Yargıtay Kararı 6. Hukuk Dairesi 2014/11972 E. 2015/8731 K. 20.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/11972
KARAR NO : 2015/8731
KARAR TARİHİ : 20.10.2015

MAHKEMESİ : Küçükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 17/04/2014
NUMARASI : 2012/1070-2014/362

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali davasına dair karar, davalılar tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde davalı şirketin 01.03.2007 başlangıç tarihli ve iki yıl beş ay süreli sözleşme ile müvekkiline ait mecurda kiracı olduğunu, davalının mecuru hor kullanması nedeniyle 16.08.2012 tarihinde kiralananda tespit yapıldığını ve hor kullanma tazminatının 20.850 TL olarak belirlendiğini ve talep ettikleri 10.000 TL hor kullanma tazminatının tahsili için icra takibi yapıldığını, davalıların takibe itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline takibin devamına ve %40 inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili, davacının, dava dışı diğer kiralayan Mehmet Turan ile birlikte dava açması gerektiğini, tespit raporuna göre karar verilemeyeceğini, hor kullanmanın söz konusu olmadığını ve davalı N.. K..’in kefil olduğu için hor kullanma tazminatından sorumlu olmayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Türk Borçlar Kanun’unun 334. Maddesi uyarınca kiracı kiralananı ne durumda teslim almışsa kira sözleşmesinin bitiminde o durumda geri vermekle yükümlüdür. Ancak, kiracı sözleşmeye uygun kullanma nedeniyle kiralananda meydana gelen eskimelerden ve bozulmalardan sorumlu değildir. Kiralananın kötü (hor) kullanılması nedeniyle uğradığı zarar için kiralayan, giderim isteminde bulunabilir. Hasar miktarının tespiti bilirkişi incelemesini gerektirmekte olup, tek yanlı yapılan ve itiraza uğrayan delil tespitine ilişkin bilirkişi raporu hükme esas alınamaz. Öte yandan HMK’nın 400 ve devamı maddelerine dayanılarak yaptırılan delil tespitine ilişkin bilirkişi raporları aynı kanunun 405. maddesi hükmü uyarınca asıl dava dosyasının eki sayılmakla birlikte, söz konusu raporlara karşı belirli sürede itiraz edilmemesi halinde kesinleşeceği veya aleyhine tespit yaptırılan kişi hakkında kesin delil niteliği kazanacağına dair yasal bir düzenlemeye de yer verilmemiştir. Bu nedenle delil tespiti yolu ile alının bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olan taraf bu itirazını hüküm verilinceye kadar mahkemeye bildirebilir. Kaldı ki tespit raporunun iddiayı ve savunmayı karşılayıp karşılamadığı, hüküm kurmaya yeterli olup olmadığını denetleme işi Hakime aittir.
Olayımıza gelince davaya dayanak yapılan ve hükme esas alınan 01.03.2007 başlangıç tarihli ve iki yıl beş ay süreli kira sözleşmesi ile mecurun davacı ve dava dışı Mehmet Turan tarafından davalı şirkete kiralandığı ve davalı Nureddin Keşmer’in kefil olarak sözleşmeyi imzaladığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kiralananın tahliyesini müteakip davacı tarafından 16.08.2012 tarihinde tespit yaptırıldığı ve o tespit sonucu verilen bilirkişi raporuna dayanılarak bu davanın açıldığı anlaşılmıştır. . Mahkemece tespite ilişkin bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmiş ise de, söz konusu tespitin davalının yokluğunda yapılmış, davalının tespitin gerçek durumu yansıtmadığını öne sürmüştür. Bu durumda, tek yanlı olarak yaptırılan tespit ve bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesi doğru değildir. Kiralananın hasarlarının giderilerek tekrar kiraya verilmesi dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yapılmasına engel teşkil etmez. Mahkemece yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak, kiralanandaki hasar durumunun ayrıntılı ve denetime elverişli şekilde tespit edilerek hasarın olağan kullanımından mı yoksa hor kullanımından mı kaynaklandığının tespit edilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayacağından hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Davalı kefil Nureddin Keşmer’in temyiz itarızlarına gelince;
Türk Borçlar Kanununun 583.maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin sorumlu olacağı azami miktarın belirlenmesine bağlıdır. geçerliliği, kefilin sorumlu olacağı belli bir miktarın gösterilmesi koşuluna bağlıdır. Başka bir deyişle kefilin sorumluluğundan söz edilebilmesi için belirli bir sürenin ve kefilin sorumlu olacağı azami miktarın sözleşmede belirlenmiş olması gerekir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22.03.2006 gün ve 2006 / 6-78-88 sayılı kararı da bu yöndedir. Yasanın bu hükmü kefaletin geçerlilik koşullarındandır.
Olayımıza gelince; davaya dayanak yapılan ve hükme esas alınan kira sözleşmesini davalılardan Nureddin Keşmer kefil olarak imzalamıştır. Her ne kadar sözleşmede kefaletin müteselsil olduğu belirtilmiş ise de hor kullanma tazminatı sözleşmenin kurulması sırasında belirli ve belirlenebilir bir alacak olmadığı gibi sözleşmede kefilin hor kullanma tazminatı ile sorumlu olduğuna ilişkin bir hükümde bulunmamakdadır. Bu durumda mahkemece kefil hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine 20.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.