YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/2038
KARAR NO : 2023/2768
KARAR TARİHİ : 14.09.2023
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/775 E., 2021/2450 K.
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/314 E., 2018/510 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında davalıya ait İstanbul ili, … Mahallesi, … Mevkii, 529 ada, 13 parselde kain 971 m²’lik kargir evin yıkılarak yerine yeni bir bina yapılması ve yapılacak binanın 2/3 hissesinin müvekkiline, 1/3 hissesinin de davalıya ait olacağı konusunda anlaşmaya varıldığını, anlaşma gereğince davalının taşınmazı satın alırken kullandığı kredinin geri ödemelerinin davalı adına müvekkili tarafından gerçekleştirileceğinin kararlaştırıldığını, buna göre davalının 31.01.2011 tarihi itibari ile faiz dahil bakiyesi 1.850.000,00 TL olduğunu beyan ettiği taşınmaza ait kredi borcunun 2/3’üne tekabül eden kısmının müvekkil şirketçe ödeneceğinin kabul ve taahhüt edildiğini, bu sözleşme çerçevesinde kredi borcu için müvekkili tarafından toplamda 147.501,00 TL ödeme yapıldığını, söz konusu ödemelerin dilekçe ekinde sunulan banka dekontları ile de sabit olduğunu, yine söz konusu anlaşma çerçevesinde “Borçlu-Davalı …’ın talimatıyla” taşınmaz ile ilgili yasal izinler kapsamında yeniden yapılmasına yönelik ruhsat çalışmaları ve proje için sözleşme kapsamında gerekli izinlerin alınması ve hizmetlerinin karşılığında dava dışı … ile 330.000,00 USD karşılığında anlaşıldığını, 2011 yılı Nisan ayında müvekkili tarafından dava dışı … Tic. Ltd. Şti. – … ’a 50.000,00 USD peşin avans ödemesi yapıldığını, müvekkili şirket tarafından davalı ile aralarında akdedilen anlaşma gereğince üzerine düşen edimlerin eksiksiz yerine getirilmesine rağmen davalının dava konusu taşınmaz ile ilgili olarak dava dışı … San. ve Turz. Ltd. Şti. ile gayrimenkul satış vaadi ve arsa payı karşılığında inşaat yapım sözleşmesi imzalandığının tapu kaydına konulan 18.12.014 tarihli şerh ile öğrenildiğini, bu suretle davalının dava konusu sözleşmenin ifasını hukuken imkânsız hale getirdiğini, davalının dava dışı yüklenici ile inşaat yapım sözleşmesi imzalandığının öğrenilmesi üzerine taraflarınca davalı ve dava dışı … ’a ihtarname gönderilerek yapılan ödemelerin iadesinin talep edildiğini, davalı yanca ihtarnamelere olumlu cevap verilmemesi üzerine davalı hakkında İstanbul 35. İcra Müdürlüğü’nün 2016/14417 Esas sayılı dosyasından 147.501,00 TL’ nin tahsili için ilamsız takip yapıldığını, ayrıca proje sorumlusu dava dışı … ‘a ödenen avansın davalının talimatıyla sözleşme kapsamında yapılmasından dolayı davalı ve … hakkında 50.000,00 USD’nin tahsili için İstanbul 35.İcra Müdürlüğünün 2016/14415 Esas sayılı dosyasından da takip yapıldığını, dava konusu yapılan bu ödemeden de davalının sorumlu olduğunu, ancak davalının her iki icra dosyasına yaptığı itirazları üzerine takiplerin durdurulduğunu ileri sürerek itirazların iptaline, takiplerin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın davasına dayanak aldığı ve tarihini bildirmediği Gayrimenkul Satış Vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılması konusunda anlaşmadan bahsetmekte ve fakat dosyaya yazılı bir anlaşma metni de sunmadığını, davacının anlaşma gereğince müvekkilinin 1.850,00,00 TL kredi borcunun 2/3’üne tekabül eden kısmın kendileri tarafından ödeneceğini bildirmekte en son 12.01.2012 tarihinde 16.312,00 TL ödeme yaparak sadece 147.501,00 TL ödemiş olduğunu kendilerinin ifade ettiğini, ancak 12.01.2012 tarihinden sonra neden anlaşmaya uygun ödeme yapmaktan vazgeçtiklerini açıklamadıklarını, davacı tarafın …’a ödediğini iddia ettiği 50.000,00 USD’nin muhatabının müvekkili olmadığını, bu kişi hakkında icra takibi yapıp kesinleştiği bildirildiğine göre bu davada bu durumun yargılanmasının yapılarak müvekkilinin itirazının kaldırılmasının talep edilmesinin hukuksal dayanağı bulunmadığını belirterek, davanın usulden, zamanaşımı yönünden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İstanbul 35. İcra Müdürlüğünün 2016/14417 sayılı takip dosyasında davacı tarafından davalı … ve dava dışı … hakkında 29.04.2016 tarihinde 50.000,00 USD alacak ve faiziyle ilgili takip talebinde bulunulduğu, bu takibe davalının itiraz ettiği, bunun üzerine davacı tarafça itirazın iptali istendiği , davacı iddialarında ve sunduğu banka kayıtları ile dinletmiş olduğu tanık anlatımlarından da tespit edildiği üzere 50.000,00 USD’yi dava dışı olan … ‘a söz konusu davalının taşınmazı için gerçekleştirmeyi umduğunu iddia ettiği projenin takip ve sonuçlandırılması için anlaştığı ve adı geçen şahsa gönderdiğini davacı ileri sürmüşse de bu gönderilen ücretten dava dışı … ‘ın sorumlu olduğu, diğer bir ifadeyle alacağın miktarı dikkate alındığında bu konuda …’ın sorumlu olduğuna dair yazılı bir delil de sunulamadığından davacının … aleyhine İstanbul 35. İcra Müdürlüğünün 2016/14417 sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın iptali davası yerinde görülmediğinden reddine, davalı yanın kredi ödemelerinin yarıda bırakılması sonucu taraflar arasındaki sözleşmenin sona ermesine davacı yanın sebep olduğu yönündeki aşamalardaki beyanlarından; davalının kredi borcunun 147.501,00 TL’lik kısmının, davacı yanca yanlar arasındaki sözlü sözleşme gereğince ödendiği, ortada geçerli bir kat karşılığı inşaat sözleşmesi bulunmadığından ve davalının 147.501,00 TL’lik kredi borcunun sözleşme kapsamında davacı yanca ödendiği anlaşıldığından bu alacak için davacı tarafça davalı hakkında yapılan İstanbul 35. İcra Müdürlüğünün 2016/14415 Esas sayılı dosyası yönünden itirazın iptali gerektiğine karar vererek davanın kısmen kabulü ile İstanbul 35. İcra Müdürlüğünün 2016/14415 sayılı takip dosyasına yapılan itirazın; 149.676,60TL üzerinden takibin devamına, asıl alacak 147.501,00 TL’ye icra takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, %20 icra inkar tazminatı olan 29.935,32 TL’nin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, icra takibine vaki itirazın bu şekilde iptaliyle icranın devamına, İstanbul 35. İcra Müdürlüğünün 2016/14417 sayılı takip dosyası nedeniyle açılan itirazın iptali davasının reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacının İstinaf Nedenleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dışı …’a gönderilen ödemenin sözleşme kapsamında yapılan bir ödeme olduğunu, bu husunun dosyadaki mevcut kayıtlar ve dinlenen tanık beyanları ile de açığa çıktığını, geçerli bir şekilde kurulmuş sözleşmede, tarafların sözleşmeye uygun hareket etmeleri, edimlerini sözleşmede uygun yerine getirmeleri ve edimin ifasını imkansız kılan her türlü davranıştan kaçınmalarının zorunlu olduğunu, bu hususun Türk Borçlar Kanunumuzun 112. maddesinde ”Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine kusurun yükleneceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür” şeklinde düzenlendiğini, bu nedenle davalının 50.000,00 USD tutarındaki hizmet bedelinden de sorumluluğunun bulunduğunu, mahkemece dava dışı … ‘a yapılan 50.000,00 USD bedelli ödemenin davalı …’ın sorumlu olduğuna dair bir yazılı delil sunulmadığından reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, olayda davalının borca aykırı davrandığını ve zararın doğmasına neden olduğunu, borca aykırı davranışın hukuki fiil teşkil ettiğini ve hukuki fiillerin her türlü delil ile ispatlanabileceğini, mahkeme tarafından yanlış gerekçe ile menfi zararın ispatında yazılı delil aramasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davalının İstinaf Nedenleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada taraflar arasında aktedilen müvekkili davalının imzasını da içeren bir yazışma, sözleşme, şartlaşmaya rastlanmadığını, davacının iddiası tahtında dosyaya sunduğu e-posta yazışmalarında davalının taraf olmadığının görüldüğü yönündeki tespitlerin dosya kapsamıyla da sabit olduğunu, davaya konu taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin ise taraflar arasında adi yazılı dahi imzalanmadığını, bu sebeple de geçerlilik şartından yoksun taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden de bahsedilemeyeceğini, davacı tarafça bu noktada, sözleşmenin geçersizliğine değil sebepsiz zenginleşmeye dayanıldığını, davacı tarafın sebepsiz zenginleşmeye konu ödemelerinin ise; 2011 ve en son 12.01.2012 tarihleri arasını kapsadığını, bu noktada 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun uygulama alanı bulmayacağını, nitekim bahsi geçen taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 66. maddesi gereğince sebepsiz zenginleşmede ıttıla tarihinden itibaren 1 sene geçmekle davanın zamanaşımına uğrayacağını, ilgili madde gereği davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği ve kabul ettiği sözleşmesel edimlerini sonlandırdığı tarih olan 12.01.2012’den itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresinin başladığı ve bu sürenin dava tarihi itibari ile dolduğunu belirtilerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu olan alacak, eser sözleşmesinin bir türü olan kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklandığından davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 147/6.maddesi hükümlerine göre zamanaşımı süresi 5 yıl olup, gerek davacı yanca davalı namına yapılan kredi ödemesinin son tarihi olan 12.01.2012 tarihi, gerekse 29.04.2016 icra takip tarihi ile dava tarihi arasında 5 yıllık zaman aşımı süresi dolmadığı, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu’nun 706,818 sayılı Borçlar Kanunun 213, Tapu Kanunu’nun 26 ve Noterlik Kanunu’nun 60. maddeleri gereği kat karşılığı inşaat sözleşmeleri karma nitelikli sözleşmeler olduğu ve tapuda devir borcunu doğurduğundan geçerliliği noterlikçe düzenleme şeklinde yapılmasına bağlı olduğu, şekille ilgili kural emredici nitelikte olduğundan mahkemeler ve temyiz halinde Yargıtay tarafından da kendiliğinden gözetileceği, o halde mahkemece yanlar arasında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesinin resmi şekilde yapılmadığından geçerli olmadığının kabulünün doğru olduğu, sözleşmenin geçersizliği durumunda taraflar sözleşmenin ifasını isteyemeyeceği ve birbirlerini ifaya zorlayamayacakları, geçersiz sözleşmeye dayanarak, birbirlerinden müsbet zararlarını ve menfi zararlarını talep edemeyecekleri, ancak, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak, birbirlerine verdiklerini talep edebileceklerini, 818 sayılı BK’nın 61/2. maddesinde (TBK 77.) bu kural “…muteber olmayan…bir sebebe istinaden ahzolunan şeyin iadesi lazımdır.” şeklinde ifade edildiği , burada borç sebebi gerçekleşmediği halde, iş sahibinin malvarlığından bir zenginleşme, yüklenicinin malvarlığında ise bir azalma söz konusu olup, bu azalmanın ispatlanması halinde kanun maddesi gereğince mal varlığındaki azalmanın iade edilmesi gerektiği, bu itibarla davalı vekilinin yanlar arasında yapılan anlaşmanın resmi şekilde yapılmadığından bahisle davacı yanın her hangi bir talepte bulunamayacağı yönündeki itirazına da itibar edilmediği, mahkemece hükme dayanak yapılan bilirkişi … tarafından hazırlanan 08.10.2018 tarihli bilirkişi raporunda; HSBC bankasınca mahkemeye gönderilen 03.04.2017 tarihli yazı cevabına ekli davalıya ait hesap hareketlerinin incelenmesinde, davacı yanca delil olarak sunulan ihtarnamede iadesi talep edilen toplam 147.501,00 TL kredi ödemesinin davacı yanca “… Gayrimenkul Avans – … mah., … Mevkii, 67 pafta, 840447962″ açıklamasıyla yatırıldığı ve Vakıfbank’ın 28.03.2017 tarihli cevabi yazısı ekinde gönderilen para transferine ilişkin dökümün incelenmesinden; davacının hesabından dava dışı … ’a Yapı ve Kredi Bankası hesabına 13.05.2011 tarihinde 50.000,00 USD gönderildiğinin tespit edildiği, gerek bilirkişi tespitlerinden gerekse davalı yanın kredi ödemelerinin yarıda bırakılması sonucu taraflar arasındaki sözleşmenin sona ermesine davacı yanın sebep olduğu yönündeki aşamalardaki beyanlarından; davalının kredi borcunun 147.501,00 TL’ lik kısmının, davacı yanca yanlar arasındaki sözlü sözleşme gereğince ödendiği anlaşıldığından İstanbul 35. İcra Müdürlüğünün 2016/14415 Esas sayılı dosyası yönünden itirazın iptaline karar verilmesinde hata olmadığı, davacı yanca yine sözleşme kapsamında dava dışı borçlu …’ a ödenen 50.000,00 USD avans ödemesinin tahsili için davalı ile dava dışı borçlu hakkında yapılan İstanbul 35. İcra Müdürlüğünün 2016/14417 Esas sayılı dosyasına davalı yanca sunulan itirazın da iptali istenmiş ise de; 4721 sayılı TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmünün olduğu, dava dışı şahsa yapılan ödemenin yanlar arasındaki sözleşme kapsamında yapıldığı konusundaki ispat külfetinin davacıda olduğu, 6100 sayılı HMK’nın “Senetle ispat zorunluluğu” başlıklı 200. maddesinde düzenlenen “(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. ” hükmü gereğincen davacı tarafın, bu iddiasını senetle ispat etmek zorunda olduğu, davacının bu iddiayı ispatlayacak yazılı bir belge sunulamadığı gibi, tanık dinlenmesini mümkün kılacak yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge de dosya kapsamında bulunmadığı, Borçlar Hukukunda egemen olan “sözleşmelerin nispiliği kuralı” gereğince borç ilişkilerinden doğan alacak hakkının sözleşmede taraf olmayan kişilere karşı ileri sürülemeyeceği, bu nedenle davacı yanca dava dışı şahsa yapılan ödeme yönünden sözleşmelerin nispiliği prensibi uyarınca ve ispat külfeti doğru değerlendirilmek suretiyle davalının sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İstanbul 35. İcra Müdürlüğünün 2016/14417 Esas sayılı dosyası yönünden davanın reddine karar verilmesinin doğru olduğuna kanaat getirilerek İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.12.2018 tarih ve 2016/314 Esas, 2018/510 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalının borca aykırı davranışları nedeniyle zararın doğmasına neden olduğunu, borca aykırı davranışın hukuki fiil teşkil ettiğini ve hukuki fiillerin her türlü delil ile ispatlanabileceğini, sözleşme kapsamında … …’a ödenen bedel yönünden oluşan zararın tanık dahil her türlü delille ispatının mümkün olduğunu, dosya kapsamında dinlenen tanık beyanında ise “Kudret parayı işleri takip etmek için aldı” şeklinde projenin tamamlanması ve gerekli izinlerin alınabilmesi hizmetleri için … … ile anlaşıldığı, bu anlaşmanın ise taraflar arasındaki arsa payı karşılığında inşaat yapım sözleşmesinin geçerliliğine istinaden imzalandığının ispatlandığı, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile dava konusu arsa payı karşılığında inşaat yapım sözleşmesinin kurulduğu, tarafların sözleşmeye uygun hareket etmeleri, edimlerini sözleşmede uygun yerine getirmeleri , edimin ifasını imkansız kılan her türlü davranıştan kaçınmalarının zorunlu olduğu, aksi halde Türk Borçlar Kanunumuzun 112 maddesinde ”Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine kusurun yükleneceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür” şeklinde hüküm gereği zararın karşılanması gerektiği, buna göre davacının davalının zararlarını gidermekle yükümlü olduğu, menfi zararın, uyulacağı ve yerine getirileceği inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarar olduğu, taraflar arasındaki sözleşmeye dayalı olarak, davalının taşınmazındaki projenin tamamlanması ve gerekli izinlerin alınabilmesi hizmetleri için … …’a 50.000,00 USD bedelinde ödenen peşin avansın karşılıksız kalmasına neden olduğunu, talebin sözleşme nedeniyle uğranılan zararın davalıdan tazminine ilişkin olduğunu, bu yönüyle de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından eksik inceleme yapıldığı belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmakta olup geçersiz sözleşme nedeni
ile ödenen bedellerin iadesi için başlatılan takiplere yapılan itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkar
tazminatına hükmedilmesi istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370. maddesi, 200. maddesi,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 470 vd. maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle dairemizin yerleşik içtihatları uyarınca resmi şekilde yapılmadığından ve pay devri gerçekleşmediğinden dava konusu sözlü arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geçersiz olduğu, geçersiz sözleşmelerde; sözleşmenin taraflarının aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre diğer tarafa geri vermek zorunda oldukları, bu durumda haksız fiil hükümlerinin uygulanmasının mümkün bulunmadığı, bunu talep eden tarafın iddiasını 6100 sayılı HMK’nın “Senetle ispat zorunluluğu” başlıklı 200. maddesi uyarınca ispatlaması gerektiği, dosya kapsamında davacının bu iddiasını kanıtlayamaması ve sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği bu bedelin davalıdan talep edilemeyeceğinin anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ilgiliden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.