YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1558
KARAR NO : 2021/2408
KARAR TARİHİ : 21.12.2021
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
İLK DRC. MHK. : Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davalılardan …, … ve … vekili tarafından asıl karar ve ek karar yönünden istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Dava, iflas sıra cetveline yönelik kayıt terkin davasıdır.
Davacı, davalıların alacaklarının iflas masasından terkinini istemiş, davalılar davanın reddini savunmuş, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı bir kısım davalılar vekilinin yaptığı istinaf başvurusunu inceleyen bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmiştir.
Kararın, davalılar …, … ve … vekilince temyiz edilmesi üzerine, istinaf dairesinin 22.01.2020 tarihli ek kararıyla, HMK m. 362/1-a gereğince miktar veya değeri elli sekiz bin sekiz yüz (58.800,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyle, temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.
Karar ve ek karar, davalılar …, … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1) Davalılar vekilinin ek karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
HMK 362/1-a maddesi ve 6763 sayılı Kanun’un 42. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin miktar veya değeri kırkbin Türk lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararları verildiği anda kesin olup temyiz edilemez. HMK’nın ek 1. madde gereğince bu miktar 2017 ve sonrası yıllarda her yıl yeniden değerlendirme oranında artırılacaktır. Bu hükümlere göre hesaplama yapıldığında Bölge Adliye Mahkemesi kararları yönünden 2019 yılı için temyiz kesinlik sınırı 58.800,00 TL.dir.
Dava konusu iflas sıra cetvelinde, davacının red edilen alacağı 60.000,00 TL olarak gösterilmiş ve bir başka mahkemede açtığı kayıt kabul davasında alacağının miktarı 59.278,08 TL olarak tespit edilmiştir. İflas sıra cetvelinden alacağının terkini istenen, davalı …’in alacağının 69.500,00 TL, davalı …’in alacağının 62.500,00 TL, davalı …’in alacağının ise 86.500,00 TL olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, hem davacı alacağının ve hem de hükmü temyiz eden davalıların alacaklarının, miktar itibariyle temyiz kesinlik sınırının üzerinde kaldığı anlaşılmış olup, bölge adliye mahkemesinin, temyiz isteminin reddine ilişkin 22.01.2020 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
2) Davalılar …, … ve … vekilinin asıl karara ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddedeki kamu düzenine aykırılık halleri re’sen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre, davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, bölge adliye mahkemesinin, temyiz isteminin reddine ilişkin 22.01.2020 tarihli ek kararının KALDIRILMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalılar …, … ve … vekilinin yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, fazla yatırılan onama harcının talep halinde temyiz eden davalılar …, … ve …’e iadesine, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ise bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine, 21.12.2021 gününde oy çokluğuyla karar verildi.
– MUHALEFET ŞERHİ –
İflas sıra cetvelinde kayıt terkin istekli davada, kayıt terkini istenilen sıra cetveline alınan davalıların alacaklarının kaynağı kooperatif ortaklığına bağlı bir alacak olup, 6102 S. Türk Ticaret Kanunu’nun 379. ve 480. maddesi uyarınca ortaklar tasfiye sonrası tasfiye payına iştirakları mümkün olup, iflas sıra cetveline kaydı gereken bir alacakları olmadığından ilk derece mahkemesine davanın kabulüne, sıra cetvelinden çıkarılmalarına karar verilmiş, istinaf incelemesiyle de istinaf mahkemesi kabul gerekçesini doğru bulmuş, İİK 235. maddesi uyarınca tahsisi sağlar şekilde karar verilmediği için mahkeme kararını kaldırarak, davanın kabulüne, davalılara tahsis edilen hisselerin dava giderleri de dahil olmak üzere davacıya ödenmesine, artanın diğer alacaklılara dağıtılmasına karar verilmiştir.
İstinaf mahkemesince verilen kararın temyiz incelemesi yapan heyetimiz, usul ve yasaya uygun bulduğu hükmün onanmasına karar vermiştir.
Aşağıda genişçe açıkladığım sebeplerle onama kararına katılamıyorum.
Sermaye şirket ortaklığı ile kooperatif ortaklığı aynı şey değildir.
Şirket ortaklıklarında amaç kâr elde etmek iken, kooperatif ortaklarında amaç ortağın ekonomisini iyileştirmek, şirket sermaye ile amacını gerçekleştirmeye çalışırken, kooperatif amacını gerçekleştirmek için karşılıklı yardımlaşma, dayanışma ve kefalet araçlarını kullanır. Şirketlerde birinci amaç kâr elde etmek iken kooperatiflerde sosyal amaç ve ortağa hizmet önemli bir unsurdur. Şirket hissedarlarının koydukları sermaye ile amacını gerçekleştirmeye çalışırken kooperatif ortaklarının işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet araçlarını kullanır. Şirketlerde ticari faaliyet sonrası elde edilen kâr’a temettü denilerek, hissedarlara dağıtılırken kooperatiflerde ise elde edilen olumlu gelir gider farkının bir bölümü, ristürn adı altında dağıtabilmektedir. Şirketlerde pay devri serbestçe yapılabilir iken, kooperatiflerde yönetim kurulunun kabulü aranmaktadır. Şirketlerde pay devri vardır, kooperatifteki gibi çıkma serbestisi yoktur. Şirketlerde sermaye sabit iken, sermayenin korunması ilkesi var iken, kooperatiflerde açık kapı ilkesi, çıkış serbestisi ilkesi geçerli olup, değişir ortaklı değişir sermayeli ortaklıklardır. Şirketlerde ortaklar sahip oldukları hisseye göre oy’a sahip iken, kooperatiflerde ne kadar hisse sahibi olursa olsun ortağın bir oy hakkı vardır. Sermaye şirketleri gibi sınırlı sorumluluk ilkesi kabul edilmişse, kooperatiflerde de sınırlı sorumluluk ilkesi kabul edilmiş, buna göre tüzel kişilik alacaklılarına karşı tüm malvarlığı ile sınırsız, ortaklar ise tüzel kişiliğe karşı sınırlı sorumludurlar.
Kooperatif ortaklıklar değişir ortaklı değişir sermayeli olmalarına karşın, şirketlerde sermaye sabit olup sermayenin korunması ilkesini gerçekleştirici kanuni tedbirler kabul edilmiştir. Bunların en önemlisi de 6102 S. Türk Ticaret Kanunu’nun 379. maddesinde düzenlenen kendi paylarını iktisap ve rehin olarak kabul etme yasağı ile 480. maddede ifade edilen şirkete verdikleri sermayeyi geri isteyememe yasağı olup sadece tasfiye payı alacakları mahfuzdur. Aynı düzenlemeye kooperatif ortaklıklarında yer verilmemiştir.
Kooperatif ortaklarını sermaye şirketi ortakları gibi gören uygulama, kooperatif ortaklarını da anılan kanuni düzenleme içinde kabul ederek, iflas sıra cetveline alacak yazdıramayacaklarını kayıt kabul davası açamayacaklarını iflas tasfiyesi sonrası bir tasfiye artığı kalmış ise buradan yani tasfiye payından alabileceklerini kabul etmektedirler. Onama kararı belirtilen kabule bağlı bir sonuçtur.
Kooperatif ortaklarını sermaye şirketi gibi kabul etmeyen uygulama ise, kooperatif ortaklığının değişir ortaklı değişir sermayeli bir ortaklık olup, çıkma serbestisinin pay devrine göre daha geniş bir imkan olduğunu, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun özel bir kanun olup Türk Ticaret Kanununa genel atıf dışında özel bir atıf yapmadığını, Kooperatifler Kanununda boşluk olmadığını bu sebeple kıyas yoluyla Türk Ticaret Kanunu‘nun uygulanmasını gerektirir bir ihtiyaç bulunmadığını kabul eden bir uygulamadır. Buna göre iflas halinde kooperatif ortağı iflas sıra cetveline alacağını yazdırabilir, açtığı kayıt kabul davası dinlenir.
Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım sebeplerle şahsım bu uygulamayı sağlayıcı bir karar alınmasını teminen, kararın bozulması görüşünü taşımaktadır.
Başlagıçta kooperatif ortaklıklar hakkındaki kararın temyizen incelemesi (kapatılan) Yargıtay 23. Hukuk Dairesi yapmakta idi. 23. Hukuk Dairesinin 29.03.2012 tarih 4362 – 2455 sayılı ilamıyla önüne gelen uyuşmazlıkta sermaye şirketi ortağının kayıt kabul davası dinlenmez diyerek, kooperatif ortağı içinde sermaye şirketi ortağı gibi kanuni düzenlemeye tabi tutarak, mahkeme kararını bozma yapmış, temyiz kararına karşı yapılan karar düzeltme incelemesiyle 19.02.2013 tarih 728 – 915 sayılı ilamıyla karar düzeltme isteği kabul edilip bozma kararı kaldırılarak, kayıt kabule ilişkin mahkeme kararı onanmıştır. Özel Daire Kooperatifler Kanunu’nun özel kanun olup kanun boşluğu olmadığı, kıyas yolu ile Türk Ticaret Kanunu’nun 379 (329) ve 480 (405) maddesinin uygulanma ihtiyacı olmadığına ilişkin uygulamasını 27.10.2015 tarih 10329 – 6925 sayılı ilamıyla sürdürmüş, anılan karar karşı yapılan karar düzeltme isteğini 04.10.2018 tarih 488 – 4546 sayılı ilamıyla reddetmiş, (kooperatif ortağına konut tahsisi yapılamadığından bedelinin tazmini ile kayıt kabulüne ilişkin olup somut olay açısından da emsal değeri olan bir karardır, bozma sonrası yeni verilen kararın temyiz incelemesi 6. Hukuk Dairesinin 2021/2598 E.’da sırasını beklemektedir), aynı yöndeki uygulamasını 12.10.2015 tarih 9460 – 6457 sayılı ilamıyla sürdürmüş, (bu dosyaya ilişkin bozma sonrası yapılan temyiz incelemesi 10.09.2020 tarih 1665 – 2708 sayılı ilamıyla onama olarak sonuçlanmış) başlangıçta sermaye şirketi gibi çözen uygulamasında karar düzeltme ile dönmesi sonrası kooperatif ortakları için iflas sıra cetveline alacak yazdırma, kayıt kabul davası açma imkanı tanımıştır.
(Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 19.02.2013 tarih 728 – 915 sayılı karar düzeltme kabul ve onama kararı ile dönmeden önceki dönemde 12.02.2013 tarih 6955 – 752 sayılı ilamıyla dönülen kararına uygun şekilde onama kararı vermiş olduğu, yine 03.11.2011 tarih 2573 – 1519 sayılı ilamıyla da benzer şekilde karar vermiş olduğunu tespit ettim. Uzun bir ara sonrası 23.12.2020 tarih 1667 – 4488 sayılı ilamıyla da sermaye şirketi ortağı gibi karar verilmiş olduğunu gördüm.
Kooperatifler Kanunu‘nun özel bir kanun olduğu,boşluk olmadığı, kıyas ihtiyacı da bulunmadığı yönündeki uygulamanın kooperatif ortaklıklarının kanuni düzenlemesine, yukarıda açıklamaya çalışılan yapısına uygun düştüğü görüşünü taşımaktayım.
Öte yandan, davacının da alacağı da kooperatif ortaklığına bağlıdır. Sıra cetvelinde ortaklık payına bağlı olarak yer verilmiştir. Ortaklık sıfatı açısından davacı ya da davalı olmanın bir farklılığı olamaz. Araştırma bozması olarak bu yönün de eklenmesi uygun olur.
Abdülkadir Arpacı Kooperatifler Kanunu ve Açıklamaları adlı (İstanbul 1995 2. Baskı) eserinin 129 – 130. sayfasında, madde 28’in açıklamasında “…bu arada kooperatif mameleki (malvarlığı) kavramından ne anlaşılması gerektiği meselesidir. Hemen söyleyebiliriz ki, bu kavramın içine sermayenin ve sermaye paylarıyla ilgili alacakların girdiğinden şüphe yoktur. Tartışılması gereken nokta, sermaye dışında kalan malların alacak ve hakların buraya girip girmeyeceği meselesidir. Belirtmek gerekir ki, bütün bu sayılanlar da, bu kavrama dahil bulunmaktadır. Zira bunlar malvarlığının aktif unsurlarını oluştururlar. Ancak burada önemli bir problemle karşılaşmaktayız; acaba söz konusu ayınlar alacak ve hakların sadece kooperatifle üçüncü kişiler arasındaki ilişki ve işlemlerden doğmuş olması mı gerekir; yoksa kooperatifle ortaklar arasında gerçekleşen ilişki ve işlemler sebebiyle oluşan ayınlar, alacak ve haklar da buraya dahil midir? Kanunda bu konuda açık bir düzenleme olmamakla beraber, sorunun ikinci kısmını olumsuz cevaplandırılması kanaatini taşımaktayız. Zira aksi takdirde kötüye kullanımlara son derece elverişli bir durum sağlanmış olur ve kooperatif ortaklarının da bu suretle çok ağır mağduriyetlere düşürülmeleri tehlikesiyle karşı karşıya gelinir. Anılan durum, özellikle yapı kooperatifleri açısından oldukça tehlikelidir. Gerçekten düşünülsün ki, bütün imkanları seferber eden, bir konut sahibi olabilmek için her çeşit mahrumiyete katlanan, bu uğurda zaruret içinde yaşama savaşı vermeyi bile göze alan bir kooperatif ortağı yöneticilerinin veya kötü niyetli davranışları sebebiyle ödemiş olduğu bütün taksitlerden, bunların karşılığı olan konuttan yoksun kalıyor ve üstelik bakiye konut bedeli ödemelerini de kooperatif alacaklılarına yapmak durumunda bırakılıyor. Böyle bir çözüm tarzının ne derece adaletsiz ve haksız olduğunu ayrıca izaha gerek yoktur. Aynı gerekçeler kooperatifin iflası halinde de geçerlidir. Şu halde, kooperatifin ortaklarla olan işlemlerinden dolayı mevcut malları iflas masasına girmeyecek, ancak iflas idaresinin kooperatifçe istenebilecek ek ödemeleri ortaklardan istemesi mümkün olacaktır. Buna karşılık, işaret olunduğu üzere, kooperatif sermayesinin iflas masasına gireceğinden şüphe yoktur.
Arpacı’nın işaret ettiği tehlikeli ve tedirgin edici davranışlara karşı, kooperatif mamelekinin tayin ve tespiti açısından tip ana sözleşmenin 21 ve 63. maddelerinden yararlanılarak, bilirkişiden rapor alınmak suretiyle bir çıkış yolu bulunabilir.
Bütün bu anlattıklarımdan, uyuşmazlığa konu olay bakımından, kanunda boşluk bulunmadığı, bu sebeple Türk Ticaret Kanunu’nun 379 ve 380. maddelerinin kıyas yoluyla uygulamaya ihtiyaç bulunmadığı kanaatini taşıdığımdan, geçmiş dönemde emsal uygulamamız da olduğundan, açıkladığım noktalardan hükmün bozulması görüşünde olduğumdan, onama yönünde oluşan çoğunluk görüşüne katılamıyorum.