YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/24568
KARAR NO : 2014/19403
KARAR TARİHİ : 23.10.2014
Mahkemesi : Gerede Asliye Hukuk Mahkemesi
(İş Mahkemesi Sıfatıyla)
Tarihi : 22/05/2013
Numarası : 2012/28-2013/260
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı, 20/09/2002 tarihinden itibaren davalı işveren nezdinde çalışmaktayken iş akdinin davalı iş verence 05/12/2011 tarihinde haksız, geçersiz, bildirimsiz ve sözlü olarak feshedildiğini ileri sürerek bazı işçilik alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının hizmet akdinin işverence yazılı bir fesih bildirimi bulunmadan ve davacının kanunsuz greve katıldığına dair herhangi bir tutanak, resmi makam yazısı veya mahkeme kararı bulunmadan haklı bir sebep olmadan işveren tarafından feshedildiği, dosyada Gerede Noterliğince onaylanan 06/12/2011 tarih 7669 yevmiye numaralı beyanname başlıklı belgede davacının ödenmeyen işçilik alacakları sebebiyle evvelce işverene ihtar ettiği, bunun üzerine işverence işten çıkartıldığını, kendisini ibra etmesi şartı ile alacaklarının ödenebileceğinin söylendiğini, davacının ailesini geçindirmek zorunda olması sebebiyle her ne kadar gerçek iradesini yansıtmasa da dosyada bulunan ibranameyi imzaladığını, aynı gün içerisinde fakat sonraki yevmiye numarasına sahip olan vazgeçme başlıklı 06/12/2011 tarih 7693 yevmiye numaralı ihtarname çektiğini, her iki belge birlikte değerlendirildiğinde davacının bir kısım işçilik alacaklarına bir an evvel ulaşabilmek amacıyla işvereni ibra ettiğini ve ibra sözleşmesinin alınan tanık beyanları ile birlikte sabit olmakla davacının gerçek iradesini yansıtmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacının kıdeme esas çalışma süresi hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
İşverene ait bir ya da birkaç işyerinde belli bir süre çalışmış bir işçinin, işini kaybetmesi halinde, işinde yıpranması, yeni bir iş edinmede karşılaşacağı güçlükler ve işyerine sağladığı katkı göz önüne alınarak, geçmiş hizmetlerine karşılık işveren tarafından kanuni esaslar dahilinde verilen toplu paraya “kıdem tazminatı” denilmektedir. Kıdem tazminatının koşulları, hesabı ve ödeme şekli doğrudan yasalarla düzenlenmiştir.
Kıdem tazminatı, feshe bağlı haklardan olsa da, iş sözleşmesinin sona erdiği her durumda talep hakkı doğmamaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 120’nci maddesi hükmüne göre, halen yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasanın 14’üncü maddesi uyarınca, kıdem tazminatına hak kazanabilmek için işçinin işverene ait işyerinde en az bir yıl çalışmış olması gerekir.
İşçinin işyerinde fiilen çalışmaya başladığı tarih en az bir yıllık sürenin başlangıcıdır. Yine iş sözleşmesinin imza tarihi yerine, fiilen iş ilişkisinin kurulduğu tarih, tazminata hak kazanma ve hesap yönünden dikkate alınması gereken tarihtir. İşçinin çıraklık ilişkisinde geçen süreler de kıdem tazminatına esas alınacak süre yönünden değerlendirilemez. Buna karşın deneme süresi, kıdem süresine eklenir.
Somut olayda, davacı, dava dilekçesi ile işe girişi ile hemen sigorta girişinin yapılmadığı ve resmi kayıtlardan daha uzun süre çalıştığını bildirerek, 20/09/2002 tarihinden itibaren davalı şirkette çalışmaya başladığını bildirmiş ve buna göre hesaplama yapılmasını talep etmiştir. Mahkemece davacının kıdeminin, bilirkişi raporunda belirlendiği üzere, SGK kayıtları gibi, 19/10/2006-05/12/2011 tarihleri arasında 5 yıl 1 ay 17 gün olduğunun kabulüyle kıdem tazminatı talebi hüküm altına alınmıştır. Ancak davalı işverenin davacının çalışma süresine açıkça bir itirazı bulunmamaktadır. Kaldı ki SGK kayıtlarına göre davacının 2002-2006 tarihleri arasında başka bir işyerinde işe giriş kaydı görülmemektedir. Ayrıca davacı tanıklarından Ahmet ve Durali, davacının 2002 yılından itibaren davalı işyerinde çalıştığını beyan etmişlerdir. Söz konusu bu tanıkların davalı işyerinde çalışma süresine ilişkin SGK kayıtları ve işyeri kayıtları da gerekirse getirtilmek suretiyle davacının davalı işyerinde çalışma süresine açıklık getirtilerek kıdem süresi net bir şekilde tespit edilip talep edilen alacaklar bu süreye göre hesaplanıp çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
3-Taraflar arasında fazla çalışma ücretinin ödenip ödenmediği noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Somut olayda, Mahkemece; davacı tanık beyanları doğrultusunda yapılan fazla çalışmaların saat karşılığının ödendiğini, zamlı kısmının ödenmediğini esas alan bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurulmuştur. Oysa yukarıda da belirtildiği üzere, fazla çalışma yapıldığının ispat yükü işçide; yapılan fazla çalışmanın karşılığının ödendiğini ispat yükü ise işverendedir. İşveren, yapılan fazla çalışmaların karşılığı ücretlerin ödendiğini yazılı belge ile ispatlayamamıştır. Bu nedenle yapılan tüm fazla çalışma ücreti karşılığının tahsiline karar verilmesi gerekirken ödemenin belge ile ispatlanabileceği gözetilmeksizin takdiri delil niteliğinde olan tanık beyanlarına itibar edilerek sadece %50 zamlı kısmının tahsiline karar verilmiş olması hatalı olup, bozma nedenidir.
4-Taraflar arasında kıdem tazminatına yürütülen faizin başlangıcı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 120’nci maddesi yollamasıyla, halen yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasanın 14’üncü maddesinin onbirinci fıkrası hükmüne göre, kıdem tazminatının gününde ödenmemesi durumunda mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilmelidir. Faiz başlangıcı fesih tarihi olmalıdır. İş sözleşmesinin ölüm ya da diğer nedenlerle son bulması faiz başlangıcını değiştirmez. Ancak, yaşlılık, malullük aylığı ya da toptan ödeme almak için işyerinden ayrılma halinde, işçinin bağlı bulunduğu kurum ya da sandığa başvurduğunu ve yaşlılık aylığı bağlandığını belgelemesi şarttır. Bu halde faiz başlangıcı da anılan belgenin işverene verildiği tarihtir.
Yaşlılık aylığı bağlandığına ilişkin belge işverene bildirilmemişse, işverence kıdem tazminatı olarak ilk taksidin ödendiği tarih bakiye kıdem tazminatı için faiz başlangıcı sayılmalıdır. Böyle bir taksit ödemesi de olmadığı durumlarda faiz başlangıcı, davanın açıldığı ya da icra takibinin yapıldığı tarihtir.
İşe iade davası sonrasında işçinin süresi içinde başvurusuna rağmen işverence işe başlatılmadığı tarih fesih tarihi olmakla, kıdem tazminatı bakımından faiz başlangıcı da, işçinin işe alınmayacağının açıklandığı tarih ya da bir aylık işe başlatma süresinin sonudur.
Somut olayda mahkemece, hüküm altına alınan kıdem tazminatı bölünerek, dava dilekçesinde talep edilen miktara fesih; ıslah dilekçesinde talep edilen miktara ise ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi hatalı olup, bozma sebebidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davalıya yükletilmesine, 23/10/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.