YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/3224
KARAR NO : 2023/13099
KARAR TARİHİ : 05.10.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/269 E., 2016/681 K.
SUÇLAR : Tehdit, hakaret
HÜKÜMLER : Beraat, ceza verilmesine yer olmadığına, mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, Bozma
Katılan sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. … Cumhuriyet Başsavcılığının 16.02.2016 tarihli ve 2016/326 Esas no.lu iddianamesiyle katılan sanıklar … ve … hakkında;
1. Hakaret suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları, 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrası, 53 üncü maddesi.
2. Tehdit suçundan; 5237 sayılı Kanun’un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 53 üncü maddesi,
Gereğince cezalandırılmaları amacıyla kamu davası açılmıştır.
B. … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.05.2016 tarihli ve 2016/269 Esas, 2016/681 Karar sayılı kararı ile;
1. Katılan sanık … hakkında tehdit ve hakaret suçlarından, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca ayrı ayrı beraatine,
2. Katılan sanık … hakkında hakaret suçundan; 5237 sayılı Kanun’un 129 uncu maddesinin birinci fıkrası, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına,
3. Katılan sanık … hakkında tehdit suçundan; 5237 sayılı Kanun’un 106 ıncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 1.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,
Karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan Sanık …’un Temyiz Sebepleri
1. Katılan sanığın tanıkları dinlenmeden eksik inceleme ile savunma hakkı kısıtlanarak karar verildiği,
2. Beraatine karar verilmesi gerektiği,
3. Katılan sanık …’ın mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiğine,
4. Vesaire,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. … ile Cevat’ın ceviz fidanı dikmek için …’nin arazisine gittikleri ve …’nin kendi tarlasına biriken yağmur sularını, …’in arazisine yönlendirdiği, yağmur sularıyla arazisi zarar gören …’in bu haksız fiil oluşturan hareketin tesiri altında …’ye yönelik “gavat orayı kapatma, bokumu ye” ve “senin dilini çektirecem,” dediği anlaşılmıştır.
2. Görgü tanığı C.B.’nin aşamalarda değişmeyen, katılan sanık …’yi destekleyen nitelikte beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
IV. GEREKÇE
1. Sanık … Hakkında Kurulan Beraat Hükümlerine Yönelik Temyiz İncelemesinde;
5271 sayılı Kanun’un 223 (9) hükmünün uygulanması ve özellikle “Derhal” kavramının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda doktrin ve uygulamada iki ayrı görüşün ortaya çıktığı söylenebilir.
Birinci görüşe göre; 5271 sayılı Kanun’un 223 (9)’da yer alan “Derhal” kavramını, “… delil takdirine girmeden beraat kararı verilebilecek”, “İşin esasına girmeden fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ya da “Kanun değişikliği ile fiilin sonradan suç olmaktan çıkartılması halleri”yle sınırlı kabul etmek ve maddeyi de bu kabul ışığında uygulamak gerektiğinden; dava zaman aşımı süresi dolduğu için dosyanın esasına girmeden, davayı düşürmek gerekir.
İkinci görüşe göre ise; yargılamanın geldiği aşama itibariyle ilave bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan, verilmiş olan beraat kararı usul ve yasaya uygun bir karar olarak değerlendiriliyorsa, işbu karar dairesince onanmalıdır. Eğer dairece yapılan değerlendirmeye göre; beraat kararı hukuka ve yasaya uygun olarak kabul edilemiyorsa, diğer bir anlatımla örneğin, sanığın mahkumiyetine karar vermek gerekiyorsa ya da eksik soruşturma söz konusuysa, o takdirde davanın zaman aşımından düşürülmesi gerekir.
İkinci görüş doktrin tarafından ağırlıklı olarak benimsenmiştir. Örneğin; Prof. Dr. C. Şahin de bu konuda, Adalet Dergisi (Yıl:2013, Sayı:45, Shf:224/239)’nde yayımlanan; “…Fıkrada geçen “Derhal” sözcüğü ile, henüz yargılamanın başında olma değil, “Dosyanın mevcut durumu” ifade edilmektedir. Yani, yargılamanın geldiği aşama itibariyle dosyadaki mevcut delillere göre, “Herhangi, başka, yeni bir araştırmaya gerek olmaksızın” beraat kararı verilebilecek bir noktada, sanığın daha lehine olan beraat kararı yerine, örneğin zaman aşımı nedeniyle daha aleyhine olan düşme kararı verilmesi yasaklanmaktadır. İlgili hükmün (5271 sayılı Kanun’un 223 (9)) burada yapılmamasını istediği şey delil takdiri değil, yeni delil araştırmasıdır. İlave bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebilecekse, dava zamanaşımı dolmuş olsa bile, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil, dosyanın mevcut durumu itibariyle beraat kararı vermek gerekmektedir.” diyerek ikinci görüşü benimsediğini açıkça ortaya koymuştur.
Biz de bu ve aşağıda açıklayacağımız diğer gerekçeler ışığında birinci görüşün; kanunun lafzına da, ruhuna da uygun olmadığını düşünmekteyiz.
Bilindiği üzere, 5271 sayılı Kanun’un yazılı bir gerekçesi yoktur. “Derhal” kelimesi “Çabucak” (bkz. tdk. gov.tr. İnternet sayfası) anlamına gelmekte olup, madde metninde; “Davanın esasına girmeden”, “Delil takdiri gerektirmeyen durumlar” ya da “Fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ve benzeri sınırlayıcı kavramlar mevcut değildir. Bu nedenle, belirtilen hususları 5271 sayılı Kanun’un 223(9)’ncu maddesinin uygulama koşulları olarak kabul etmek mümkün değildir.
Değil mahkeme ve hakim, gerektiğinde Cumhuriyet savcısı, kolluk amiri (Örneğin; 5271 sayılı Kanun’un 119. maddesi hükmü uyarınca yapılan aramada…), kolluk ve hatta üçüncü kişiler (5271 sayılı Kanun’un 90. maddesi hükmü uyarınca, suç üstü halinde “Herkes” tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir.) bile, “Delili takdiri” yapabilirken, işi bu olan hakimin, delil takdirine girmeyeceği görüşü kabul edilmez. Mahkeme ve hakimin, 5271 sayılı Kanun’un 223 (9). madde ve fıkrası bağlamında da delilleri serbestçe takdir edip, değerlendirilmesi son derece doğaldır.
Esasen fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediği durumlarda iddianame düzenlenemez. Düzenlenirse: bu iddianame, iadeye mahkûmdur. Her nasılsa böyle bir iddianame kabul edilmiş ise, o takdirde öncelikle beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum söz konusudur.
Kanun değişikliği ile fiilin suç olmaktan çıkartılması durumunda da, hiç kuşkusuz derhal beraat kararı verilmesi gerekir.
Kanaatimizce, “Derhal” kavramı dar (yukarıda belirtilen durumlarla sınırlı) yorumlanmak yerine; İ.H.A.S. 6, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26 ve 38. maddelerinde vurgulanan “Masumiyet Karinesi” ve “Adil Yargılanma Hakkı” ile ceza muhakemesine egemen ilkelerden olan “Lekelenme Hakkı” dikkate alınmak suretiyle, “Yargılamanın geldiği aşama itibariyle” diğer bir ifadeyle “İlave bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan…” olarak anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır.
5271 sayılı Kanun’un 223 (9)’uncu madde ve fıkrası hükmünün uygulanabilmesi için, beraat kararının hangi nedenden dolayı verileceği önemli değildir. Yani, beraat hükmü, söz konusu maddenin ikinci fıkrasında yer alan beş nedenden (1- Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, 2-Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, 3-Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, 4-Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve 5-Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması) herhangi birisine dayanılarak verilebilir. Önemli olan beraat kararının derhal verilebilecek olmasıdır.
Derhal yani yargılamanın geldiği aşama itibariyle, başka bir ifadeyle de, ilave bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebiliyorsa; artık koşulları olsa bile, “durma” “düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilemez.
Somut olayda, sanık … 14.01.2016 tarihinde işlediği iddia olunan hakaret ve tehdit suçlarından açılan davada 25.05.2016 tarihinde, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle ayrı ayrı beraat kararı verilmiş olup, işbu karar katılan … tarafından temyiz edilmiştir.
22.11.2020 günlü tebliğnameden de anlaşılacağı üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, sanık …’ın 01.09.2020 tarihinde ölmesi nedeniyle, adı geçen hakkındaki beraat hükmünün bozulması gerektiği görüşündedir.
Dairemize göre, sanık hakkındaki beraat kararları usul ve yasaya uygundur.
5271 sayılı Kanun’un 223/9. maddesinin âmir hükmü uyarınca; sanık … hakkındaki beraat kararının da onanması gerekir.
Dairemize göre, sanığın temyiz aşamasında ölmesi dolayısıyla beraat kararının bozulması ve bilahare davanın düşürülmesi adil yargılanma hakkının önemli en önemli alt başlıklarından biri olan lekelenmeme hakkının ihlali olacaktır.
Üstelik Yargıtay’ın istikrar bulmuş içtihatları uyarınca, ceza yargılamasının temyiz aşamasında sanığın ölümü halinde, Yargıtay’ın ilgili Dairesi 5237 sayılı Kanun’un 64/1 ve 5271 sayılı Kanun’un 223/8 inci maddeleri uyarınca, düşme kararı verilmek üzere bozulmasına karar vermektedir. Bu durumda kısa bir sürede olsa, ölen sanık hakkında yargılama faaliyetine devam edilecek iken, usul ve yasaya uygunun olan beraat hükmünün onanması halinde, yargılama faaliyeti sona ermiş olacaktır.
Tüm bu anlatılanlar ışığında somut olayda, tebliğnamede olarak bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiş, verilen hükümlerde hukuka aykırılık görülmemiştir.
2. Sanık … Hakkında Hakaret Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İncelemesinde;
Olayın Olay ve Olgular başlığı altında (1) paragrafında izah edildiği şekilde kabul edilerek kurulan hükümde, hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. Sanık … Hakkında Tehdit Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İncelemesinde;
7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 24 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinde basit yargılama usulü düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin uygulanmasıyla ilgili olarak, 5271 sayılı Kanun’a 7188 sayılı Kanunla eklenen geçici 5 inci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “hükme bağlanmış” ibaresinin, Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı kararıyla “basit yargılama usulü” yönünden Anayasa’nın 38 inci maddesine aykırı görülerek iptaline karar verilmesi karşısında, temyiz incelemesi yapılan ve 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suçlar yönünden; Anayasa’nın 38 inci maddesi ile 5237 sayılı Kanun’un 7 ve 5271 sayılı Kanun’un 251 vd. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılması zorunlulu bulunması sebepleri yönünden hüküm hukuka aykırı bulunmuştur
III. KARAR
A. Sanık … Hakkında Tehdit ve Hakaret Suçlarından Kurulan Beraat Hükümleri ile Sanık … Hakkında Hakaret Suçundan Kurulan Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararına Yönelik Temyiz İstemi Yönünden
Gerekçe bölümünün (1) ve (2) numaralı paragraflarında açıklanan nedenlerle … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.05.2016 tarihli ve 2016/269 Esas, 2016/681 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Sanık … Hakkında Tehdit Suçundan Kurulan Temyiz İstemi Yönünden
Başkaca yönleri incelenmeyen … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.05.2016 tarihli ve 2016/269 Esas, 2016/681 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği, gerekçe bölümünün 3 numaralı paragrafında açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
05.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.