Yargıtay Kararı 6. Hukuk Dairesi 2013/10140 E. 2013/13360 K. 01.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10140
KARAR NO : 2013/13360
KARAR TARİHİ : 01.10.2013

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tazminat

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tazminat davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davacı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde davalılardan … Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı vekili Av. … geldi. Hazır bulunanın sözlü beyanı dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, kiracı tarafından kiralayan aleyhine açılan kira sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle mahrum kalınan kardan oluşan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece istemin reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, davacının pilot ortağı olduğu …&… İş Ortaklığı ile davalılardan … İnşaat ve Ticaret A.Ş. Arasında 27.04.2010 tarihinde düzenlenen kira sözleşmesi ile … C Tipi Orman İçi Mesire Alanının Yapım ve İşletmesinin kiralandığını, bu sözleşmenin kurulmasıyla davacının sözleşmeden doğan edimlerinin ifasına başladığını, ancak edimlerinin ifasının her hangi bir gerekçe bildirilmeden … Orman İşletme Müdürlüğünce fiilen engellendiğini, bu haksız fiil nedeniyle davacı müvekkilinin edimlerini ifada gecikmeye düştüğünü ve zarara uğradığını, ayrıca müvekkili tarafından bedeli ödenen inşaat malzemelerinin de zayii olduğunu, davacı müvekkilinin pilot ortağı olduğu …k&… İş Ortaklığı ile davalı …Ş. arasında akdedilen 27.04.2010 tarihli sözleşmenin ortaklığa yüklenebilecek hiçbir kusuru olmaksızın feshedilmesi nedeni ile mahrum kalınan karlarından şimdilik 100.000 TL.nin akdin feshi tarihi olan 28.04.2011 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı şirket vekili, cevap dilekçesinde, davacının belirsiz alacak davası açmış ise de, 6100 sayılı HMK’nun 107.maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası koşullarının oluşmadığını, davacının tacir olup, talep ettiği zarara ilişkin rakamın belirlenmesinde davalının vereceği bir bilgi olmadığını, davacının bu rakamı belirlemesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuş, davalı … vekili ise, davacı ile davalı … arasında fiili bir bağlantı bulunmadığını, aralarında sözleşme olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacı vekiline davanın HMK.nun107.nci maddesinde belirtilen nitelikte bir belirsiz alacak davası olmaması nedeni ile HMK.nun 115/2. maddesi uyarınca alacak miktarını belirleyerek bildirmesi, buna uygun harcını yatırması için iki haftalık kesin süre verildiği, verilen süre içerisinde eksiklik giderilmediğinden (dava şartı eksikliğini gidermediğinden ) davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nun 107.maddesi ile gerek mukayeseli hukukta, gerekse Türk hukukunda artık salt hukuki korumanın önüne geçilerek etkin hukuki koruma sağlanabilmesi, miktar veya değeri belirsiz bir alacak için açılacak davalarda bir takım sınırlamalar getirilerek yeni talep ve davalara yol açılmaması, usul ekonomisi nedenleri ile HUMK’nda yer almayan belirsiz alacak ve tespit davası hukukumuzdaki yerini almıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107. maddesinde belirsiz alacak ve tespit davası başlığı altında yeni bir dava türüne yer verilmiştir. Maddeye göre; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir. Belirsiz alacak ve tespit davası;
1. Eda (tahsil talebi ile) davası niteliğinde belirsiz alacak davası (Fıkra 1),
2. Tespit niteliğinde belirsiz alacağı tespit davası (Fıkra 3).
3. Kısmi eda ve külli tespit davası (maddenin gerekçesinde) olmak üzere üç türlü açılabilir.
Davacı tahsil amaçlı belirsiz alacak davası açtığında, davanın başında belirleyebildiği miktarı belirterek dava açmak zorundadır. Bu dava eda davası olmakla birlikte yargılama sırasında belirlenecek kalan miktar için tespit niteliğindedir. Yargılama sırasında davacı belirlenen bakiye miktarı davanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağına tabi olmadan harcını tamamlayarak hüküm altına alınmasını talep edebilecektir. Bu durumda alacağın tamamı hüküm altına alınacağından ilama dayalı icra takibi yapılabilecektir.
Kısmi eda ve külli tespit davası olarak açıldığında, davacının başlangıçta belirleyebildiği miktarı dava dilekçesinde belirtmesine gerek yoktur. Kısmi davada olduğu gibi istediği miktarda açabilir ve alacağın belirleyemediği kalan kısmının tespitini isteyebilir. Bu durumda mahkeme kısmi olarak talep edileni tahsil, kalan kısmı ise tespit hükmü olarak hüküm altına alacaktır.
Açılacak davanın değeri veya miktarı biliniyor yahut belirlenebiliyor ise, belirsiz alacak ve tespit davası açılamaz. Zira madde gereği bu durumda davacının hukuki yararı yoktur.
6100 sayılı HMK’un 107. maddesinin 2. fıkrasında açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK.’un 107/2. maddesi ile ilgili olarak gerekçede şunlara yer verilmiştir. “Baştan miktar veya değeri tam olarak tespit edilemeyen bir alacak için, davacının böyle bir ihmal ya da kusurundan söz edilemez. Bu sebeple, belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delilerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hale gelmişse,başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi
benimsenmiştir.” Buradan hareketle dava konusu alacağın değeri veya miktarı karşı tarafın (işverenin) vereceği bilgi veya tahkikat aşamasında belirlenecek (bilirkişiden hesap raporu alınması gibi) ise alacağın dava açıldığında davacı tarafından objektif olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği kabul edilmelidir. Bu nedenle maddenin birinci ve ikinci fıkrasının birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bir alacağın davanın açıldığı anda belirli mi belirsiz mi, tartışmalı mı tartışmasız mı olduğu konusunda yukarıda belirtilen hükümlerden hareketle uygulamada bazı ölçütler getirilmiştir. Bunların başında gelen en önemli kriter alacağın likit olup olmadığı ölçütüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu likit alacak kavramını açıklamıştır. Yargıtay’a göre; “Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ise; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez. Diğer taratan yargılama (tahkikat aşamasında) sırasında hesap raporu alınmasını gerektiren her alacak belirsiz kabul edilmelidir. Davacının talep ettiği dava konusu alacağın miktarı veya değeri belirli ise hesap raporu alınmasına da gerek yoktur. Zira bu durumda hak kazanma veya ispat olgusu ayrık olmak üzere tartışmalı bir alacaktan söz edilemez. Zaten Kanunun 107/2. maddesinde bu olgu “tahkikat sonucu belirlenme” olarak vurgulanmıştır. Dava konusu alacak miktarının veya değerinin belirlenmesi yargılama sırasında başka bir olgunun tespitini gerektirdiği durumlarda alacak belirsiz ve tartışmalı kabul edilmelidir. Hakimin takdiri veya yasal nedenlerle indirim yapılarak alacak miktarı veya değerinin belirlenmesi halinde alacak belirsizdir.
Olayımıza gelince; davacı kira sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle mahrum kalınan kardan şimdilik 100.000 TL’nin tahsilini talep etmiştir. Davalının kira sözleşmesini feshinin haklı olup olmadığı,haklı ise davacının mahrum kaldığı karın tespiti yargılama gerektiren,kesin ve önceden sadece davacı tarafından belirlenemeyecek,bilirkişi incelemesi (defter ve hesap incelemesi) yapılması gerektirmektedir. Bu nedenle dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup,belirsiz alacak davası açılmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemece işin esasına girilerek esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçe ile yazılı şekilde istemin reddine karar verilmesi doğru değildir.
Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca karşı davaya ilişkin hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 01.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.