YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/9088
KARAR NO : 2014/19423
KARAR TARİHİ : 23.10.2014
Mahkemesi : Silifke 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
(İş Mahkemesi Sıfatıyla)
Tarihi : 19/03/2014
Numarası : 2011/250-2014/179
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı, davalıya ait balık lokantasında 01.01.2001 tarihinden itibaren işçi olarak çalışmaya başladığını, 2003 yılından itibaren SGK’ya bildirildiğini, alacaklarının ödenmediğini, her ne kadar davalının eşi olsa da işçi işveren ilişkisi içinde İş Kanunu’na tabi olarak çalıştığını, 26.01.2011 tarihinde iş aktinin işveren tarafından feshedildiğini ileri sürerek bazı işçilik alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı, davacı ile aralarındaki ilişkinin iş ilişkisi olmadığını, yapılan işin eşe yardım mahiyetinde olduğunu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, taraflar arasında ilişkinin iş hukuku anlamında işçi-işveren ilişkisi sayılmayacağı, ilişkinin kişisel bağımlılık unsuru taşımadığından iş ilişkisi olarak değerlendirilmeyeceği, taraflar arasında bu davadan önce açılmış boşanma davası, ceza dosyaları (soruşturma), Silifke 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/81 D.İş sayılı dosyasında 4320 sayılı Yasaya göre verilmiş tedbir kararları olduğu, dolayısı ile davacı tarafından bu davanın bunlara (boşanma-ceza dosyaları-koruma tedbirleri) karşı açıldığı izlenimi doğduğu, dolayısı ile 4857 sayılı Yasanın 1. maddesine göre taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi olmadığı, olsa olsa TMK 185 ve 186 maddesinde bahsedilen eşe yardım kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4’üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.
Kanunun 2’nci maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez.
Yasanın 8’inci maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir.
İş sözleşmesini eser ve vekâlet sözleşmelerinden ayıran en önemli ölçüt bağımlılık ilişkisidir. Her üç sözleşmede, iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağımlılığı vardır.
İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukukî-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukukî bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirir. İşçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini, işçinin işverenin talimatlarına göre hareket etmesi ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, işçinin bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli, kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin ölçüt teşkil etmez. İşçinin işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi yaratıcı gücünü kullanması ve işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip bulunup bulunmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir.
İş sözleşmesinde işçi işveren için belirli veya belirsiz süreli olarak çalışır.
Somut olayda davacı, davalıya ait işyerinde iş hukuku kapsamında çalıştığını idda etmiş, davalı ise davacının kendisinin eşi olduğunu, işçi olarak çalışmadığını, kendisine yardım etiğini savunmuştur. Dosyada bulunan hizmet döküm cetveline göre davacının davalı işyerinden 01.08.2003-26.01.2011 tarihleri arasında hizmet akdi ile çalıştığına ilişkin sigorta kaydı bulunmaktadır. Yargılama aşamasında beyanı alınan davacı tanığı F.. K.. beyanında, kendi oğlunun davalı işyerinde çalışması nedeni ile işyerine gidip geldiğini, davacının temizlik yapıp çay dağıttığını beyan etmiş, davacı tanığı M.. C.. beyanında, davacının teyzesi olduğunu, davacının işyerinde çok yoğun bir şekilde çalıştığını, salata yaptığını, bulaşık yıkadığını, kasaya baktığını, servise baktığını beyan etmiş, diğer davacı tanığı M.. Ö.. beyanında, davacının ablası olduğunu, davacının işyerinde işçi gibi çalıştığını, ne iş olursa yaptığını beyan etmişlerdir. Dinlenen tanık beyanları ve SGK kaydı da dikkate alındığında davacı ile davalı arasında hizmet ilişkisinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacının taleplerinin iş hukuku kapsamında değerlendirilerek işin esasına girilip bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozma sebebidir.
SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 23.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.