YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/32079
KARAR NO : 2023/7412
KARAR TARİHİ : 26.09.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. GEREKÇE
20.12.2009 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu’nun (5941 sayılı Kanun) 9 uncu maddesi ile 3167 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. Suç tarihi itibarıyla 3167 sayılı Kanun’a muhalefet suçunu oluşturan, sanığın üzerine atılı eylem, 5941 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinde de yine suç olarak düzenlenmiştir. Ancak, 03.02.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6273 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesi ile 5941 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin birinci
fıkrasında yapılan değişiklik ile eylem, yaptırımı çek düzenleme ve çek hesabı açmaktan yasaklanma olan kabahate dönüştürülmüştür. Daha sonra, 09.08.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6728 sayılı Kanun’un 63 üncü maddesi ile 5941 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinde yapılan değişiklik ile eylem yeniden suç olarak düzenlenmiş ise de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 7 nci maddesi uyarınca suç işlendikten sonra yürürlüğe giren kanun ile eylemin suç olmaktan çıkartılıp kabahate dönüştürülmesi nedeniyle, sanığın hukukî durumunun da sanığın lehine olan 6273 sayılı Kanun ile değişik 5941 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kabahatler açısından soruşturma zamanaşımı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun (5326 sayılı Kanun) 20 nci maddesinde düzenlenmekle birlikte, anılan maddede soruşturma zamanaşımı, kabahat için öngörülen idari para cezasının miktarına göre belirlenmekte, yaptırım olarak hiç idari para cezası öngörülmeyen kabahatler açısından soruşturma zamanaşımına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı görülmektedir. Gerek suçlar yönünden 5237 sayılı Kanun’da, gerekse kabahatler yönünden 5326 sayılı Kanun’da zamanaşımı müessesesi düzenlenmekte olup, sırf yaptırım olarak idari para cezası öngörülmemesi nedeniyle bu kabahatin zamanaşımına tabi olmadığı da kabul edilemeyeceğinden, ortada bir hukukî boşluk bulunduğu anlaşılmaktadır. 5237 sayılı Kanun’da da zamanaşımı sürelerinin suç için öngörülen yaptırımlara göre belirlendiği cihetle, 5326 sayılı Kanun’da ya da 5237 sayılı Kanun’da, doğrudan kıyas veya yorum yoluyla uygulanacak bir düzenleme bulunmamaktadır. Bilindiği üzere ceza yargılamasının en temel ilkelerinden birisi de sanık lehine yorum ilkesidir. Bu çerçevede, yaptırımı yalnızca çek keşide etme ve çek hesabı açmaktan yasaklanma olan karşılıksız çek keşide etme kabahati yönünden, soruşturma zamanaşımının, sanık lehine yorum ilkesi uyarınca, 5326 sayılı Kanun’un 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen, yaptırımı idari para cezası olan kabahatler için öngörülen en kısa zamanaşımı olan, 3 yıllık sürenin esas alınması gerektiği kabul edilmelidir. 5326 sayılı Kanun’un 20 nci maddesinin dördüncü fıkrasındaki düzenleme uyarınca soruşturma zamanaşımı kabahatin işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağından ve 5326 sayılı Kanun’da kabahatlerde zamanaşımının durması veya kesilmesi öngörülmediği gibi 5237 sayılı Kanun’a da herhangi bir atıfta bulunmadığından, kabahat tarihinde işlemeye başlayan 3 yıllık soruşturma zamanaşımının 01.03.2010 tarihi itibarıyla dolduğu anlaşılmaktadır.
II. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.06.2021 tarihli ve 2020/597 Esas, 2021/567 Karar sayılı kararına yönelik şikâyetçi vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak, soruşturma zamanaşımı dolduğundan kabahatli hakkında, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla, İDARİ YAPTIRIM UYGULANMASINA YER OLMADIĞINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
26.09.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Sayın çoğunluk aramızdaki uyuşmazlık, Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık hakkında yapılan yargılama sonucunda, eylemin kabahat niteliğine dönüştüğünden bahisle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca zamanaşımı nedeniyle idari yaptırım uygulanmasına yer olmadığına karar verilip verilemeyeceğine ilişkindir.
İktisadi açıdan ödeme aracı niteliğinde olan çek, esas olarak Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş olmakla birlikte, çekin karşılığının bulunmaması durumunda hamillerin daha etkin korunması amacıyla özel kanunlar hazırlanmış veya bu kanunlarda zaman içinde bir takım değişiklikler yapılmıştır. Kanun koyucunun yaptığı bu değişikliklerden birisi de 6273 sayılı Kanun’la karşılıksız çek keşide etme eylemi için çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı şeklinde idarî nitelikte bir yaptırım uygulanmasına dair düzenlemedir.
İncelemeye konu dosyada suç tarihinde yürürlükte olan 4814 saylı Kanun ile değişik 3167 sayılı Kanun 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. 5941 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinde yine suç olarak düzenlenmiştir.
Suç tarihinden (27.01.2007) sonra yürürlüğe giren ve sanığın lehine olan 5941 sayılı Kanun’un, 03.02.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6273 sayılı Kanunla değişik 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle; sanığın çek hesabında yeterli karşılığı bulundurmamak suretiyle “karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermek” yönündeki eyleminin suç olmaktan çıkarılarak kabahate dönüştüğü, dolayısıyla 03.02.2012 tarihinden itibaren bu kabahat karşılığında sadece idari yaptırım kararı uygulanacağı, buna göre sadece “çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişiler hakkında” idari tedbir mahiyetinde “çek düzenleme ve çek hesabı açmaktan yasaklama kararı” verileceği düzenleme altına alınmıştır. Yine 6723 sayılı Kanun ile “Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılması” başlıklı 5941 sayılı Kanun’un 6. maddesi şu şekilde düzenlenmişti: “(1) Karşılıksız kalan çek bedelinin, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödenmesi hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı Cumhuriyet savcısı tarafından kaldırılır. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırıldığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına 5 inci maddenin sekizinci fıkrasındaki usullere göre bildirilir ve ilân olunur. (2) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararının verildiği yer Cumhuriyet başsavcılığına başvurularak talebin geri alınması hâlinde de birinci fıkra hükmü uygulanır. (3) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına ilişkin kayıt, kaydın girildiği tarihten itibaren her hâlde on yıl geçmesiyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından resen silinir ve bu işlem ilân olunur.”
09.08.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6728 sayılı Kanun’la değişik 5 nci maddesinin birinci fıkrası ile eylem yeniden suç olarak düzenlenmiştir.
5326 sayılı Kanun’un yaptırım sistemi incelendiğinde, anılan Kanun’un 16 ncı maddesinde kabahatler karşılığı olarak uygulanabilecek idarî yaptırımlar, “idarî para cezası” ve “idarî tedbirler” olarak düzenlenmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise, idarî tedbirlerin “mülkiyetin kamuya geçirilmesi” ve ilgili kanunlarda yer alan “diğer tedbirler” olarak ikili bir ayrıma tâbi tutulduğu görülmektedir.
Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının idari nitelikte bir tedbir olması ve 5941 sayılı Kanunu’nda özel bir düzenleme bulunmaması karşısında zamanaşımı bakımından 5326 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 5326 sayılı Kanun’un 20 nci maddesinde “soruşturma zamanaşımı” ve 21 nci maddesinde ise “yerine getirme zamanaşımı” olmak üzere iki zamanaşımı öngörülmüştür. Ancak her iki zamanaşımı süresi tüm idari yaptırımları kapsayacak şekilde düzenlenmemiştir. 5326 sayılı Kanun’un 20 nci maddesinde yer alan “soruşturma zamanaşımı” süresi yönünden yalnızca idari para cezası esas alınmak suretiyle ve idari para cezasının miktarına göre düzenlenme yapılmıştır. Buna karşın idari tedbirlere ilişkin olarak soruşturma zamanaşımına dair bir düzenleme yapılmamıştır. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2012/28951 E., 2012/28799 K. ve 2013/14185 E., 2013/23265 K. sayılı kararlarında benzer yönde değerlendirme yapılmıştır.
Kabahatler Kanununun “Yerine getirme zamanaşımı” başlığı altında ise, hem idari para cezası hem de mülkiyetin kamuya geçirilmesiyle ilgili düzenleme yapılmıştır. Yerine getirme zamanaşımı süresi olarak idari tedbirlerden sadece mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olarak süre öngörülmüştür.
Doktrinde bu konuya ilişkin olarak, idari para cezası ile birlikte idari tedbirde uygulanmışsa artık bu idari tedbirlerin de aynı zamanaşımı sürelerine tabi olduğu görüşü vardır (…T. Kabahatler Hukuku, …, 2011,s. 275). İlgili görüşte, idari para cezasının yanında diğer bir idari yaptırımın bulunması durumunda, geçerli olacak zamanaşımı süreleri konusunda değerlendirmeler yapıldığı ancak müstakil bir idari yaptırım kararında soruşturma zamanaşımı süresinin ne olacağı konusunun ise açık bırakıldığı görülmektedir.
Kabahatler Kanunu’nun 20. maddesinde idarî para cezalarında zamanaşımına yönelik olarak soruşturma zamanaşımı düzenlenmiştir. Yine bazı özel kanunlarda idari yaptırımlarda zamanaşımı sürelerine ilişkin farklı düzenlemeler yer almaktadır. Anayasa’nın 38. maddesinde, dava zamanaşımının kanunilik ilkesi kapsamına girdiği hüküm altına alınmış olmakla maddi hukuka ilişkin olan bu halin yorum yapılarak veya kıyasen uygulama yapılarak genişletilmesi mümkün olmayacaktır.
Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (AYM,… … ve diğerleri,B.No:2013/1301, 30/12/2014,§55). Zamanaşımı hükümlerindeki açıklık, sadece zamanaşımı süresinin başlangıç ve bitişinin kanunda gösterilmesiyle kendisini göstermez. Zamanaşımını durduran nedenler ile durma süresinin ve duran zamanaşımının işlemeye başlama tarihinin de açık, belirgin, somut ve öngörülebilir olması, keyfîliğe izin vermemesi yasallık ve hukuk devleti ilkesinin gereğidir (AYM, E.2006/124, K.2009/146, 15/10/2009).
Kanunilik ilkesi, yasal düzenlemelerin ulaşılabilir, öngörülebilir ve belirli olmasını gerektirmektedir. Buna göre, “diğer idari tedbirler” bakımından 5326 sayılı Kanun’da bir zamanaşımı süresi
bulunmamaktadır. Bu itibarla, 6273 sayılı Kanun’la değişik 5941 sayılı Çek Kanunu’na göre verilecek çek düzenleme ve çek hesabı açmaktan yasaklanma kararının ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler kapsamında “diğer idari tedbirler” kapsamına giren bir yaptırım olduğundan herhangi bir zamanaşımı uygulanması mümkün görülmemektedir. Kanımca, bu konuda mevzuatımız da bir eksiklik ve yasal boşluk bulunmaktadır. Kabahatler Kanunu’nun zamanaşımına ilişkin hükümlerine “diğer idari yaptırımlar” bakımından genel bir zamanaşımı süresi konulması hukuka uygun bir çözüm olacaktır.
Açıklanan nedenlerle, somut olayda yalnızca idari para cezası esas alınmak suretiyle ve idari para cezasının miktarına göre düzenlenme içeren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca zamanaşımı nedeniyle idari yaptırım uygulanmasına yer olmadığına ilişkin yazılı şekilde karar verilmesine dair sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.26.09.2023