YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5419
KARAR NO : 2013/711
KARAR TARİHİ : 31.01.2013
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava, kaçak atık su kullanımı nedeniyle tahakkuk ettirilen borç miktarının tahsili amacıyla yapılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1)İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliğine, dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin kararda gösterilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2)Davalının hükmedilen icra inkar tazminatına yönelik temyiz itirazlarına gelince, mahkemece davanın kabulüne ve davacı lehine icra inkar tazminatına karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E: 2006/19-295, K: 2006/341 sayılı içtihatında açıklandığı üzere, Yargıtay Daireleri ve Hukuk Genel Kurulu’nun kararlık kazanmış uygulamasına göre, itirazın iptali davalarında İcra ve İflas Kanunu’nun 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde takibe itiraz etmesi ve alacaklının icra hakimliğine başvurmadan, alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir.
İcra inkar tazminatına mahkemece karar verilebilmesi için, borçlunun itirazının kötü niyetle
yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. İcra inkar tazminatı, hakkında icra takibine itiraz ederek durduran ve takibin çabuk sonuçlandırılmasına engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır.
Mahkemece inkar tazminatına karar verilebilmesi için aranılan bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özellikleri değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belirli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise, ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.
Bu ilke ve kurallar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, dava konusu alacak, kaçak atık su kullanımı suretiyle haksız fiilden kaynaklanmaktadır. Haksız eylemden kaynaklanan ve zarar miktarı belirgin olmayan alacağın gerçek miktarının tespiti için tarafların alacak miktarı üzerinde bir anlaşmaya varmaları ya da alacağın gerçek miktarının bir mahkeme kararı ile tespit olunması gerekir. Bu durumda ortada likit bir alacağın bulunduğundan söz edilemeyeceğine göre, davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde davalıya iadesine, 31.01.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.