YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/1126
KARAR NO : 2013/12498
KARAR TARİHİ : 17.09.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Eşya alacağı
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı eşya alacağı davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Uyuşmazlık, dava konusu edilen ziynet ve çeyiz eşyalarının aynen iadesine, mümkün değilse bedelinin tahsiline ilişkindir. Mahkemece, çeyiz eşyaları yönünden davanın kabulüne, ziynet eşyaları yönünden davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkaran kimsenin iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı dava konusu edilen ziynet eşyasının elinden alındığını ileri sürmüş, davalı yan ise bu iddiayı kabul etmemiştir. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Diğer bir deyimle bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağana ters düşer.
Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyadır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğu kabul edilmelidir.
Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını,ispat yükü altındadır.
Olayda, taraflar 21.9.2006 tarihinde evlenmişlerdir. Evlendikten sonra … Köyü’nde davalının ailesi ve akrabalarının da oturduğu binanın müstakil bir dairesinde yaşamaya başlamışlardır. Taraflar arasında herhangi bir geçimsizlik, tartışma ya da kavga yokken, davacı ziynet eşyalarını alarak evden ayrılıp Zonguldak İli’ne gitmiştir. Jandarma aracılığı ile aranıp Zonguldak terminalinde olduğunun tespit edilmesi üzerine, davalının akrabaları davacıyı bulunduğu yerden alıp … ilçesine davacının ailesinin yanına getirmişlerdir. Bir süre sonra davalı eş, davacıyı alıp ortak konutlarına götürmek için
geldiğinde, davacı, dönüş yolunda davalının ziynetlerini alarak kendisini arabadan indirdiğini iddia ederek ziynet eşyaları yönünden işbu davayı açmıştır. Davalı ise, arabayla eve dönerlerken davacının evliliği sürdürmek istemediğini, bu nedenle evi terk ettiğini beyan ettiğini, bunun üzerine evliliği devam ettirmek istemiyorsa ailesinin yanına dönebileceğini söyleyerek davacıyı arabadan indirdiğini, ziynetlerini almadığını savunmuştur. Olayın oluş biçimi itibariyle yaşananların tanığının olması söz konusu değildir. Nitekim bu konuda dinlenen davacı tanıkları da, davacının kendilerine aktardıklarını tekrarlayarak, davacının savlarını doğrulayacak şekilde net, açık ve ayrıntılı bilgi verememişler, genel ve soyut beyanlarlarda bulunmuşlardır. Davacı iddialarını tanık beyanlarıyla kanıtlayamamakla beraber 5.5.2008 tarihli delil listesinin 3. bendinde “ ve sair alakalı deliller” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan, davacıya eve dönüş yolunda ziynet eşyalarının kendisinden alındığı ve bir daha iade edilmediği konusunda davalı yana yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 17.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.