Yargıtay Kararı 7. Ceza Dairesi 2017/6774 E. 2019/36400 K. 30.10.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/6774
KARAR NO : 2019/36400
KARAR TARİHİ : 30.10.2019

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : 5411 sayılı Kanuna muhalefet
HÜKÜM : Hükümlülük

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141 ve 5271 sayılı CYY’nın 34. ve 230. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Hükmün gerekçesinde ise CYY’nın 230. maddesi uyarınca, suç oluşturduğu kabul edilen eylemin gösterilmesi, ulaşılan kanaat, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiilleri ve bunun nitelendirmesinin yapılması, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin belirlenmesi ile mantıksal ve hukuksal bütünlük sağlanarak herkesi tatmin edecek ve anlaşılır kararın, bu hali ile Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde gerekçeli olması gerektiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.01.2011 tarih ve 2010/7-192, – 2011/1 sayılı kararında belirtilmiştir.
Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
5271 sayılı CYY’nın 230. maddesinin 1/c bendine uygun şekilde ulaşılan kanaat ve sanığın suç oluşturduğu kabul edilen fiillerine uygun delillerin ayrı ayrı nitelendirilmesi yapılarak ve mahkumiyete götüren delillerin nelerden ibaret olduğunun açıklanması, deliller ile varılan sonuç arasındaki dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağ kurularak ve ayrı ayrı zimmet fiilinin delillerinin belirlenmesi ve ortaya konularak hüküm kurulması gerektiği cihetle, tediye fişleri kullanılarak banka parasının zimmete geçirilmesinde fiilin, basit ya da nitelikli zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi bakımından; mudinin yanıltılarak veya kandırılarak imzalatılan boş bir tediye fişini kullanıp, mudinin bilgi ve talimatı olmaksızın hesabından para çekerek mal edinilmiş ise eylem nitelikli zimmet; mudi ya da mudilerin güvene dayalı olarak boş tediye fişlerini önceden kullanılmak üzere banka görevlisine vermesi halinde güveni kötüye kullanmak suçunu oluşturacağı, imzasız tediye fişleri ile tediye fişi olmaksızın mudilerin hesaplarından para çekmek şeklindeki eylemlerin ise basit zimmet suçununu oluşturacağı, sahte imzalı fişlerle gerçekleştirilen zimmet eylemleri yönünden imzanın ilk bakışta sahteliğinin anlaşılması halinde basit, aksi halde nitelikli zimmet kabul edilmesi gerektiği gözetilerek her bir işlemin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde basit ya da nitelikli zimmet suçunu oluşturup oluşturmadığının nitelendirilmesi ve karar yerinde tartışılması gerektiği gözetilmeden, yine toplam zimmet miktarının ne şekilde tespit edildiği açıklanmadan işlemlerin tamamının gerekçesiz şekilde nitelikli zimmet kabul edilmesi,
Kabule göre ise;
1. Her ne kadar mahkemece hükme esas alınan 03.02.2015 tarihli bilirkişi heyeti raporuna göre sanığın zimmetine geçirdiği miktar, idari takipten önce sanık tarafından iade edilen tutarlar düşüldükten sonra 263.015,82 TL olarak hesap edilmiş ise de, sanığın 18 mudiye yönelik vadeli/vadesiz döviz tevdiat hesaplarından yabancı para olarak ve vadesiz hesaplardan mudiler yerine sahte imza atarak, ayrıca usulsüz işlemlerin öncesinde mudilerin kandırılması suretiyle mudi imzalı boş fişlerle tediyeler yapılması şeklinde iddia olunan eylemlerinden anılan bilirkişi raporuna göre imza tespiti yapılamadığı belirtilen 113.296,14 TL’nin zimmet miktarına dahil edilmemesi, yine kararın “delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe” bölümünde zimmet miktarının her bir mudiye yönelik toplamda 449.020,87 TL olarak hesap edilmesi gerekirken toplam zimmet miktarının, nasıl hesaplandığı net şekilde anlaşılamayan 263.015,82 TL olarak belirlenmesi suretiyle çelişkiye neden olunması,
2. Adli para cezasının tayini yönünden; 5411 sayılı Yasanın 160/2. maddesinde yer alan “hükmolunacak adli para cezası miktarının bankanın uğradığı zararın üç katından az olamayacağına” ilişkin düzenleme uyarınca, üç katı uygulamasında nitelikli zimmet kapsamında değerlendirilen eylemler nedeniyle oluşan ve tazmin edilmeyen zarar miktarının dikkate alınacağı cihetle, 3 katı uygulamasında basit zimmet kapsamında değerlendirilen eylemler nedeniyle oluşan ve tazmin edilmeyen zarar miktarının da hesaba katılması suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi, ayrıca Dairemizin yerleşmiş uygulaması gereğince; sanığa 5411 sayılı Yasanın 160/2. maddesinin ikinci cümlesinde öngörüldüğü şekilde hürriyeti bağlayıcı ceza tayin edilerek, takdir edilecek gün para cezasının, artırım ve indirime tabi tutulduktan sonra 5237 sayılı TCK’nun 52. maddesindeki esaslara göre tayin edilecek sonuç adli para cezasının nitelikli zimmet suçu nedeni ile oluşan banka zararının 3 katına çıkartılması gerektiği halde yazılı şekilde uygulama yapılması,
3. Hükme esas alınan 03.02.2015 tarihli bilirkişi raporunda mudiler…, …, … ve … yönünden imza tespitinin yapılamadığının bildirilmiş olması karşısında, adı geçen mudilere yönelik işlemlere ait tediye fişi asılları ve mudilere ait bankada bulunan imza kartonları ile kurum-kuruluşlardaki suç tarihi ve öncesine ait samimi imzalar celbedilip mudilerin huzurda da imzaları alınarak bu hususta grafolojik inceleme yaptırıldıktan, imzanın mudiye ait olup olmadığı, mudiye ait ise bu imzanın ne şekilde alındığı, sahte ise sahte olarak atılan imzanın iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığı mahkemece belirlendikten sonra mudi yerine sahte olarak atılan imzanın ilk bakışta basit bir inceleme ile sahteliğinin anlaşılması halinde eylemin basit zimmet, sahteliğin basit bir inceleme ile anlaşılamayıp iğfal kabiliyetinin olması halinde ise nitelikli zimmet suçunu oluşturacağı gözetilerek sonucuna göre uygulama yapılması gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi,
4. Kanuni soruşturma raporunda ve iddianamede mudi …’e yönelik 06.10.2008, 09.10.2008 ve 13.10.2008 tarihli işlemler dava konusu edilmiş olmasına karşın bilirkişi kurulu raporunda söz konusu işlemler yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmadığı gözetilmeden, anılan tediye işlemlerinden doğan zimmet bulunup bulunmadığı, varsa zimmet miktarına dahil edilip edilmeyeceği karar yerinde tartışılmadan yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
5. Dosyaya celp edilen Söke 1. İcra Dairesinin 17.09.2013 tarihli yazısı ile sanığın icra takip dosyasında emekli ikramiyesi ve maaşından toplamda 59.852,61 TL tahsilat yapıldığının bildirilmesi karşısında ödenen bu tutarın, bankanın uğradığı zarar miktarından ve hükmedilecek para cezasından mahsup edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
6. 24.11.2015 tarihli 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, anılan maddenin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Yasaya aykırı, katılan … vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.