YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/675
KARAR NO : 2015/17408
KARAR TARİHİ : 01.10.2015
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava Türü : Alacak
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı vekili, davacının kısmı süreli iş sözleşmesinden ve muhasebe hizmetlerinden kaynaklanan alacağının davalı tarafından ödenmemesi nedeni ile davalı aleyhine icra takibi yaptıklarını, davalı tarafça yapılan itiraz neticesi takibin durduğunu ve takibe konu belirli süreli iş sözleşmesinden kaynaklanan alacakları için itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu olayın iş mahkemesinin görev alanına girmediğini, bu nedenlerle öncelikle davanın yetki ve görev yönünden reddi gerektiğini, dosyaya ibraz edilen kısmi süreli iş sözleşmesinin hukuki bir geçerliliğinin bulunmadığını, davacının fiili bir çalışmasının da mevcut olmadığını ve davacının taleplerinin hukuki bir dayanağının bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, taraflar arasında hizmet ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
4857 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 2. fıkrası ve 4. maddesinde belirtilen ayrık durumlar dışında kalan bütün işyerlerinde, işverenler ile işveren vekillerine ve çalışma şekline bakılmaksızın işçilere bu Kanun’un uygulanacağı belirtilmiştir.
Kanun’un 2. maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmış olup işçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşmez.
4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir.
İş sözleşmesini eser ve vekâlet sözleşmelerinden ayıran en önemli ölçüt bağımlılık ilişkisidir. Her üç sözleşmede iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağımlılığı vardır.
İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukuki-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukuki bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirir. İşçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin ölçüt teşkil olmaz. İşçinin işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi yaratıcı gücünü kullanması, işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, girişimcinin sahip olduğu karar verme özgürlüğüne sahip olup olmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir.
İş sözleşmesinde işçi işveren için belirli veya belirsiz süreli olarak çalışır. Vekil kural olarak uzmanlığı bakımından iş sahibinin talimatları ile bağlı değildir. İş sözleşmesinin varlığı ücretin ödenmesini gerektirir. Vekâlet için ücret zorunlu bir öğe değildir. Vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlerde iş sözleşmesinin aksine sosyal nitelikte edimlere ve koruma yükümlülüklerine rastlanmaz. Bağımsız olarak iş gören, bu nedenle faaliyetini sürdüreceği zamanı belirlemede kısmen de olsa serbestliğe sahiptir. Bütün zamanını tek bir müvekkile özgülemek zorunda olmayan vekil farklı kişilerle vekâlet sözleşmeleri yapabilir. Ekonomik olarak tek bir işverene bağımlı değildir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi”dir. İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir.
Somut olayda, dosyada mevcut bulunan sözleşme kısmi süreli (part-time) iş sözleşmesi olarak nitelendirilmiş ise de; Davacının mali müşavir olarak bağımsız bürosunun bulunduğu ve hizmeti mali müşavirlik meslek mevzuatı uyarınca bizzat kendisi veya gözetimi altında başka kişilere yaptırabileceği ve taraflar arasındaki ilişkinin devamı sırasında kendi işyerinde ücretli eleman çalıştırdığı anlaşılmakla bir kişinin hem işçi hem işveren sıfatını aynı anda taşıyamayacağı, taraflar arasındaki sözleşmenin bu anlamda hizmet sözleşmesi değil eser sözleşmesi niteliği taşıdığı ve uyuşmazlığın genel hükümlere göre çözümlenmesi gerektiği anlaşılmakla, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yeri genel mahkemeler olduğundan mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozma nedenlidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ,peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 01.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.