Yargıtay Kararı 7. Ceza Dairesi 2018/16276 E. 2019/6318 K. 07.02.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2018/16276
KARAR NO : 2019/6318
KARAR TARİHİ : 07.02.2019

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : 5411 sayılı Bankacılık Kanununa muhalefet
HÜKÜM : Hükümlülük

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebi yerinde görülmediğinden reddine karar verilerek yapılan incelemede;
I) Müştekiler …, … ve … vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde;
Banka zimmeti suçlarında doğrudan zarar görenin banka olduğu, sanığa atılı zimmet suçundan doğrudan zarar görmeyen müştekilerin açılan davaya katılmaya ve hükmü temyize hakkı bulunmadığından, bir kısım müşteki vekilinin temyiz isteklerinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
II) Sanık müdafiinin temyiz talebinin incelenmesinde ise;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141 ve 5271 sayılı CYY’nın 34. ve 230. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Hükmün gerekçesinde ise CYY’nın 230. maddesi uyarınca, suç oluşturduğu kabul edilen eylemin gösterilmesi, ulaşılan kanaat, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiilleri ve bunun nitelendirmesinin yapılması, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin belirlenmesi ile mantıksal ve hukuksal bütünlük sağlanarak herkesi tatmin edecek ve anlaşılır kararın, bu hali ile Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde gerekçeli olması gerektiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.01.2011 tarihli ve 2010/7-192, – 2011/1 sayılı kararında belirtilmiştir.
Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulama da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
5271 sayılı CYY’nın 230. maddesinin 1/c bendine uygun şekilde ulaşılan kanaat ve sanığın suç oluşturduğu kabul edilen fiillerine uygun delillerin ayrı ayrı nitelendirilmesi yapılarak ve mahkumiyete götüren delillerin nelerden ibaret olduğunun açıklanması, deliller ile varılan sonuç arasındaki dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağ kurularak ve ayrı ayrı zimmet fiilinin delillerinin belirlenmesi ve ortaya konularak hüküm kurulması gerekirken sanık hakkında yetersiz gerekçe ile bilirkişi raporundaki basit ve nitelikli zimmet miktarlarına atıf yapılmak suretiyle mahkumiyet hükmü kurulması,
Kabule ve uygulamaya göre ise;
1. Katılan bankanın Çumra şubesinde 2. derece imza yetkilisi, eski servis görevlisi olarak çalışan sanığın 2002-2007 yılları arasında gerçekleşen zimmet eylemleri sırasında mudiler …, … ve … gibi bazı mudilerden almış olduğu boş fişleri de kullandığının kanuni soruşturma raporu, mudilerin aşamalardaki beyanları ve imza incelemeleri sonucunda tespit edildiğinin anlaşılması karşısında, Dairemizin 30.04.2013 tarih 2011/2406 Esas-2013/9801 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere tediye fişleri kullanılarak banka parasının zimmete geçirilmesinde fiilin, basit ya da nitelikli zimmet suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi bakımından;mudinin yanıltılarak veya kandırılarak imzalatılan boş bir tediye fişini kullanıp, mudinin bilgi ve talimatı olmaksızın hesabından para çekerek mal edinilmiş ise eylem nitelikli zimmet; mudi ya da müdilerlerin güvene dayalı olarak boş tediye fişlerini önceden kullanılmak üzere banka görevlisine vermesi halinde güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı gözetilmeden her bir işlemin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde nitelendirilmesi gerekirken bu işlemlerin niteliği değerlendirilmeden tamamının basit zimmet olarak kabul edilmesi,
2.Mudi …’ın Cumhuriyet Başsavcılığı’nda alınan 27/07/2007 tarihli ifadesinde 14.09.2006 tarihli F00679 nolu 4.600,00 EURO karşılığı 8.619,48 YTL bedelli ve 30.06.2006 tarihli F00882 nolu 4.600,00 EURO karşılığı 9.166,42 YTL bedelli para çekme dekontları üzerindeki imzaların kendisine ait olduğunu, döviz hesabından iki defa TL’ye çevirterek EURO çektiğini, bu paraları TL hesabına yatırdığını, işlemleri kendisinin yaptığını beyan etmesi karşısında bu işlemlerin zimmet miktarına dahil edilmemesi gerektiğinin düşünülmemesi,
3. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18.02.2014 tarihli, 2013/13-274 Esas-2014/78 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere ”CMUK.nun 225. maddesi uyarınca Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 170/1. maddesi uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında, kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Belirtilen kanunun 170. maddesinin 4. fıkrasında da; “iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır” düzenlemesine yer verilmiştir.
CMK’nun 225. maddesi uyarınca da; “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir”. Bu düzenleme gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir. Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır. ” Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;
a) 01/02/2008 tarihli iddianame ile mudi …’ın yalnızca … nolu vadesiz EURO hesabından yapılan toplam 10.210,50 EURO bedelli işlem nedeniyle kamu davası açıldığı gözetilmeden … nolu vadeli YTL hesabından yapıldığı iddia edilen 6.164,07 YTL ‘nin de zimmet miktarına dahil edilmek suretiyle iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılarak, davaya konu edilmeyen eylemden dolayı yargılama yapılıp, hüküm kurulması,
b) 03/09/2008 tarihli ek iddianame ile Mudi …’nın yalnızca … nolu vadesiz YTL hesabından 20.800,00 YTL’nin zimmete konu olduğu iddiasıyla kamu davası açıldığı , mudinin kızı…ı’ya ait olan fakat mudi …’nın vekaleten kullandığı 40156697-5001 nolu TL hesabının ve 28.09.2009 tarihli bilirkişi raporuna göre 8.574,57 YTL’lik zimmetin gerçekleştiği 40156659-5002 nolu TL hesabının iddianameye konu edilmediği gözetilmeden iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılarak, davaya konu edilmeyen eylemden dolayı yargılama yapılıp, hüküm kurulması ve 40156697-5001 nolu hesaptan yapılan 01/11/2005 tarih F00881 nolu 370,00 YTL para çekme işleminin de nitelikli zimmeti oluşturan eylemlerden biri olarak kabul edilmesi,
5. Sanığın mal edindiği kabul edilen dövizlerin zimmete geçirilme tarihi itibarıyla geçerli olan T.C. Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilerek hesaplanması gerekirken T.C. Merkez Bankası satış kuru üzerinden hesaplanması,
6. Dosya içerisindeki 28.09.2009 tarihli bilirkişi heyeti raporunda zimmet miktarı 761.991,59 YTL olarak hesaplanmasına rağmen, 07.07.2015 tarihli bilirkişi heyeti raporunda 791.902,33 TL olarak hesaplanması karşısında raporlar arasında zimmet miktarındaki artışa ilişkin çelişki giderilmeden 07.07.2015 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınması,
7. Zimmet nedeniyle oluşan zarar miktarı saptanırken, sanığın katılan bankaya verdiği faiz ve diğer masraflar hariç net zararın, bir başka deyişle mal edinmek maksadıyla sağladığı yararın esas alınması gerektiği gözetilmeksizin, bilirkişi raporlarında sanığın zimmetine geçirip bir süre kullandıktan sonra müşteri hesaplarına iade ettiği işlemlerden kaynaklandığı belirtilen 29.910,74 TL nema miktarının da zimmet miktarına dahil edilmesi,
8. Zararın giderilmesinde sanığın katılan bankaya yapacağı ödemelerin esas alınması gerekirken mudi …’a elden vermiş olduğu 16.000 EURO’nun TL karşılığı olan 29.252,80 YTL ‘lik ödemenin de zararın tazmini olarak kabul edilmesi,
Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanığın cezada kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 07/02 /2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.