Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2014/22502 E. 2015/24812 K. 09.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/22502
KARAR NO : 2015/24812
KARAR TARİHİ : 09.12.2015

Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava Türü : Alacak

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1.Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2.Dava, iş aktinin işveren tarafından haksız feshedildiği ve işçilik alacaklarının ödenmediği iddiasına dayalı kıdem ve ihbar tazminatı, ulusal bayram genel tatil ücreti, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücretinden oluşan alacakların ödetilmesine karar verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece iş aktinin işveren tarafından haksız ve bildirimsiz şekilde feshedildiği gerekçesiyle bilirkişi raporu esas alınarak kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti ve yıllık izin ücreti istemlerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir.
İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez .
İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir. Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir .
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır.
Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir
İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ).
Somut olayda, dosya içerisinde davalı tarafın sunduğu 15.12.2001, 30.12.2002, 31.12.2006 tarihli, ücret, fazla mesai ücreti, resmi tatil ücreti, ihbar ve kıdem tazminatı ve İş Kanunu ile sağlanan diğer bütün hakların ödemesinin yapıldığının belirtildiği miktar içeren ve davacı tarafından imzalı 3 adet ibraname bulunmaktadır. Davalı taraf 31.12.2006 tarihinden önceki çalışma dönemine ilişkin kıdem tazminatı borçlarının diğer alacakları ile birlikte ibra yoluyla tasfiye edildiğini savunmaktadır.
Ne var ki, davalının savunmasına yönelik bir araştırma ve değerlendirme yapılmadan karar verilmiştir.
Mahkemece, 15.12.2001, 30.12.2002, 31.12.2006 tarihli ibranamelerin aslı getirtildikten sonra davacı isticvap edilerek bu belgelerin içeriğine ve belgelerdeki imzanın aidiyetine ilişkin diyecekleri sorulmalı bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Bu husus gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
3.Davacı işçinin hafta tatili ve fazla çalışma ücretlerinin hesabı yönünden taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 46. maddesinde işçinin, tatil gününden önce aynı Kanun’un 63. maddesine göre belirlenmiş olan iş günlerinde çalışmış olması şartıyla yedi günlük zaman dilimi içinde 24 saat dinlenme hakkının bulunduğu açıklanmıştır. İşçinin hafta tatili gününde çalışma karşılığı olmaksızın bir günlük ücrete hak kazanacağı da 46. maddenin 2. fıkrasında ifade edilmiştir. Buna göre, çalışılmayan hafta tatili günü için bir iş karşılığı olmaksızın işçinin ücreti tam olarak ödenir.
4857 sayılı Kanun’da hafta tatilinde çalışan işçinin ücretinin nasıl hesaplanacağı düzenlenmemiş ise de, hafta tatilinde yapılan çalışmanın fazla çalışma sayılacağı ve buna göre ücretin yüzde elli zamlı ödenmesi gerektiği görüşü Dairemizce benimsenmiştir. Buna göre hafta tatilinde çalışılmışsa, çalışma karşılığı olmaksızın ödenmesi gereken bir yevmiye yanında çalışmanın karşılığı da bir buçuk yevmiye olarak ödenmelidir.
Öte yandan, 4857 sayılı Kanun’un 41. maddesine göre haftalık 45 saati aşan çalışmalar fazla çalışma sayılır. Fazla çalışma saat ücreti, normal çalışma saat ücretinin yüzde elli fazlasıyla ödenir. İşçiye fazla çalışma yaptığı saatler için normal çalışma ücreti ödenmişse, bu halde sadece kalan yüzde elli zamlı kısmı ödenir.
Somut olayda bilirkişi, tanık beyanları doğrultusunda davacının, 1 Kasım ve 30 Nisan arasında geçen dönemde haftada 7 gün kaloriferi yakmak için sabaha karşı 1,5 saat, gece de 1,5 saat olmak üzere günde 3 saat fazla mesai yaptığı ve ayrıca hafta tatilinde gerçekleşen 7,5 saatlik çalışmanın da fazla mesai olduğu kabul edilerek haftalık 28,5 saat fazla mesai ücreti hesaplanmış, ayrıca davacının hafta tatillerinde çalıştığı kabul edilerek hafta tatili ücreti de hüküm altına alınmıştır. Hafta tatilindeki çalışmaların hem hafta tatili ücreti alacağı, hem de fazla çalışma ücreti alacağı olarak mükerrer hesaplanması doğru olmamıştır. Hafta tatili çalışmalarının sadece 7,5 saati aşan kısmı fazla çalışma ücretinin hesabında dikkate alınabilir. Aynı çalışmanın mükerrer şekilde fazla çalışma ve hafta tatili ücreti adı altında davalı işveren aleyhine hüküm altına alınması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
4.Dava kısmi dava olarak açılmış olup ıslah dilekçesinde faiz istemi olmadığı halde ıslahla arttırılan miktarlara faiz işletilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
5.Davacı dava dilekçesinde kıdem tazminatına en yüksek reeskont faizi uygulanmasını talep etmiştir. HMK 26.maddesi gereği taleple bağlı kalınarak dava dilekçesiyle talep olunan 100,00 TL kıdem tazminatına fesih tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiz oranını aşmamak üzere reeskont faizi yerine doğrudan en yüksek mevduat faizine hükmedilmesi de hatalı olup bozma sebebidir.
O halde davalı vekilinin temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davalıya iadesine, 09.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.