Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2015/7156 E. 2016/19349 K. 14.11.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/7156
KARAR NO : 2016/19349
KARAR TARİHİ : 14.11.2016

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı, iş akdinin haksız ve sebep bildirilmeden işverence feshedildiğini iddia ederek kıdem tazminatı ile fazla çalışma, ulusal bayram genel tatil, yıllık izin ve kötü niyet tazminatının davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Bakanlık vekili, davacının müvekkili idare bünyesinde değil, diğer davalı şirket bünyesinde çalıştığını, bakanlığın yaptığı hizmet alım sözleşmesi ile yemek işlerini taşeron firmaya bıraktığını, bu itibarla şirketlerin sorumluluğuna gitmek gerektiğini savunarak davanın reddini istemiş, davalı şirket vekili, davacının başlangıçtan beri davalı idarenin işçisi olduğunu, davacının iş yerine gelmeyerek işi kendisinin bıraktığını ve ödenmeyen ücret alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, kötüniyet tazminat talebinin reddi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında davacının yıllık izin ücretinin hesabı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Somut olayda, davacının 12.05.2012 tarihinde iş akdinin sona erdirildiği, yıllık izin ücreti alacağı yönünden dosyaya sunulu bulunan 21.06.2012 tarihli hesap özetine göre davalı işverence davacı işçiye fesih tarihinden sonra yıllık izin ücreti adı altında 348,91 TL tutarında ödeme yapıldığı görülmüştür. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ödenen bu miktarın davacının hak kazandığı tespit edilen yıllık izin ücreti miktarından mahsup edileceği açıklandığı halde hesaplama kısmında mahsup işleminin yapılmadığı anlaşıldığından hatalı bilirkişi raporuna itibarla karar verilmesi bozma nedenidir.
3- 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi Genel Bütçeye dahil idarelerin bu Kanunun 1 ve 3 sayılı tarifelerine giren bütün işlemlerinin harçtan müstesna olacağı belirtilmiştir.
Somut olayda davalı Bakanlık harçtan muaf olmasına rağmen hüküm yerinde başvurma harcı, peşin harç ve ıslah harcından sorumlu tutulmuş olması hatalı olup bozma nedenidir
4-6100 sayılı HMK.nun 107. maddesinde, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklının, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği, karşı tarafın verdiği bilgi veya değerin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği, ayrıca kısmi eda davasının açılabildiği hallerde tespit davası da açılabileceği ve bu durumda hukuki yararın var olduğunun kabul edileceği, 109. maddesinde ise talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmının da dava yoluyla ileri sürülebileceği, talep konusunun miktarı taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı, kısmi dava açılması halinde dava açılırken talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali dışında talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceği bildirilmiştir.
Görüldüğü gibi her iki dava çeşidinde de açılabilirlik şartı, alacağın konusu miktarının yahut değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmamasıdır. Her iki dava çeşidinde de dava açan alacağın asgari bir miktar ve değerini belirterek talepte bulunmaktadır.
Dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde davacı, neye karar verilmesini istiyorsa onu açık şekilde yazar. Kısmi davada, davacının dilekçesinde kısmi dava açtığını açıkça bildirmesi gerekir. Belirsiz alacak davasında ise alacağın miktarının belirlenmesi açıkça talep edilmelidir.
Talep sonucu açık değil ise mahkeme, talep sonucunu açıklattırmalıdır. Bundan başka talep sonucunun açık olmaması halinde, dava dilekçesinin diğer bölümlerinde yazılanların ışığında bir yoruma tabi tutularak davanın belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemek hakimin ödevidir.
Somut olaya gelince, her ne kadar dava 6100 sayılı HMK yürürlüğe girdikten sonra açılmış ise de; davacı vekili dava dilekçesinde, davanın belirsiz alacak davası olduğu yönünde bir açıklamada bulunmadığı gibi talep ettiği alacakların miktarının belirlenmesini de istememiştir. Dava dilekçesi içeriğinden davanın kısmi dava olarak açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı kısmi dava açmış ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuştur. Islah dilekçesi ile de talep miktarını artırmıştır. Kıdem tazminatı dışında ıslahla artırılan alacaklara ıslah tarihinden itibaren faiz uygulanması gerekirken, alacakların tümü için dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi hatalı olup bu durum bozma sebebidir.
O halde davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı Şirkete iadesine, 14/11/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.