Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2014/22445 E. 2015/24013 K. 02.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/22445
KARAR NO : 2015/24013
KARAR TARİHİ : 02.12.2015

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Dava Türü : Alacak

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, iş akdinin haksız nedenle feshedildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile hafta tatili ve yıllık izin ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, hafta tatili ücreti talebinin reddi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında, davacının yıllık izin ücret talebinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istene bilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
Yıllık izin ücreti iş sözleşmesinin feshi ile muaccel olup dönemsel bir nitelik taşımadığından, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulaması yönünden 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir.
Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde yıllık izin açısından 5 yıllık zamanaşımı süresi vardır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda ise zamanaşımı süresi 10 yıl olmuştur. Bu durumda zamanaşımı süresi 5 yıl dolmadan 6098 sayılı Kanun yürürlüğe girdiyse zamanaşımı konusunda yine 818 Sayılı Borçlar Kanunu döneminde doğan alacak olduğundan 5 yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. Alacak Türk Borçlar Kanunu öncesi muaccel olduğundan zamanaşımı 10 yıla çıkmayacaktır. Yalnızca 01.07.2012 tarihinden sonra gerçekleşen fesihlerde 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.
Somut olayda davacı tarafın davalı işyerinde 11 yıl 10 ay 13 gün hizmet süresi olup iş akdi 29.05.2010 tarihinde son bulmuştur. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı tarafça yapılan zamanaşımı savunması doğrultusunda fesih tarihinden önceki 5 yıllık zaman aralığı esas alınarak 29.05.2005-29.05.2010 tarihleri arası dönem için yıllık izin ücreti hesaplanmıştır. Davacının iş akdi 6098 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce feshedildiğinden yıllık izin açısından 5 yıllık zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren başlayacağından ve dava tarihi 11.05.2011 olduğundan yıllık izin ücretinin zamanaşımına uğramadığının kabulü gerekirken hatalı değerlendirme ile yıllık izin ücretinin bir kısmının zamanaşımına uğradığının kabulü ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya yükletilmesine, 02.12.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.