YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/23596
KARAR NO : 2014/9044
KARAR TARİHİ : 05.05.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : 5411 sayılı yasaya aykırılık
HÜKÜM : Sanıklar hakkındaki kamu davalarının ayrı ayrı düşürülmesine
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Sanık … müdafiinin hükmü temyize yönelik talebi bulunmadığı gibi kararın niteliğine göre duruşmalı inceleme olanağı da bulunmadığından adı geçen sanık müdafıinin duruşmalı inceleme isteğinin CMUK.nun 318.maddesi uyarınca REDDİNE karar verilerek yapılan incelemede;
1-Sanıklar … ve … müdafiilerince verilen temyiz dilekçelerinde, gerekçeye yönelik bir temyizlerinin bulunmadığı ve kararın niteliğine göre temyizde hukuki yararlarının da olmadığı anlaşıldığından adı geçen sanıklar müdafiilerinin vaki temyiz taleplerinin 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 317.maddesi uyarınca istem gibi REDDİNE,
2-Cumhuriyet Savcısının temyizine gelince;
Hükümden sonra, 11.06.2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5411 sayılı yasanın geçici 31.maddesinde “Bankacılık mevzuatının uygulanmasıyla ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuru veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı kapsamında karşılıklı olarak dostane çözüme ulaşılması halinde, ilgili kamu otoritesinin şikayet … da yazılı başvurudan vazgeçme veya müdahillikten çekilme beyanının ilgili Cumhuriyet Savcılığı veya mahkemeye ulaşması üzerine, dostane çözüm kapsamına giren fiiller nedeniyle yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmada şüpheli veya sanıklar hakkında kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Yukarıdaki fıkra hükmü, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla derdest olan soruşturma veya kovuşturmalarla ilgili olarak uygulanır.” amir hükümlerini taşımakta olup, sanık
….’in ….’a el konma işlemi ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvuru üzerine anılan mahkemenin 2.Dairesinin 23.10.2002 gün ve 6334-05 sayılı kararı doğrultusunda BDDK ile sanık … arasında 18.01.2013 tarihinde uzlaşma (dostane çözüm) protokolü imzalandığı ve müştekiler TMSF ile BDDK’nın sanıklar hakkında açılmış bulunan kamu davalarıyla ilgili olarak müdahillikten çekilmiş olmaları karşısında, O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz isteğinin reddi ile sonucu itibariyle doğru bulunan hükmün istem gibi ONANMASINA, 05.05.2014 günü oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, 09/07/2001 tarih ve BDDK.DEG/5623 sayılı yazı ve eklerinin değerlendirilmesi sonucunda Kent Bank hakkında “Mali bünyesindeki olumsuzlukların giderilmesini teminen 4389 sayılı Bankalar Kanunun 14 üncü maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında alınması gereken tedbirleri almayan, kaynaklarını Bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek şekilde hissedarlarının oluşturduğu sermaye grubuna aktaran, zararı öz kaynaklarını aşarak yabancı kaynaklara sirayet eden ve mali bünyesindeki zafiyeti taahhütlerini karşılayamayacak boyutlara ulaşan ve faaliyetlerini sürdürmesi mevduat sahiplerinin haklarını ve mali sistemin güven ve istikrarını tehlikeye düşüren … …Ş’ni, temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin 4389 sayılı Bankalar Kanunun 14 üncü maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarına istinaden Tasarruf Mevduatı Sigorta fonuna devredilmesine” 09/07/2001 tarih ve 382 sayı ile karar vermiştir.
TMSF’nin el koyma kararından sonra …. …Ş, … ve … “…grubu kapsamında değerlendirildiği, … iştiraklerinin hisse senetlerinin satışında bankanın zarara uğratıldığı ve hakim ortaklara kaynak aktarıldığı iddiasının da gerçek dışı olduğu, söz konusu satışların yapıldığı tarihlerdeki koşulların farklı olduğu, bankanın satışta kar elde ettiği ve bu konuda haklarında bulunan suç duyurusunun ….. Cumhuriyet Savcılığına takipsizlik kararı verilerek sonuçlandırıldığı, Bankanın devletin taahhüt ettiği döviz kurları ile enflasyon oranına güvenerek belirlediği stratejilerden dolayı büyük zarara uğradığı, 4389 sayılı kanunun 14. maddesinin 3 ve 4. fıkralarının “ihkakı hak” zoralım “yetkisi nedeniyle Anayasaya aykırı oldukları, yargı kararı olmadan bankanın hisselerinin fona devrinin Anayasanın 35. maddesindeki mülkiyet hakkına aykırı olduğunu..” ileri sürerek 09/07/2002 tarih ve 382 sayılı kararın iptalini talep etmişlerdir.
Danıştay 10. Dairesi 23/06/2003 gün ve 2001/2705 E. 2003/2566 sayılı kararında yaptığı inceleme sonucunda …’ın TMSF’ … devrine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığına karar vermiştir.
Danıştay 10. Dairenin kararının inceleyen Danıştay İdari Dava Daireleri 11.12.2003 gün ve 2003/710 E. 2003/897 sayılı kararında davacının temyiz itirazlarını kabul ederek usulsüz kaynak aktarımının yapılmadığını ve kararın bozulmasına karar vermesi üzerine Danıştay 10. Daire 12.06.2004 gün ve 2004/7935 E. 2004/5575 sayılı kararı ile Danıştay İdari Dava Dairelerinin bozma kararına uyarak “dava konusu işlemin” iptaline karar vermiştir. Danıştay İdari Dava Dairelerinin 17.02.2005 gün ve 2004/2177 E. 2005/31 sayılı kararı ile D. 10 Dairenin kararı onanmıştır. BDDK. nın karar düzeltme talebi DİDDK. nun 02.02.2006 gün ve 2005/1428 E. 2006/1 sayılı kararı ile ret edilmiştir. Bu aşamalardan sonra TMSF nin belirtilen kararları uygulamaması üzerine …. …Ş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat ederek hak ihlalinin tespitini istemiş ve AİHM 23.10.2012 günlü kararı ile başvurucunun talebini kabul ile Türk Hükümetine dostane çözüm önerisinde bulunmuştur.
TMSF 24.04.2007 tarihinde … 8. Ağır Ceza Mahkemesinde süren kamu davasındaki şikayetlerinden vazgeçtiğini bildirmiş ve AİHM’nin dostane çözüm önerisine göre taraflar arasında 01.03.2007 tarihli borç tasfiye ve sulh sözleşmesi imzalanmıştır.
11.06.2013 günü ise 28674 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6487 sayılı kanunun 31. maddesi ile 5411 sayılı kanuna eklenen geçici 31 madde ile “Bankacılık mevzuatının uygulanmasıyla ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuru veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı kapsamında karşılıklı olarak dostane çözüme ulaşılması halinde, ilgili kamu otoritesinin şikayet … da yazılı başvurudan vazgeçme veya müdahillikten çekilme beyanının ilgili Cumhuriyet savcılığı veya mahkemeye ulaşması üzerine, dostane çözüm kapsamına giren fiiller nedeniyle yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmada şüpheli veya sanıklar hakkında kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir.
Yukarıdaki fıkra hükmü, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla derdest olan soruşturma veya kovuşturmalarla ilgili olarak uygulanır.” hükmü yürürlüğe girmiştir.
Bu madde hükmü gereği Sayın Daire Çoğunluğu 20.03.2013 tarihli … 8. Ağır Ceza Mahkemesinin “şikayetten vazgeçme nedeniyle kamu davasının düşürülmesine dair” kararının gerekçesini değiştirerek ve sonucu itibariyle doğru görerek tümü ile hükmün ONANMASINA karar vermiştir.
Sayın Çoğunluğun 6487 sayılı kanun ile 5411 sayılı kanuna eklenen geçici 31. maddesine göre “kamu davalarının düşürülmesine dair” kararın onanması içinde yer alan … C.Başsavcılığının 30/06/2005 tarih ve 2005/89 sayılı iddianamesinde belirtilen sanıklara ilişkin; (5) nolu …. …Ş., (6) nolu … TV Programları ve Turizm …Ş, (7) nolu ….. Gıda San. Tic. …Ş, (8) nolu …….. Tic.Ltd. şirketlerine kullandırılan kredilerle ilgili olarak kamu davasının sanıkları hakkında 5411 sayılı kanunun geciçi 31. maddesi uygulanamayacağı düşüncesi ile bu yönden düşme kararının onanması kararma kısmen katılmıyorum.
Şöyle ki; TCK, CMK ve Bankacılık Kanununda dostane çözüm kapsamına giren fiiller tanımı bulunmamaktadır. Bu nedenle bu fiillerin neden ibaret olduğu ve kapsamını belirleyebilmek için 5411 sayılı kanunun geçici 31 maddesi hükmünü değerlendirmek gerekmektedir. Burada ise ölçü “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuru ve bu mahkeme kararı kapsamında karşılıklı olarak dostane çözüme ulaşılması ” kavramları olacaktır.
Yani, dostane çözüm kapsamına giren fiillere göre dostane çözüm kapsamını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına konu ve BDDK tarafından bankanın el konulmasına neden olan fiiller belirleyecektir. El konulmaya neden olan ve bu nedenle de Danıştay 10 ve DİDDK kararlarında işlenen dava konusu fillerin nelerden ibaret olduğunun irdelenmesi gerekecektir. Zira davalara konu edilen fiiller dostane çözüm kapsamına giren filler olacaktır. İşte bu fiiller nedeniyle yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmada şüpheli veya sanıklar hakkında kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilebilecektir.
Bu gözlemle BDDK’nin el koyma, Danıştay 10.D, DİDDK ve AİHM kararlarına bakıldığında … ve Tic ….. ve .. Ltd. ile ilgili işlemlerin değerlendirmeye alınmadığı ve Bankanın fona devrinden sonra yapılan incelemede saptanması nedeni ile bu şirketlere ait kredilerin fona devirde gruba aktarılan kaynak tutarına dahil edilmediği BDDK tarafından bildirilmiştir. Bu tespit karşısında el koyma kararına ve idari davalara konu edilmeyen bu şirketler ve bu dava dosyasının sanıkları hakkında bu nedenle AİHM’nin de dostane çözüm önerisinin ve yasanın uygulanması mümkün bulunmamaktadır.
5411 sayılı kanunun geçici 31 maddesinin kapsamına yukarıda açıklanan gerekçe ile girmediğini düşündüğüm … ve Tic … ve …. San. Tic. Ltd. ile ilgili olarak açılan kamu davasından sanıklar hakkında yargılayamaya devam edilerek hüküm kurulmasını düşündüğümden bu şirketler ve sanıkları yönü ile Sayın Çoğunluğun “sonucu itibariyle onama kararına” katılmıyorum.