Yargıtay Kararı 6. Hukuk Dairesi 2021/2898 E. 2021/2503 K. 22.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2898
KARAR NO : 2021/2503
KARAR TARİHİ : 22.12.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi(Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)

Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davada menfi tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın davalı …. yönünden reddine, diğer davalı … Dekorasyon İnş. Taah. ve Yapı Malz. San. Tic. Ltd. Şti. yönünden kabulüne yönelik verilen hüküm süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Asıl ve birleşen davalar, eser sözleşmesi kapsamında davalı yüklenici şirkete verilen bonolar nedeniyle yüklenici şirkete ve bonoları ciro yoluyla edinmiş olan hamillere karşı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Asıl ve birleşen davacı davasında, müvekkili ile davalı şirketin 16.01.2013 tarihinde yaptıkları sözleşme gereği davalı şirketin müvekkilinin Vadi Caddesi üzerindeki apartmanının mutfak dolabını, vestiyerini, mutfak tezgahını, Amerikan kapısını ve laminant parkesini yapmayı taahhüt ettiğini, bunun neticesinde davalı şirkete yapılacak ödemelerin planının da sözleşmede belirtildiğini, müvekkilinin ödeme planındaki tarihlerde ödenmek üzere davalı şirkete senetler verdiğini, ancak davalı … Dekorasyon Şti’nin müvekkili ile 16.01.2013 tarihli imzaladığı sözleşme gereği kendi üzerine düşen ifa yükümlülüğünü yerine getirmediğini, akabinde ise yapacağı iş karşılığında alacağı ücret için davacı tarafından kendisine güvence olarak verilen senetleri sözleşmede kendisinin ifa ile yükümlü olduğu işleri yapmadan 3.kişilere ciroladığını ileri sürerek, senetler nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen davalı yüklenici tebligata rağmen cevap vermemiştir.
Davalı senet hamilleri ise savunmalarında, muvazaa iddiası ile senedin bedelsizliği iddiasının nispi defi olup iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemeyeceğini belirterek davanın reddi ile davacı tarafın %40’tan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini istemişlerdir.
Mahkemece asıl ve birleşen davanın davalı yüklenici yönünden kabulüne, davalı hamiller yönünden ise reddine dair verilen kararın süresi içinde asıl ve birleşen davacı vekili tarafından temyizi üzerine kapatılan Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 19.02.2018 tarih ve 2016/4672 Esas, 2018/659 Karar sayılı ilamı ile sicilden re’sen terkin olunan asıl ve birleşen davalı … Dekorasyon İnşaat Taahhüt ve Yapı Malzemeleri Sanayi Ticaret Limited Şirketinin ihyası için davacıya süre vermek ve taraf teşkili sağlanarak yargılama yapmak üzere davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz incelemesine konu hükmün, sair yönler incelenmeksizin davacı yararına bozulmasına karar verildiği, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davacı tarafa şirketin ihyası davası açmak üzere süre tanındığı, Uşak 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/484 E. 2019/70 K. sayılı ilamı ile davalı yüklenici şirketin ihyasına karar verildiği ve verilen kararın 09/07/2019 tarihinde kesinleştiği, ihyasına karar verilen davalı şirkete dava dilekçesi ve eklerinin usulüne uygun olarak tebliğ edilmesiyle taraf teşkili sağlanarak asıl davanın yüklenici yönünden kabulüne, hamil yönünden reddine, birleşen davanın reddine karar verildiği görülmüştür.
İşbu karara karşı asıl ve birleşen davacı vekili süresinde temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK’da da yer verilmiştir. HMK ‘nun 297. maddesine göre, hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK’nın 298/2. maddesinde ise “Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz” hükmü düzenlemiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “Yasanın anladığı anlamda oluşturulacak hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların bu dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur”.
Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması; Anayasa ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkı ilkesine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine açıkça aykırıdır.
Bu anlatımlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; bozma öncesi verilen kararda, asıl ve birleşen davada hamil yönünden davanın reddine, yüklenici yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olup, mahkemece usule ilişkin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda önceki kararın gerekçesi aynen yazılarak ve “yukarıda açıklanan gerekçelerle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine” şeklinde belirtilmesine karşın hüküm fıkrasında asıl davada yüklenici yönünden davanın kabulüne, hamil yönünden reddine ve birleşen davanın reddine karar verilmesi suretiyle kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılmıştır.
Tüm yukarıda açıklanan nedenlerle ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı ve 10.04.1992 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, gerekçeli karar ile hüküm fıkrasının çelişik bulunması bozma nedenidir. Çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın sadece bu nedenle bozulması gerekmekle, anılan kararın diğer temyiz itirazları incelenmeksizin bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre asıl ve birleşen davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 22.12.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.