YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/4873
KARAR NO : 2023/9600
KARAR TARİHİ : 02.11.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/316 E., 2016/708 K.
SUÇLAR :1.5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet,
2.5392 sayılı Telsiz Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’a muhalefet
HÜKÜMLER : Her iki suçtan mahkûmiyet, eşya müsaderesi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Kilis 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 09.04.2010 tarihli ve 2008/476 Esas, 2010/185 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na (5607 sayılı Kanun) muhalefet suçundan aynı Kanun’un 3 üncü maddesinin beşinci fıkrası ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237
sayılı Kanun) 62 nci ve 52 nci maddeleri uyarınca 5 … hapis ve 2.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun’un 54 üncü maddesi gereğince suça konu kaçak eşyanın müsaderesine; 5392 sayılı Telsiz Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (5392 sayılı Kanun) 25a maddesi yollaması ile 32 nci maddesinin (h) bendi ile 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi uyarınca 10 … hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç nedeniyle 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, 5607 sayılı Kanun uyarınca verilen karar usulüne uygun tebliğ sonrası itirazın reddi ile 11.06.2010 tarihinde kesinleşmiş, 5392 sayılı Kanun uyarınca verilen karar ise katılma ve hükmü temyize hakkı bulunan kurum olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığına tebliğ edilmeden kesinleştirilmiştir.
2.Denetim süresi içerisinde işlenen 08.03.2015 tarihli tehdit ve hakaret suçlarına ilişkin yeni suç ihbarı nedeniyle dosya yeniden ele alınmış, Kilis 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.07.2016 tarihli ve 2016/316 Esas, 2016/708 Karar sayılı kararı ile her iki suçtan açıklanması geri bırakılan hükümler aynen açıklanmıştır.
3.Yukarıda bahsi geçen kararların sanık müdafii tarafından temyizi üzerine dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 22.05.2021 tarihli ve 19-2021/63777 sayılı, bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; sanığın atılı suçu işlemediğinden, iş yeri ile ilgisi bulunmadığından bahisle hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ve re’sen dikkate alınacak diğer sebeplerle her iki suçtan verilen mahkûmiyet kararlarının bozulması talebine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1.Kolluk birimlerince yürütülen istihbari çalışma neticesinde, sanık ve kardeşi olan inceleme dışı dosya sanığı Ali Yimenicioğlu tarafından işletilen Güneş İletişim isimli iş yerinde kaçak cep telefonu satışı yapıldığı ve cep telefonlarına ait elektronik kimlik bilgilerinin değiştirildiği bilgisine ulaşılması üzerine usulüne uygun arama kararı ile iş yerinde yapılan aramada iddianameye konu edilen kaçak ve elektronik kimlik bilgileri değiştirilmiş cep telefonlarının, klonlama işleminde kullanılan program ve bilgisayar kasası ile çok sayıda batarya, şarj cihazı, bağlantı kabloları v.b. eşyanın ele geçirildiği anlaşılmıştır.
2.Sanığın soruşturma aşamasında alınan beyanında; geçimini abisine ait Güneş İletişim isimli iş yerinden sağladığını, iş yerinde abisi ile beraber telefon tamir işi yaptıklarını, iş yerinde telefon alım satımı yapmadıklarını, yalnızca parçalarını kullanmak için hurda telefon aldıklarını,
Yargılama aşamasındaki savunmasında ise; iş yerinde tesadüfen bulunduğunu, cep telefonu işi yapmadığını, suçlamayı kabul etmediğini beyan ettiği görülmüştür.
IV. GEREKÇE
A. Sanık Hakkında 5392 Sayılı Kanun Uyarınca Verilen Kararın İncelenmesinde
1.Sanığın yargılama konusu eylemine ilişkin olarak belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre 5237 sayılı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü
anlaşılmıştır.
2.Sanık hakkında açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde, 09.04.2010 tarihinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, suç tarihinin 09.07.2008 olduğu dikkate alınarak sanığa atılı eylemin 5392 sayılı Kanun’a muhalefet suçunu oluşturduğu anlaşılmakla; 5392 sayılı Kanun uyarınca suçtan zarar gören ve katılma hakkı bulunan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığına (BTİK) gerekçeli kararın tebliğ edilmediği, 09.04.2010 tarihli hükme yönelik BTİK’in itiraz hakkı bulunduğundan anılan kuruma tebliğ edilmeyen hükmün henüz kesinleşmediği ve infaz yönüyle zamanaşımını durdurmadığı, 5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca zamanaşımını kesen en son işlemin 12.11.2008 tarihli mahkeme huzurunda savunma alma işlemi olduğu ve bu tarihten, temyiz incelemesi tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.
B. Sanık Hakkında 5607 Sayılı Kanun Uyarınca Verilen Kararın İncelenmesinde
Olayın oluş biçimi, sanığın aşamalardaki savunması, bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamı göz önüne alındığında atılı suçun sanık tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak;
1.Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5607 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin beşinci fıkrasında düzenlenen suçun üst sınırının iki yıl olduğu gözetilerek;
17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin birinci fıkrasına göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesinde yer alan geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile “01.01.2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19.08.2020 tarihli ve 31218 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye … ise de, 5271 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olmakla birlikte, iptal kararının sonuçları itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğu, zira 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasında “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan 5237 sayılı Kanun’un 7 nci ve 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddeleri uyarınca sanığın eyleminin “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
2.Hükmün açıklanmasına neden olan kasıtlı suçların, 02.12.2016 tarihinde 29906 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34 üncü maddesiyle değişik
5271 sayılı Kanun’un 253 üncü maddesi ve anılan maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma kapsamına alınması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinin birinci fıkrası ve 7 nci maddesinin ikinci fıkrası hükümleri de gözetilip, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukukî durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle bu suçlar yönünden, uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı araştırılarak, uzlaştırma işleminin olumlu sonuçlanmış olması durumunda, sanığın denetim süresinde işlediği başkaca kasıtlı suçlardan mahkûm olup olmadığı tespit edilip sonucuna göre, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanıp açıklanmayacağının değerlendirilmesi zorunluluğu bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
A. Sanık Hakkında 5392 Sayılı Kanun Uyarınca Verilen Karar Yönünden
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenlerle Kilis 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.07.2016 tarihli ve 2016/316 Esas, 2016/708 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle Tebliğname’ye aykırı olarak DÜŞMESİNE,
B. Sanık Hakkında 5607 Sayılı Kanun Uyarınca Verilen Karar Yönünden
Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle Kilis 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.07.2016 tarihli ve 2016/316 Esas, 2016/708 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
02.11.2023 tarihinde karar verildi.