YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/24295
KARAR NO : 2013/18429
KARAR TARİHİ : 06.11.2013
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 114 ada 22 parsel sayılı 520,36 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı … adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine, tapu kaydına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, dava konusu 114 ada 22 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacı Hazine’ye ait 07.05.1950 tarih ve 416, 417, 418, 419, 420, 421, 422, 423, 425, 426, 427 ve 429 sıra numaralı tapu kayıtlarının ve ecrimisil belgelerinin çekişmeli taşınmazı kapsamadığı kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar vermek için yeterli bulunmamaktadır.
Davacı Hazine, 24.06.2010 havale tarihli dava dilekçesinde, kadastro sırasında uygulanamayan Hazine tapuları bulunduğunu, dava konusu taşınmazın Hazine tapusu kapsamında kaldığını öne sürerek dava açmıştır. Mahkemece, 02.05.2013 tarihinde icra edilen keşifte; dava konusu taşınmazın bulunduğu…Köyünde Hazineye ait olup kadastro sırasında uygulanamayan 07.05.1950 tarih ve 416, 417, 418, 419, 420, 421, 422, 423, 425, 426, 427 ve 429 sıra numaralı tapu kayıtlarının tamamı taşınmaz başında uygulanmaya çalışılmış; davacı Hazine’den dava konusu taşınmaz için bu tapu kayıtlarından hangisine dayandığı sorulup netleştirilmemiş, tapu kayıtlarının uygulaması ve zilyetlik araştırması yeterli biçimde yapılmamıştır. Davacı Hazine’nin sunduğu ecrimisil belgelerinin dava konusu ./…
taşınmaza ait olup olmadığı yönündeki araştırma da yetersizdir. Ayrıca, temyiz incelemesi için Dairemiz’e gönderilen aynı köye ilişkin dava dosyalarının incelenmesinde (Daire’mizin 2013/24290 Esas ve 2013/24305 Esas sayılı dosyaları gibi); mahkemece davacı Hazine’nin tutunduğundan bahisle uygulanan bu tapu kayıtlarının, eldeki dava dosyası dışında başka dosyalarda da Hazine dayanağı olarak uygulandığı anlaşılmaktadır. Böylesine yetersiz araştırma ile karar verilemez.
Hal böyle olunca; mahkemece doğru sonuca ulaşabilmek için, öncelikle davacı Hazine’den dava konusu taşınmaz yönünden 07.05.1950 tarih ve 416, 417, 418, 419, 420, 421, 422, 423, 425, 426, 427 ve 429 sıra numaralı tapu kayıtlarından hangisine dayandığı sorulup netleştirilmeli, bundan sonra davacı Hazinenin tutunduğu tapu kaydı ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Müdürlüğünden getirtilmeli, dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmaz ya da taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Tapu Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, bundan ayrı olarak davacı Hazine’nin aynı tapu kaydına dayanarak açtığı derdest diğer dava dosyaları da saptanmalı, tapu kaydı başka taşınmazlara revizyon görmüş ise ve Hazinenin aynı tapu kaydına dayanarak açtığı derdest davalar var ise; dava konusu taşınmazla birlikte tapu kaydının revizyon gördüğü taşınmazları, Hazinenin aynı tapu kaydına dayandığı taşınmazları ve bu taşınmazlara dıştan komşu taşınmazların tümünü bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden getirtilmeli, Hazinenin aynı tapu kaydına dayanarak açtığı derdest dava dosyalarının ve dayanılan kaydın revizyon gördüğü ve davalı olduğu saptanan taşınmazlara ait dava dosyalarının usul kanunu hükümleri uyarınca birleştirilmesi gerekip gerekmediği hususu üzerinde durulmalı, vurgulanan bu olgunun dava ekonomisi ve kaydın kapsamının sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için zorunlu olduğu özellikle dikkate alınmalı, bundan sonra varsa Hazinenin aynı tapu kaydına dayandığı taşınmazlar, Hazinenin dayandığı tapu kaydının revizyon gördüğü taşınmazlar ve dava konusu taşınmaz bir bütün olarak düşünülüp, bu taşınmazların tamamına dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlar, davalı iseler dava dosyaları getirtilmeli; daha sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişilerinin tümü, tarafların aynı yöntemle göstereceği
tanıklar hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kayıtları yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, uygulamada kaydın revizyon gördüğü dava dışı taşınmazlar özellikle gözönünde tutulmalı, kayıtlarda gösterilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye kayıtlarda gösterilen ve bilirkişi ve tanıklar tarafından tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve dayanakları kayıtlarla denetlenmeli, bu yolla dava konusu taşınmazın dayanılan tapu kaydının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, dava konusu taşınmazın tümü ya da bir bölümü dayanılan tapu kaydının kapsamı dışında kaldığı saptandığı takdirde kayıt kapsamı dışında kalan taşınmaz ya da taşınmaz bölümleri için davalılar yönünden 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen kısıtlamalar da dikkate alınarak yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, yine davacı Hazine’nin dayandığı ecrimisil belgesi ve krokilerinin dava konusu taşınmaza ait olup olmadığı sorulup saptanmalı, zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, davacı Hazinenin iddiasının taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu gözönünde bulundurularak taşınmazın özel kanunları gereği Hazineye intikal eden taşınmazlardan olup olmadığı bu bağlamda kaçak-yitik kişilerden kalıp kalmadığı da araştırılmalı, taşınmazın kaçak-yitik kişilerden Hazineye intikal eden taşınmazlardan olduğunun anlaşılması halinde bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukukça bir değer ifade etmeyeceği düşünülmeli, tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek, çelişki giderilmeli, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, ziraatçi bilirkişiden taşınmazların özelliğini, niteliğini, eğimini, toprak yapısını, bitki örtüsünü, kullanım durumunu, komşu parseller ile arasında ayırıcı unsur olup olmadığını belirtir, bilimsel verilere dayalı ayrıntılı ve gerekçeli
rapor alınmalı, taşınmazların farklı yön ve açılardan fotoğrafları çektirilmeli, mahkemece yapılacak gözlem tutanağa geçirilmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Mahkemece bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, davacı Hazine’nin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 06.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.