YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/15498
KARAR NO : 2022/506
KARAR TARİHİ : 11.01.2022
MAHKEMESİ : Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesi
SUÇ : 5833 sayılı Yasaya muhalefet
HÜKÜM : Hükümlülük, müsadere
Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
I- Sanıklar … ve … müdafiinin temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Katılan … firması adına vekilinin … Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği şikayet dilekçesi ile … adlı iş yerinde, üzerlerinde müvekkilinin hak sahibi olduğu markanın taklit olarak kullanıldığı ürünlerin satıldığını belirtip bu ürünlere el konulmasını talep etmesi üzerine, … Sulh Ceza Hakimliğinden verilen arama emri uyarınca 05/12/2014 günü yapılan arama sonucu düzenlenen tutanağa göre; satışa arz edilmiş halde toplam yedi adet cep telefonu kapağının ele geçirildiği olayda,
Sanık …’ın aşamalarda değişmeyen savunmasında aramanın yapıldığı iş yerine ait şubenin sorumlusunun ağabeyi … olduğunu ve bu yerde işçi olarak çalıştığını; sanık …’ın ise aramanın yapıldığı iş yerinin müdürü olarak …’ın sorumlu olduğunu, kendisinin ise farklı bir adreste bulunan merkezden sorumlu olduğunu” beyan etmesi, diğer sanık …’ın da bu beyanları doğrulaması karşısında, sanıklar … ve …’ın savunmalarının aksine suça iştirak ettiklerine dair şüpheden uzak, inandırıcı ve kesin delil bulunmadığı gözetilerek, beraatlerine karar verilmesi yerine, yeterli olmayan gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
II- Sanık …’ın temyiz talebinin incelenmesinde ise;
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin marka hakkının elde edilmesi başlıklı 6. maddesinde “Bu Kanun Hükmünde Kararname ile sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir.” aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin ceza hükümlerini düzenleyen 61/A-5. maddesinde “Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlardan dolayı cezaya hükmedebilmek için markanın Türkiye’de tescilli olması şarttır.” şeklindeki düzenlemeler mevcut olup, Türk marka hukukunda tescil ilkesi gereği, marka sahibi Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tutulan marka siciline tescil işlemini yaptırarak bu hakkı kazanacak ve böylece marka korumasından yararlanacaktır. Ceza hukuku bakımından tescil ilkesi zorunlu olup istisna olabilecek bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Tanınmış markalar tescil edilmedikleri mal ve hizmet sınıflarında hukuki yoldan korunsa da; suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği marka tanınmış olsa dahi cezai korumasının tescille sınırlı olması gerekmektedir.
Başka bir ifade ile tescilli bir markanın tescilden doğan korumadan yararlanabilmesi, tescil edildiği şekilde ve tescil edildiği veya benzeri mal ve/veya hizmetlerde kullanılması ile mümkündür. Buna göre, örneğin; sadece giysiler sınıfında tescil edilmiş bir marka, inşaat hizmetleri sektöründe kullanıldığında marka hakkına tecevüz suçundan bahsedilmeyecek; şikayet ve bu konuda açılmış bir dava var ise somut olayın özelliğine göre Türk Ticaret Kanununda düzenlenen haksız rekabet suçu gündeme gelebilecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince;
19/10/2015 tarihli bilirkişi raporunda; katılan adına tescilli … ve … numaralı markaların 09. Emtia sınıfında “ses ve imaj kaydetmek, göndermek, çoğaltmak için cihazlar” ürün grubunda tescilli oldukları ve suça konu ürünler yönünden benzerlik/özdeşlik bulunduğu şekilde görüş bildirilip yerel Mahkemece bu rapor hükme esas alınarak sanığın marka hakkına tecavüz suçundan mahkumiyetine karar verilmişse de; dosya içerisinde mevcut marka tescil belgelerinin incelenmesinde, katılan adına tescilli … ve … numaralı markaların emtia listesinde cep telefonları ve bunların kılıf veya aksesuarları bulunmadığı gibi, bilirkişi raporunda belirtilen şekilde bir benzerlik veya özdeşliğin de varsayılamayacağı; katılan adına tescilli … numaralı markanın tanınmış marka olmasının da yukarıda anlatılan gerekçelerle sonuca etki etmeyeceği anlaşılmış ise de;
Sanığa yüklenen eylemin Türk Ticaret Kanununda düzenlenen haksız rekabet suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususu karar yerinde tartışılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun taktir ve tayini gerekirken, yerinde görülmeyen gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanıklar … ve … ile sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, 11/01/2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
(M)
KARŞI OY
Sanık … hakkında, yerel Mahkemece 556 sayılı KHK’nin 61/A maddesi gereğince verilen mahkumiyet hükmünün temyizi üzerine dosyayı inceleyen heyetimizin çoğunluğu, sanığın eyleminin Türk Ticaret Kanununda düzenlenen haksız rekabet suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.
556 sayılı KHK’nin marka hakkına tecavüz sayılan fiiller başlıklı 61 inci maddesinde, Aşağıda sayılan fiiller marka hakkına tecavüz sayılır denildikten sonra, marka hakkına tecavüz sayılan haller dört başlık altında gösterilmiştir. Bu maddenin “a” bendinde, “Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 9 uncu maddede belirtilen biçimlerde kullanmak.” denilmek suretiyle 9 uncu maddeye aykırılıkların marka hakkına tecavüz sayılacağı gösterilmiştir.
556 sayılı KHK’nin 9 uncu maddesinin “c” bendinde “Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsamına giren mal ve/veya hizmetlerle benzer olmayan, ancak Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle tescilli markanın itibarından dolayı haksız bir yarar elde edecek veya tescilli markanın itibarına zarar verecek veya tescilli markanın ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin kullanılması.” denilmek suretiyle emtia sınıfında tescili olmasa bile markaya ait işaretin kullanılarak haksız bir yarar elde edilmesi marka hakkına tecavüz olarak belirtilmiştir.
Dosyada bulunan belgelerden … markasının 9. emtia sınıfında tescilli olduğu ancak aynı sınıfta yer alan cep telefonu aksesuarında tescilinin olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda … markasının tanınmış markalardan olup olmadığı önem arz etmektedir.
Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 17.06.2008 tarih 2005/17066 Esas ve 2008/16573 Karar sayılı kararında, tanınmış markanın tarifi uluslararası anlaşmalara ve hukukumuza göre yapılmış olup, bu kararda; “556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7/1.maddesinde tanınmış markadan sözedilmiş ancak tanımı yapılmamıştır. Yine Sınai Mülkiyetin himayesine mahsus Paris Sözleşmesinin 1.mükerrer 6.maddesinde de “tanınmış markanın” tanımı yapılmamış ancak “herkesçe bilinen” ibaresi yer almıştır. Ancak bir markanın herkesçe fiilen bilinmesinden değil, bilindiğinin mütalaa edilmesinden bahsedilmiştir.
Bir markanın herkesçe bilinip bilinmediği tespit edilirken bu markanın Türkiye’de hitap ettiği müşteri kitlesi esas alınmalıdır. Tanınmışlık, toplumun önemli bir kesiminde ve en azından genel hedef kitledeki orta düzeydeki müşterilerce bilinmeyi gerektirmektedir.
Doktrinde ise tanınmış marka kavramı; dünya çapında olmasa bile, geniş halk kitlelerinin tanıdığı, yüksek ekonomik değere sahip marka olarak tanımlanmış, dünya çapında maruf olmasa bile Paris Sözleşmesine üye ülkelerde, hatta üye ülkelerin bazılarında bilinen markanın “tanınmış marka” sayıldığı belirtilmiştir. (Bkz. Prof.Dr. U.Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku)
Yine öğretide, markanın ülke ve uluslararası alanda tanınmış olma niteliğine sahip olabilmesi için bir işletmeyi veya ürünlerinin hizmetlerini simgelemesi ya da üstün bir niteliğe sahip olduğunun yaygın kabul görmesi gerektiği, tanınmış markanın bir özelliğinin her markada olduğu gibi diğer rakip mallardan ve hizmetlerden kendi mal ve hizmetini farklılaştırması, diğer özelliğinin ise her türlü rekabet kaygısı dışında yüksek bir kaliteyi sağlaması olduğu görüşü savunulmuştur. (Bkz Dr. H. Yasaman Tanınmış Markalar H.A. Anısına Armağan)
Fikri Mülkiyet Dünya Örgütü Uzmanlar Komitesince (WİPO) tanınmış marka kriterleri ile ilgili olarak verilen A/34/13 nolu tavsiye kararına göre ise bir markanın tanınmış olup olmadığının tespitinde ilgili sektörde markanın tanınma derecesi, markanın süre, yaygınlık, coğrafi alan itibarıyla her türlü kullanımı, markanın tatbik edildiği mal veya hizmet ile ilgili reklam ve temsiller, fuarlar ve gösterimlerde dahil olmak üzere marka için yapılan promosyonun süresi, yaygınlığı ve coğrafi alanı, süre ve coğrafi alanı kapsayan her türlü tescil veya tescil başvurusu, markanın ekonomik değeri, marka hakkının hangi etkinlikte ve verimlilikte korunduğu, tanınmışlığa yönelik mahkeme ve diğer yetkili makamların kararları gibi unsurlar dikkate alınmalıdır. Bu hususlar ise kamuoyu araştırması, sektörel bilgi taraması ve bilirkişi incelemesi ile belirlenebilecektir.
Yine tanınmış marka kriterlerinin belirlendiği diğer bir uluslararası anlaşmada Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşmasının (TRİPS) 16/2 maddesidir. Markanın ilgili sektörde herkesçe bilinebilir olmasının tanınmış marka olduğunun kabulünde etken olduğu belirtilmiştir. anılan anlaşmanın 16/3.maddesi ile Paris Sözleşmesinin 1.mükerrer 6.maddesinin uygulama alanı genişletilmiş, tanınmış markaların farklı mal ve hizmetler yönünden de korunması sağlanmıştır. İlgili sektör kavramı ile de markanın kullanıldığı ürün ve hizmetlerin Türkiyedeki gerçek ve potansiyel alıcıları, bu alandaki iş çevreleri ve markanın kullanılacağı ürün ve hizmetlerin dağıtım bölümlerinde bulunan kişiler ve satıcılar kastedilmiştir.
Yargıtay içtihatlarına göre ise tanınmış marka kavramı, bir kişiye veya girişime sıkı bir biçimde bağlılık, güvence, kalite, reklam gücü, yaygın bir dağıtım ağına bağlı, müşteri ve diğer subjektif ilgi ve ilişkiler ayrımı yapılmadan coğrafi sınır, Kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredekilerce refleks halinde beliren bir çağrışım olarak, sadece o markayı taşıyan mal ve hizmetlerle ilgili çevre içinde değil, bu çevre dışında, o mal veya hizmetle ilgisi olmayan kişilerce de bilinen marka olarak tanımlanmıştır.
Tanınmış marka olarak kullanılan ibarenin, işareten ve benzerlerinin iltibas yaratacak şekilde diğer ibarelerle birlikte kullanılması halinde de iltibasın varlığından söz edilecektir.” denilmiştir.
… markasının bu kararda belirtilen kriterlere göre tanınmış marka olduğu konusunda terettüt bulunmamaktadır. Burada ayrıca önem kazanan husus 556 sayılı KHK’nin 61/A maddesinde müeyyideye bağlanan suçun oluşup oluşmadığı, bir başka ifade ile 556 sayılı KHK’nin 61 inci maddesinde marka hakkına tecavüz olarak sayılan hallerin 61/A maddesinde müeyyideye bağlanıp bağlanmadığı hususudur. 556 sayılı KHK’nin 61/A maddesinde “Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal veya hizmet üreten, satışa arz eden veya satan kişi … cezalandırılır.” denilmekle marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz suç olarak tanımlanmıştır. KHK’nin 61/A maddesinde açıkça “marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz” denildiği, KHK’nin 61 inci maddesinde de marka hakkına tecavüz sayılan haller tek tek belirtildiği ve marka hakkına tecavüz bu maddede tanımlandığı için, KHK’nin 61/A maddesinde müeyyideye bağlanan suçun, KHK’nin 61 inci maddesinde sayılan halleri kapsadığı kabul edilmelidir.
… markasının Türkiye’de tanınmış marka olduğu, bu markanın logosu ve açıkça ismi cep telefonu kapağında kullanıldığı için, sanığın bu şekilde üretilmiş bir ürünü satışa arz etmesiyle haksız bir yarar elde ettiği gözetildiğinde, 556 sayılı KHK’nin 61/A maddesinde müeyyideye bağlanan suçun oluştuğunu düşündüğümden, heyetimizin sayın çoğunluğu tarafından eylemin Türk Ticaret Kanununda düzenlenen haksız rekabet suçunu oluşturduğuna ve hükmün bu nedenle bozulması doğrultusundaki görüşe katılmıyorum. … Ceza Dairesi Üyesi