca ilk derece mahkemesince; müvekkillerinin taşınmazının uğradığı değer kaybının zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği tespitiyle davanın kısmen kabulü ile aleyhlerine yargılama gideri yüklenmesinin usuli kazanılmış hakka da aykırı olduğunu, müvekkilin taşınmazlarının davalı şirketin faaliyetleri nedeniyle zarar gördüğü ve değer düşüklüğüne uğradığı mahkeme kararıyla kesin şekilde sabit olduğundan, dava konusu taşınmazların yaklaşık 3 yıl sonra kamulaştırıldığından, değer düşüklüğü yönünden dava konusuz kaldığından usuli kazanılmış hak da dikkate alınarak, lehlerine yargılama gideri, vekalet ücretine hükmedilmesi ile müvekkilin arazilerindeki ürünlerde meydana gelen zarar nedeniyle tespit edilen 13.763,89 TL’nin, bu zararın meydana geldiği 20/10/2011 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesi için ilk derece mahkemesinin kısmen reddedilen kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; mahkeme kararının hatalı bilirkişi raporuna dayandığını, itiraza uğrayan raporun hükme esas teşkil etmesinin hukuken yerinde olmadığını, bilirkişi raporu incelendiğinde ziraat bilirkişisinin kendiliğinden araştırma ve inceleme yapmadığını, dava konusu meyve ağaçlarının ve bahçenin değerini araştırmaya yeltenmediğini, yalnızca dosyada mübrez raporlarda yer alan değerlendirme ve tespitler ile yetinerek işbu raporu oluşturduğunu, Yargıtay denetimine elverişli bulunmayan raporun hükme esas kabul edilerek hatalı sonuca varıldığını, dava dışı … Enerji Üretim A.Ş.’nin sahibi olduğu termik santral 2014 yılından beri faaliyet göstermekte olup bu tarihten önceki dönemler için müvekkil şirketin sorumlu tutulmasının haksız ve dayanaksız olduğunu, müvekkil şirketin kömür ocağındaki açık işletme üretimiyle davacının ortaya çıktığını iddia ettiği zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını, aynı şartlarda ve aynı suyu kullanan komşu arazilerdeki ağaç ve meyvelerde hiçbir sorun görünmezken davacının bazı meyve ve kavak ağaçlarının kurumasının ya da verim kaybı görülmesinin tek sebebinin bakımlarının yapılmaması olduğunu belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının tarımsal faaliyette bulunduğu, bahçe vasfındaki taşınmazını sulamakta kullandığı dereye davalı şirket tarafından kömür ocaklarında biriken atık suyun karıştırıldığı iddasıyla oluşan zararının tespiti ve tazmini istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası.
3. Değerlendirme
1. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi olanağı bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazının reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin (AAÜT) 13 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasında “Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.” düzenlemesi yapılmıştır.

Açıklanan nedenlerle; davalı lehine hükmedilecek vekalet ücretine ilişkin olarak AAÜT’nin 13 üncü maddesi gereğince, “davanın kısmen reddi nedeniyle davalı yararına hükmedilecek ücret, davacı lehine belirlenen ücreti geçemeyeceğinden”, davalı yararına daha fazla vekalet ücretine karar verilmesi doğru olmamıştır. Ne var ki, belirlenen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı HUMK’un 438/7 nci maddesi uyarınca düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.

VII. KARAR
1-Değerlendirme bölümünün (1) nolu bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin tüm ve davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,

2-Değerlendirme bölümünün (2) nolu bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının 7. bendindeki “18.146,03 TL” ibarelerinin hükümden çıkartılarak yerine ” 4.080,00 TL ” ibarelerinin yazılmasına ve kararın bu şekli ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine,

Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,

18.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.