YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/13919
KARAR NO : 2014/22006
KARAR TARİHİ : 03.12.2014
Mahkemesi : Afşin İş Mahkemesi
Tarihi : 07/05/2014
Numarası : 2013/356-2014/343
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı, davalı işyerinde 13.08.2007-08.11.2010 tarihleri arasında davalı EÜAŞ alt işverenlerinde şanzımancı olarak çalıştığını, iş akdinin diğer davalı şirket tarafından haksız ve geçersiz şekilde feshedildiğini bildirerek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalılar, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında davacının yıllık izin ücreti doğru şekilde hesaplanıp hesaplanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.
Aktin feshi halinde kullanılmayan yıllık izin sürelerine ait ücret, işçinin kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Böylece, iş sözleşmesinin feshinde kullanılmayan yıllık ücretli izin hakkı izin alacağına dönüşür. Bu nedenle zamanaşımı da iş sözleşmesinin feshinden itibaren işlemeye başlar.
4857 sayılı Kanunun 54’üncü maddesinde, yıllık ücretli izine hak kazanmak için gerekli sürenin hesabında, işçinin aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştığı sürelerin birleştirilerek göz önüne alınacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda, işçinin daha önce aynı işverenin bir ya da değişik işyerlerinde geçen hizmetlerinin yıllık izne hak kazanma ve izin süreleri hesabı yönlerinden dikkate alınması gerekir. Kamu kurum ve kuruluşlarında geçen hizmetlerin de aynı gerekçeyle izin hesabı yönünden birleştirilmesi zorunludur. Bununla birlikte, işçiye önceki feshe bağlı olarak kullanmadığı izin ücretleri tam olarak ödenmişse, bu dönemin sonraki çalışma sürelerine eklenerek izin hesabı mümkün değildir. Önceki çalışma döneminde izin kullandırılmak veya fesihte karşılığı ödenmek suretiyle tasfiye edilmeyen çalışma süreleri, aynı işverenin bir ya da değişik işyerlerindeki çalışmalara eklenir. İşçinin aralıklı olarak aynı işverene ait işyerinde çalışması halinde, önceki dönemin kıdem tazminatı ödenerek feshedilmiş olması, izin yönünden sürelerin birleştirilmesine engel oluşturmaz. Yine, önceki çalışılan sürede bir yılı doldurmadığı için izne hak kazanılmayan süreler de, işçinin aynı işverene ait işyeri ya da işyerlerindeki sonraki çalışmalarına eklenerek yıllık izin hakkı belirlenmelidir. Yıllık izin, özde bir dinlenme hakkı olup, aralıklı çalışmalarda önceki dönem zamanaşımına uğramaz.
Somut olayda bilirkişi davacının yıllık izin ücretini davacının kıdemine göre hakettiği yıllık izin süresi gün olarak hesaplanmış ve hesaplanan bu süre davalının yıllık izin kullandığına dair yazılı bir belge sunulmadığı gerekçesi ile günlük ücret ile çarpılmak suretiyle hesaplanmıştır. Oysa dosyada davacının imzasını taşıyan 23.08.2010 tarihli 6 günlük ücretli izin kullanıldığına dair izin belgesi bulunmaktadır. Bilirkişi tarafından bu belgenin dikkate alınmaması hatalıdır. Mahkemece hatalı bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle fazla miktarda yıllık izin ücretine hükmedilmiş olması doğru olmayıp bozma nedenidir.
3-Taraflar arasında davacının hesabına yatırılan 09.11.2010 tarihli 2.976,56 TL alacağın davacının hangi alacağına mahsuben yatırıldığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Bilirkişi tarafından davacının kıdem tazminatı alacağı hesaplanırken, aldığı son ücret üzerinden kıdem tazminatı hesaplandıktan sonra davacının hesabına yatırılan 09.11.2010 tarihli 2.976,56 TL ve 16.12.2010 tarihli 274,18 TL olmak üzere toplam 3.250,74 TL alacaktan, davacının bu ödemelerin içerisinde 40 günlük ücret alacağı bulunduğu beyanına binaen 40 günlük ücret hesaplaması yapmış, bunu yatırılan 3.250,74 TL’den mahsup ettikten sonra kalan kısmı kıdem tazminatı hakedişinden mahsup etmiş ve çıkan sonuç mahkemece kıdem tazminatı olarak hükme esas alınmıştır. Davalı davacının ücret alacağı bulunmadığını iddia etmektedir. Gerçektende bilirkişi raporu incelendiğinde bilirkişinin davacının 40 günlük ücret alacağı olup olmadığını, bordrolar ile banka hesapları karşılaştırılmak suretiyle incelemeksizin davacı beyanı ile hesaplama yaptığı anlaşılmaktadır. Dosyada bulunan Ekim ve Kasım 2010 dönemine ait bordrolarından Kasım 2010 dönemine ait bordroda yazılı miktarın 16.12.2010 tarihinde, Ekim 2010 dönemine ait bordroda yazılı miktarın 09.11.2010 tarihinde “tazminat, izin ve Ekim 2010 maaş ödemesi” ibaresi ile bordoda yazılı miktardan fazla olacak şekilde yatırıldığı anlaşılmaktadır. Yapılacak iş, öncelikle davacıya yapılan ödemelerin hangi alacaklara karşılık yapıldığı hususunda davalı işyerinde varsa belgeler getirtilmeli ve buna göre mahsup yapılmalı, belge yoksa davacının çalışıpta karşılığı ödenmeyen ücret miktarının bordrolar, diğer belgeler ve banka kayıtları karşılaştırılmak suretiyle bulunduktan sonra yatırılan miktardan bu miktar mahsup edilmeli, kalan miktar kıdem tazminatından, daha da kalan olursa yıllık izin ücretinden mahsup edilerek çıkacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu husus gözetilmeksizin eksik araştırma ile karar verilmiş olması hatalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 03.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.