Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2014/8854 E. 2014/14949 K. 01.07.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/8854
KARAR NO : 2014/14949
KARAR TARİHİ : 01.07.2014

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava Türü : İşe İade

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı, iş sözleşmesinin haklı ya da geçerli bir nedene dayanmadan yasaya ve usule aykırı olarak soyut nedenler gösterilerek haksız bir şekilde sona erdirildiğini belirterek, 4857 sayılı Yasanın 18. ve 21.maddelerine aykırı bir biçimde işverence yapılan feshin yerinde olmadığının tespitine, işe iadesine, boşta geçen süre ücreti ve tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davacının, işyerindeki diğer çalışma arkadaşının mutluluğunu, huzurunu, motivasyonunu, iş yerinde çalışma barışını engellediği, çalışma arkadaşına kötü örnek olduğu, müşterilere ilgisiz ve lakayt davranışlarının olduğu ve daha önceki zamanlara göre satış potansiyelinin düşmesi yüzünden 09.01.2013 tarihinde haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanını reddini istemiştir.
Mahkemece, iş sözleşmesinin haklı/geçerli nedenle feshedildiğinin ispat yükünün davalı işverence yerine getirildiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda davacı, davalı işyerinde mağaza sorumlusu olarak yaklaşık 2,5 yıl süreyle çalışmıştır.
İş sözleşmesi, çalışmakta olduğu mağazada müşteri sirkülasyonunun diğer dönemlere göre aynı olduğu kamera kayıtlarıyla görüldüğü, ancak bu mağazada satışların son zamanlarda çok büyük oranda düştüğü, bu düşüşün kendisinin müşterilere bilerek ilgisiz kalması ve lakayt davranmasından kaynaklandığının anlaşıldığı, zaman zaman sözlü ve yazılı olarak
uyarılmasına rağmen müşteriye ilgisinde satışa yönelik bir gayreti olmadığı, mağaza sorumlusu olmasına rağmen mağazayla yeterince ilgilenmediği, görevini yapması hatırlatıldığı halde bu yönde bir gayret göstermediği, aksine bu ilgisizliğiyle çalışma arkadaşlarına da kötü örnek olduğu ve iş barışını bozduğu görüldüğünden bahisle 4857 Sayılı İş Kanununun 25/2 maddesi gereğince ihbarsız ve kıdemsiz olarak feshedildiği, bildirilmiştir.
Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere; davacıdan 07.01.2013 tarihinde yazılı savunma istenmiş olup davacı, işlerin düşüklüğünün piyasanın aşırı durgun olmasından kaynaklandığını savunduğu görülmüştür.
Yine dosyaya tarihsiz ve davacıya tebliği konusunda belge sunulmayan, davacının amiri konumunda olduğu belirtilen Ali Atasoy imzalı uyarı metni sunulmuş olup bu uyarı metnine göre davacının müşteriye ilgisiz davranması ve düşük performans göstermesi olduğu da belirtilmiştir.
Savunmasından 2 gün önce 05.01.2013 tarihinde davacı ile birlikte aynı işyerinde çaışan ve aynı zamanda davalı tanığı olarak da dinlenen … imzalı şikayet dilekçesi sunulmuştur. Bu dilekçe ile, “… Konya’da açılacak mağazaya gitme düşüncesi olduğundan ve bu gerçekleşmediği için Kasım ayının 15 inden sonra işlerle ilgilenmemeye başladığını, müşteriye karşı eskisi gibi ilgi göstermemeye ve mağaza içindeki gündelik işler ile de ilgilenmeyip kendisi tarafından yapılan bütün işlerin yapılması beklendiğini, müşterilerle ilgilenirken bakışlarıyla satış yapmamasına yönelik tavırlar sergilediğini, devamında ise kendisine işten çıkarılacağı hakkında söylemlerde bulunarak kendisinin de işe karşı olan sevgisini ve motivasyonunu bozduğunu, bunun yanısıra en çok kendisini rahatsız eden olayın ise davacının Kasım ayından sonra sürekli olarak kendisini attıracağını ve tazminatını alacağını söyleyerek işleri düşürmesi bunun yanında ise kendisinin de iş yapmadığı çalışmak istemediği intibahı oluşacak diye tedirgin ve mutsuz olduğunu ” belirtildiği görülmüştür.
Ancak bu şikayet dilekçesini sunan …, davalı tanığı olarak duruşmadaki beyanlarında, ” ….Davacıyı iş yapmıyor diye işten çıkardılar ancak böyle bir şey yoktu. Davacının …..’ya gitmek istediği doğrudur ancak işleri düşürdüğü doğru değildir. Işi ile ilgileniyordu. Işler kendiliğinden o sıralar durgundu …” şeklinde beyanda bulunduğu, akabinde ise yukarıda belirtilen dilekçenin gösterilip okunması üzerine, “… el yazısı bana aittir, ismi altındaki imza da bana aittir. Ancak ben kendiliğimden yazmadım, benden böyle bir dilekçe yazmam istendiği için yazdım. Davacı biraz isteksizdi ama satışlar piyasa koşulları sebebi ile düşüktü. Sadece bir kaç kere kendimi attıracağım tazminatımı alacağım demişti ancak bu son
zamanlarda değil daha önceleri olmuştu” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Görüldüğü üzere davalının tek delili şikayet dilekçesi ve bu dilekçe sahibinin duruşmadaki beyanlarıdır. Savunma istemi ve davacının bu savunmaya cevabı dikkate alındığında davalı işverenin feshe konu tespitleri yer ve zaman ile olay açıkça belirtilip somutlaştırılmadığı ortadadır.
Davalı işveren, sadece davalı tanığının yazılı beyanı ile kısmen çelişen duruşmadaki beyanlarına delil olarak dayanmıştır. Davalı tanığının duruşmadaki beyanında, şikayet dilekçesini kendisinin yazmadığını, kendisinden böyle bir dilekçe yazması istendiğini beyan etmesi karşısında 05.01.2013 tarihli dilekçesinin işverence yazdırıldığını sonucuna varılmış olup delil olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Hal böyle olunca feshe dayanak olan şikayet dilekçesi ile davalı tanığının beyanı çelişkili olduğundan bu delillere itibar edilmesi mümkün değildir. Mahkemece hatalı değerlendirme ile davalı tanığının beyanına itibar edilerek davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.
Kaldı ki dosyada tarihsiz olan ve davacıya tebliğ edilip edilmediği de anlaşılamayan bir uyarı yazısı bulunmaktadır. Dolayısıyla davalı işverenin sunduğu uyarı yazısı ile fesih yazısına konu hususlar genel itibariyle benzer olup işverenin uyarı cezası ile cezalandırdığı bu eylemleri bu kez fesih gerekçesi yapması, mümkün değildir.
Bu nedenle davalı işverence yapılan fesih gerekçelerinin yerinde olmadığı, davalı işverence fesih nedenlerinin ispat edilemediği ve bu hali ile yapılan feshin geçerli nedene dayanmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda belirtilen sebeplerle;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-İşverence yapılan FESHİN GEÇERSİZLİĞİNE,
3-Davacının kanuni sürede işe başvurmasına rağmen, işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının işçinin dört aylık ücreti olarak belirlenmesine,
4-Davacının işe iade için işverene süresi içinde başvurması halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar doğmuş bulunan en çok dört aylık ücret ve diğer haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin belirlenmesine,
5-Karar tarihi itibariyle alınması gerekli 25,20 TL
karar ve ilam harcından, peşin alınan 24,30 TL harcın mahsubuyla bakiye 0,90 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına,
6-Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T.’ye göre 1.500,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yapılan 200,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
8-Taraflarca yatırılan gider ve delil avanslarından varsa artan miktarının ilgili tarafa iadesine,
9-Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, oybirliğiyle 01.07.2014 tarihinde KESİN olarak karar verildi.