Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2014/11757 E. 2014/20391 K. 06.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/11757
KARAR NO : 2014/20391
KARAR TARİHİ : 06.11.2014

Mahkemesi : Bursa 10. İş Mahkemesi
Tarihi : 03/06/2014
Numarası : 2013/309-2014/226

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; hüküm taraflarca süresi içinde temyiz edilmiş, davalı vekili tarafından duruşma istenmiş ise de; duruşma gününün taraflara tebliği için davetiyeye yapıştırılacak posta pulu bulunmadığından duruşma isteğinin reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekili, davacının fazla mesai ücretlerinin ve hafta tatili ücretlerinin ödenmediğini, aylık ücretlerin geç ve düzensiz ödendiğini bu nedenlerle iş akdini 26.07.2013 günü haklı nedenle feshettiğini bildirerek, kıdem tazminatı ile ücret alacağı, fazla çalışma, hafta tatili, alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının davalı şirketin işçisi olmadığını, … Güvenlik Şirketinin işçisi olduğunu, … Güvenlik Firmasının sorumlu olduğunu, davacının 01.05.2010- 16.07.2013 tarihleri arasındaki fazla mesai, hafta tatili ücreti ve yıllık izin alacağı ücretlerinin … Güvenlik Şirketinin banka hesabına ödendiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının 15/10/2005 – 26/07/2013 tarihleri arasında davalı şirkette aralıksız olarak çalıştığı, davacının ücretlerinin geç ve düzensiz ödenmesi sebebi ile haklı sebeple iş akdini feshetmesi sonucu kıdem tazminatına hak kazandığı, Ocak 2011 tarihinden önce fazla mesai ücretleri ile 2013 yılı Haziran ve Temmuz ayı ücretlerinin ödenmediği, ayrıca tanık beyanları nazara alındığında 6 aylık dönemin 13 haftasında gündüz vardiyasında haftanın 7 günü çalışan davacının hafta tatili yapmadığı gerekçesiyle, fazla mesai ve hafta tatili ücretinde hakkaniyet indirimi yapılmak sureti ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında davacının hafta tatili ücretinin hesaplanması noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Somut olayda tanık beyanları ve dosya içeriğine göre davacının güvenlik görevlisi olarak 2 hafta 1 gün aralıklarla 18:00-08:00 saatleri arasında, 1 hafta ise haftanın 7 günü 08:00-18:00 saatleri arasında çalışmıştır. Böyle olunca gece çalışmadığı haftalar için hafta tatili ücretine hak kazanamaz. Mahkemenin esas aldığı bilirkişi raporunda bu husus kabul edilmiştir. Ancak davacı 1 hafta gündüz çalışması yaptıktan sonra tekrar 2 hafta gece çalışması yapmaktadır. Böyle olunca davacı çalıştığı süre boyunca hafta tatillerinin yarısında değil 1/3’ünde çalışmıştır. Hesaplamanın buna göre yapılması ve çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. Hatalı bilirkişi raporuna itibarla hüküm kurulmuş olması bozmayı gerektirmiştir.
3-Davacının hafta tatili ücret alacağının zamanaşımı hesabı konusunda uyuşmazlık vardır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7’nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447’inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlükte olduğu dönemde 319’uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def’i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin ileri sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def’i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı def’i davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def’ine davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı def’ine davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı def’inin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut olayda davalı cevap dilekçesinde zamanaşımı savunmasında bulunmamıştır. Davacı hafta tatili alacağını ve davaya konu diğer alacak taleplerini 16.04.2014 tarihli dilekçe ile ıslah etmiş, ıslah dilekçesi 28.04.2014 tarihinde davalıya tebliğ edilmiş ve davalı tarafça 07.05.2014 tarihinde verilen dilekçe ile zamanaşımı savunmasında bulunulmuştur. Yerel mahkeme tarafından davalının zamanaşımı savunması yönünden ek bilirkişi raporu aldırılmamış, re’sen hesaplama yapılarak zamanaşımı savunması dikkate alınmış ise de mahkemece gerekçeli kararda hangi tarihten itibaren hafta tatili alacağının zamanaşımına uğradığı açıklanmadığından mahkemece re’sen yapılan hesaplamanın denetimi mümkün değildir. Yapılacak iş, bilirkişiden ek rapor alınarak çıkacak sonuca göre bir karar vermelidir.
O halde taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 06.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.