Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2014/22386 E. 2015/24122 K. 03.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/22386
KARAR NO : 2015/24122
KARAR TARİHİ : 03.12.2015

Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava Türü : Alacak

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı, 01.08.1997 tarihinde davalıya ait benzin istasyonunda çalışmaya başladığını, çalışanların 24 saatlik çalışma sistemi ve fazla çalışma ücretlerinin ödenmesi taleplerinin reddi üzerine İşkur’a şikayette bulunduklarını, bunun öğrenilmesi üzerine iş aktinin 18.07.2013 günü feshedildiğini ileri sürerek, kıdem, ihbar tazminatı ile fazla çalışma, genel tatil, hafta tatili ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, tazminat ve ücretlerinin ödendiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, fazla mesai alacağının ödenip ödenmediği ve davacının ücretinin ne kadar olduğu noktalarında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, işyerinde çalışan işçilerin şikayeti üzerine İşkur tarafından hazırlanan raporda davacının asgari ücret ile çalıştığı belirlenmiştir. Davacının ücret ödemelerini içeren banka kayıtlarında ise ücret olarak asgari ücretin üzerinde olmak kaydıyla her ay farklı miktarlarda ödeme yapıldığı görülmektedir. Uzmanlığına başvurulan bilirkişi hizmet döküm cetvelindeki prime esas kazanç miktarını davacının ücreti olarak kabul ederek, hesaplamaları bu miktar üzerinden yapmıştır. Mahkemece yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda davacının alabileceği emsal ücret araştırılarak , gelen cevaplar tüm dosya içeriği ile bir değerlendirmeye tabi tutularak davacının alabileceği ücret kesin olarak belirlenmeden eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.
3.Davalı işyerinde çalışan işçilerin şikayeti üzerine İşkur tarafından hazırlanan 11.04.2013 tarihli raporda işyerinde haftada 11 saat fazla mesai yapıldığı tespit edilmiş ve durum işverene bildirilmiştir. Davalı şirket 05.07.2013 tarihinde davacının banka hesabına “maaş ödemesi” adı altında 6472.52 TL ödemiş olup, bunun İşkur raporu üzerine davacıya yapılan fazla mesai ödemesi olduğu anlaşıldığından ödenen miktarın hesaplanan fazla çalışma ücreti alacağından indirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
4. Davacının 01.08.1997-24.07.2013 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığı anlaşıldığından, fazla çalışma ücretinin hesaplanması sırasında 4857 sayılı İş Kanununu yürürlüğe girdiği 10.06.2003 tarihine kadar 1475 sayılı kanun gereğince, bu tarihten sonra 4857 sayılı kanun uyarınca hesaplama yapılması gerektiğinin düşünülmemesi isabetsizdir.
5. Davacının istediği hafta tatili ve genel tatil ücreti alacakları mahkemece reddedildiği halde, davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesi de hatalıdır.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 03.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.