YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/10847
KARAR NO : 2022/4002
KARAR TARİHİ : 09.03.2022
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi
Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonucunda; ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi üzerine bölge adliye mahkemesi’nin yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmünün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine vekilince istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, mülkiyeti davacılara ait taşınmazın kesinleşen orman tahdit sınırları içinde kalması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca tazmini ile tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karara karşı, davalı Hazine vekilince yapılan istinaf başvurusunun İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi’nce esastan reddine karar verilmiş olup; hüküm, davalı Hazine vekilince temyiz edilmiştir.
Aşağıda açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi’nin esastan ret kararın kaldırılmasına karar verildikten sonra Sakarya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/866 Esas – 2017/103 Karar sayılı ilamına konu dosyanın incelenmesinde; dava konusu Sakarya İli, Arifiye İlçesi, Arifiye Mahallesi, 5104 parsel sayılı 373 m² yüzölçümlü taşınmazın 1961 yılında Sakarya Kadastro Mahkemesi kararı ile dava dışı kişiler adına tescil edildiği, davacı …’nin ise taşınmaza14.03.1991 tarihinde satış suretiyle malik olduğu, taşınmazın beyanlar hanesine 05.07.1995 tarihinde “Orman sınırları içine alındığından satılamaz” şerhinin konulduğu, eldeki davanın 16/08/2016 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; arsa niteliğindeki dava konusu taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde yöntem itibari ile bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;
1-Dairemizin geri çevrilme ilamı sonrası dosyaya ibraz edilen fen bilirkişi ek raporunda, dava konusu taşınmazın kesinleşen orman tahdit sınırları içerisinde kalıp kalmadığının ve kalıyor ise orman tahdit sınırları içinde bulunan kısmın yüzölçümünün belirtilmediği anlaşılmakla, bu hususta bir açıklama içermeyen rapora dayanılarak eksik inceleme ile hüküm kurulması,
2-Arsa niteliğindeki taşınmazlara değer biçilirken dava konusu taşınmaz ile emsalin zaruret olmadıkça yakın bölgelerde ve benzer yüzölçümlü olması, değerlendirme tarihine yakın satışların emsal alınması ve değerlendirme tarihinden önceki özel amacı olmayan satışlara göre değer biçilmesi gerekir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; emsal olarak incelenen Hanlıköy Mahallesi, 136 ada, 3 parsel sayılı taşınmazın farklı mahallede olduğu ve dava konusu taşınmaza göre büyük yüzölçümlü olduğu gibi; dava konusu taşınmaz ile emsal olarak esas alınan taşınmazın Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerlerinin karşılaştırılmasında; emsal taşınmaz daha değerli olduğu halde, dava konusu taşınmazın daha değerli olduğu kabul edilerek vergi değerlerine ters düşecek şekilde değer tespit edildiğinden alınan rapor inandırıcı değildir.
Bu durumda; taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde re’sen emsal celbi yoluna gidilmesi, taşınmazın, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazın ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğü’nden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere ve değerini etkileyen merkezi yerlere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların re’sen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,
3- Davaya dahil edilen davalı … yönünden davanın husumetten reddine karar verilmesi gerekirken, bu hususta olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmaması,
Doğru görülmemiştir.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan yukarıda açıklanan nedenlerle Sakarya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/866 Esas – 2017/103 Karar sayılı hükmünün HMK’nın 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi’ne GÖNDERİLMESİNE, 09/03/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.