YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/21224
KARAR NO : 2014/17213
KARAR TARİHİ : 30.09.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Yağma, suç işlemek amacı ile örgüt kurmak ve yönetmek, örgüte üye olmak, ihaleye fesat karıştırma, genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak, 6136 sayılı Yasaya aykırılık, tehdit
HÜKÜM : Kısmen mahkumiyet, kısmen beraat, kısmen kamu davasının düşmesine
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
I-)Sanıklar …, hakkında yakınan …’a yönelik eylemleri nedeniyle tehdit; sanık … hakkında yakınan …’a yönelik eylem nedeniyle yağma; sanık … hakkında ihaleye fesat karıştırma ile sanık … hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, kararın dayandığı gerekçeye ve takdire göre, O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin ONANMASINA,
II-)Sanık … hakkında suç işlemek amacı ile örgüt kurmak ve yönetmek; sanıklar …, hakkında örgüte üye olmak ile sanıklar … ve … hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde;
Sanıklar … ve … hakkında 6136 sayılı yasaya muhalefet ile sanıklar …, hakkında örgüte üye olmak suçlarından kurulan hükümlerde erteleme konusu değerlendirilirken, tekrar suç işlemeyecekleri yönünde olumlu kanaat gelmediğinden bahisle taleplerinin reddedilmesine karar verildiği, aynı gerekçenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 5271 sayılı CMK’nun 231/6-b. maddesi uyarınca da aranan şartlardan olduğunun anlaşılması ve sanık …’nun önceden kasıtlı suçtan hükümlülüğünün de bulunması nedeniyle, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin uygulama olanağı bulunmadığı anlaşılmakla yapılan incelemede;
Sanıklar … ve … hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan kurulan hükümlerde ayrıca adli para cezasına da hükmedilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış,
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler kurulunun takdirine göre, suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nun 53/1. maddesinin (c) fıkrasındaki velayet hakkından, vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun, kendi altsoyları açısından koşullu salıverme tarihine; kendi altsoyları dışındaki kişiler yönünden ise, cezanın infazı tamamlanıncaya kadar süreceğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …, savunmanlarının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkralarından TCY’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümler çıkarılıp yerlerine, “sanıkların, TCY’nın 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmalarına, 3. fıkrası uyarınca da kendi alt altsoyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanıklar hakkında uygulanmamasına” cümlesinin yazılması suretiyle diğer yönleri eleştiri dışında usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
III-)Sanıklar …, hakkında yakınan … ile sanıklar …, hakkında yakınan …’ye yönelik eylemleri nedeniyle kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde;
Oluş ve dosya içeriğine göre, sanıkların eylemlerine uyan 5237 sayılı TCY’nın 106/2-c ve 66/1-e maddelerinde öngörülen 8 yıllık zamanaşımının, sorgularının yapıldığı sanıklar …, yönünden 12.7.2006; sanık … yönünden ise 03.8.2006 tarihleri ile inceleme tarihi arasında geçmiş bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
IV-) Sanık … hakkında yakınan …’a yönelik eylemi nedeniyle yağma; sanıklar … ve … hakkında örgüte üye olmak; sanıklar …, hakkında ihaleye fesat karıştırma ve sanık … hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından kurulan beraat ile sanık … hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesine gelince;
1-)Oluş, telefon dinleme tutanakları, yakınanlar ve tanıkların anlatımları ile tüm dosya kapsamına göre;
a-)Kasmet İnşaat yetkilisi olarak ihaleye katılmak için dosya alan ve olay öncesi sanıklar … ve … isimli şahıslar tarafından ihaleye girmemesi yönünde tehdit edilen yakınan …’un 25.10.2005 tarihli …ihalesine katılmamasını temin maksadıyla sanık …’nun azmettirmesi ve sanık …’nun talimatı ile sanık … ile arkadaşları …, … ve …’in Artvin ili Şavşat ilçesindeki… adlı otele geldikleri, 23.10.2005 saat 23:40 sıralarında otelin gazinosundan yakınanın dışarı çıktığını, arkadaşlarına sanık …’in haber vermesi üzerine ellerindeki sopa, muşta tabir edilen demirle ve tekmelerle yakınanı hayati tehlike geçirmeyecek ve güç kaybı olmayacak şekilde yaraladıktan sonra kaçtıkları, yakınanın anılan ihaleye katılmak için dosya almasına karşın teklif vermediği, 25.10.2005 tarihinde yapılması gereken ihalenin toplam keşfin yetersiz olması sebebiyle 24.10.2005 tarihinde saat 16:30’da iptal edildiği, bu şekilde adları geçen sanıklar …, ’ın 5237 sayılı TCK’nın 235/2-c maddesindeki düzenlemeyi ihlal eder şekilde ihaleye fesat karıştırdıkları sabit olmakla, ihalenin idari ve teknik şartnamesi de göz önünde bulundurularak yakınanın ihaleye katılma yeterliliğine sahip olup olmadığı da araştırıldıktan sonra sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdiri gerekirken, eksik inceleme ve yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde beraatlarına karar verilmesi,
b-) Devlet Su İşleri 26. Bölge Müdürlüğünün 19.12.2005 tarihli …Barajı Köy Yolları Yapımı (… Köy Yolu) ihalesine girmemesi ve ihalenin sanık …’e kalması için yakınan…’ı olay öncesi tehdit eden sanık …’nun, sanıklar … ve …’yi Borçka İlçesine gönderdiği, aralarındaki anlaşma ve işbölümü gereği sanık …’nin köşede beklediği, sanık …’nin 16.12.2005 tarihinde saat 22.50’de yakınan…’a doğru silahla ateş ettiği, yakınanın da karşılık verdiği, aynı tarih saat 23.09’da sanık …’nun … ile telefonla görüştüğü, yakınan… olayından bahsettikleri, …’nun “şimdi oraya ne oldu ki, Pazartesi günkü iş ile ilgilidir” diyerek 19.12.2005 tarihli ihaleyi kastettiği, sanık …’nun da cevaben “demiştim ona çıkma diye dinlemedi beni … ” dediği, yakınanın söz konusu ihaleye girmediği, sanık …’in, 17.12.2005 tarihinde sanık … ile görüştüğü ve “bir şey olmuş akşam doğru mu” dediği, …’nin de “doğrudur” diye cevap verdiği, sanık …’in yakınan…’ı kastederek küfrettiği, sanık …’in ayrıca 19.12.2005 tarihli ihale öncesi sanık … ile görüştüğü ve sanık …’na ihale ile ilgili bilgi verdikleri, 19.12.2005 tarihinde ihale öncesi sanıklar …, … ve …’ın ihaleye girecek firma sahipleri ile sürekli irtibatta oldukları, kendi aralarında bir şeyler konuştukları ve ihale başlayınca binadan ayrıldıkları, söz konusu ihaleye toplam 6 adet isteklinin katıldığı, tekliflerin geçersiz olması nedeni ile ihalenin 23.12.2005 tarihinde yetkililer tarafından iptal edildiğinin
anlaşılması karşısında; sanıklar …,’ın eylemlerinin bir bütün halinde 5237 sayılı TCK’nın 235/2-c maddesine uyan ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturduğu gözetilip, ihalenin idari ve teknik şartnamesi de göz önünde bulundurularak yakınanın ihaleye katılma yeterliliğine sahip olup olmadığı da araştırıldıktan sonra sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdiri gerekirken, eksik inceleme ve yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmesi,
c-)Sanık …’in, 25.10.2005 tarihli … ihalesine yakınanın katılmamasını temin maksadıyla Artvin ili Şavşat ilçesindeki … adlı otele 4 arkadaşı ile birlikte geldiği, 23.10.2005 saat 23:40 sıralarında otelin gazinosundan yakınanın dışarı çıktığını arkadaşlarına haber verdiği, ellerindeki sopa ve muşta tabir edilen demirle ve tekmelerle yakınanı darp ettikleri ve U-7826 seri numaralı Astra marka silahını aldıktan sonra kaçtıkları, suça konu silahın 24.12.2005 tarihinde… kargo ile Hopa ilçesinden sanık tarafından yakınana gönderilmek suretiyle iade edildiğinin anlaşılmasına göre, sanık …’in yağma suçunu işlediğinin kanıtlandığı gözetilerek, 5237 sayılı Yasanın 149/1-a,c,h ve 168/1-3 maddeleri uyarınca hükümlülüğü yerine, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile hakkında beraat kararı verilmesi,
d-)Sanıklar … ve …’nin, suç örgütü kurucusu ve yöneticisi sanık …’nun talimatları doğrultusunda suç örgütü mensupları ile birlikte hareket ettikleri, sanık …’ın örgüt üyeleri tarafından gerçekleştirilen yakınan …’nin darp edilmesi; sanık …’nin ise, yakınan…’a yönelik eylem ile …’in işyerine baskın yapılması eylemine katıldığı anlaşılmakla, örgüte üye olmak suçundan aynı yasanın 220/2. maddesi uyarınca mahkumiyetleri yerine, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı biçimde beraatlerine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, …’un usule yönelik karşı oyu ile 30.09.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY :
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 105/6. maddesi ile yürürlükten kaldırılan; ancak, aynı Kanunun geçici 2/4. maddesi uyarınca, bu mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bakmakla görevlendirilen, CMK’nın yürürlükten kaldırılan 250/1. maddesine göre görevli mahkemeler, 6 Mart 2014 tarihli, mükerrer 28933 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14/1. maddesi gereğince kaldırılmışsa da, anılan maddenin 4. fıkrasına, “Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunur.” hükmü konulmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin, konumu gereği; başta terör olmak üzere, örgütlü suçlarla mücadele edebilmesi için; Kanun Koyucunun özel yetkili mahkemeleri kaldırırken; kaldırma gerekçesinde ortaya koyduğu sakıncaları taşımayan; evrensel hukuk kurallarına uygun; yetki ve görev sınırları iyi çizilmiş; alt yapısı iyi oluşturulmuş; ihtisas mahkemelerine ihtiyaç olduğu, inancını taşıyorum.
Düşüncem bu olmakla birlikte, benim muhalefetim; bu mahkemeler kaldırılırken; dosyası henüz sonuçlanmamış sanıklarla; dosyası karara bağlanıp, Yargıtay’a gönderilmiş olan sanıklar arasında ayrım yapan yukarıda açıklandığı şekilde bir hükme yer verilmesinin, kaldırma nedenleriyle örtüşmediği ve çeliştiği noktasına ilişkindir.
Çünkü;
5271 sayılı Kanunun 2/f maddesi “kovuşturma: iddianamenin kabulü ile başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” ifade eder, şeklinde tanımlanmış olup, bu tanıma göre, temyiz aşamasındaki dosyalar kovuşturması devam eden derdest dosyalardır. Bu tanım karşısında, henüz kovuşturma süreci tamamlanmamış dosyalardan; özel yetkili mahkemelerce karar verilmemiş olanların genel (normal) ağır ceza mahkemelerine gönderilmesi; temyiz aşamasındakilerin ise Yargıtay tarafından incelenmesi yolunda düzenleme yapılmak suretiyle ayrıma gidilmesinin doğru bir çözüm şekli olmadığını düşünüyorum. Sebeblerini aşağıda açıklayacağım üzere, bu Kanun hükmüne rağmen; Yargıtay’da bulunan dosyalarında, aynen, karar verilmemiş dosyalarda olduğu gibi; hiçbir incelemeye tâbi tutulmadan salt, söz konusu mahkemelerin kaldırıldığı gerekçesi ile genel bir kanun bozması
Yapılıp, mahalline iade edilmeleri ve muhakemelerinin; genel (normal) mahkemelerde yapılmasının sağlanması görüşündeyim. Aksi bir çözüm, yani esasa girilerek bu dosyaların inceleneceği kuralına uyulması 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine ve 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olur.
Şöyle ki;
1-Özel Yetkili Mahkemeler, “Adil Yargılanma Hakkı” ve “Ağır Ceza Mahkemeleri” arasındaki ayrıma son vermek amacıyla kaldırılmış olup, bu husus anılan Kanunun genel ve sözü geçen madde gerekçesinde belirtilmiş; böylece, bütün Ağır Ceza Mahkemelerinin aynı usul kurallarına tâbi olması sağlanarak, adil yargılanma hakkı için gerekli olan özel soruşturma ve kovuşturma usullerine son verilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda baktığımızda; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında ve Yargıtay’ın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunacağına ilişkin düzenlenme yapılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 10. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerine uygun düşmez.
Zira, Kanun Koyucu, bizzat kendisi, özel yetkili mahkemeleri adil yargılanma hakkını temin etmek amacıyla kaldırıldığını, Kanun gerekçesinde yer vermesine ve bu mahkemelerin normal ağır ceza mahkemelerine göre, daha güvencesiz olduğunu kabul etmesine rağmen; bu mahkemelerce kurulan hükümlerin, normal ağır ceza mahkemelerinden verilen kararlar gibi incelenmesini öngörmesi; kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen bir sonuç yaratır.
2- Mahkemeler, bütün işlemlerinde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar. 6526 sayılı Kanunla delil toplama yöntemleri değiştirilmiş; önceden CMK’nın 250. maddesi kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli ve sanıklar yönünden kısıtlayıcı hükümler kaldırılarak, hukukî güvenlik ile yargılama eşitliği sağlanmıştır. Ancak Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması sonucu, bu mahkemelerce karara bağlanmayan ve diğer ağır ceza mahkemelerine gönderilen davaların sanıkları ile; kararları Yargıtay’da temyiz incelemesinde bulunan dosyaların sanıkları arasında ayrım yapılarak, fark yaratılması; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 7. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, sözleşmede yer alan hak ve özgürlüklerden ayrım gözetilmeksizin, herkesin yararlanmasını hüküm altına alan 14. maddesine ve iç hukukumuz yönünden de, Anayasamızın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10; “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36; “Kanunî Hâkim Güvencesi” başlıklı 37; “Suç ve Cezalar” başlıklı 38. maddelerine aykırılık oluşturur.
Görüldüğü üzere;
Söz konusu Kanunî düzenleme, bu hâliyle, hem Anayasamıza aykırıdır, hemde tarafı olduğumuz ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalarla çatışmaktadır.
Şimdi, burada sorun, Anayasamıza ve yukarıda açıkladığımız milletlerarası antlaşmalara aykırılık oluşturan, anılan Kanun hükmünü aşıp aşamayacağımız; aşabilecek isek, bunu nasıl yapabileceğimiz noktasında toplanmaktadır.
Aslında, bu konu, bir sorun iken, Anayasamızın 90/5. maddesinde 07.05.2014 tarih ve 5170 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle, milletlerarası antlaşma hükümlerine üstünlük tanınarak, temelinden çözülmüş olup, bu gün için tartışma kalmamıştır.
Şöyle ki;
Anayasamızın 90/5. maddesi ile; bir kanun hükmüyle usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bir antlaşma kuralının çatışması hâlinde, antlaşma hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir.
Bu hükümden hareketle somut olayımızı değerlendirecek olursak, 6526 sayılı Kanunun 1. maddesi ile Terörle Mücadele Kanununa eklenen geçici 14. maddenin 4. fıkrası son cümlesinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Ülkemizin kabul ettiği milletlerarası antlaşmalar ile çeliştiği açıkça görülmekte olup, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yukarıda açıklanan hükümlerine üstünlük tanınması suretiyle sorunun çözülmesi ve özel yetkili mahkemelerce verilen hükümlerin; başka yönleri incelenmeksizin, kanun önünde eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkı gereğince, bütünüyle bozularak, genel (normal) ağır ceza mahkemelerinde; muhakemelerinin yapılması ve sonucuna göre, hüküm kurulması için bozulması gerekmektedir. Aksi bir düşüncenin kabul edilmesi; kanun koyucunun bu mahkemeleri kaldırma gerekçesi ve amacıyla çelişen sonuçlar doğuracağı gibi hukukun; adalet, yerindelik ve hukukî güvenlik başlıkları altında toplanabilecek temel değerlerine de aykırı olur, kanaatindeyim.
Bu nedenlerle söz konusu dosyada; yüksek çoğunluğun esasa girerek inceleme yapma görüşüne ve bu görüşe bağlı olarak verdiği karara katılmıyorum.