Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2016/16075 E. 2016/11476 K. 26.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/16075
KARAR NO : 2016/11476
KARAR TARİHİ : 26.05.2016

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava Türü : İşe iade
YARGITAY İLAMI

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı, davalı Banka bünyesinde … ilinde avukat olarak çalışırken … Merkez Hukuk Koordinatörlüğünde görevlendirildiğini, yapılan görev değişikliğini 6 iş günlük süre içerisinde kabul etmediğini yazılı olarak bildirdiğini, evli olması ve …’de üniversitede okuyan kızı olması nedeniyle bu kararın yerine getirilmesinin kendisini zor durumda bırakacağını ve yerine getirilemeyeceğini, davalı bankanın 2001 yılından itibaren tasfiye sürecinde olup tüm şubelerini Ziraat Bankasına devrettiğini, bu nedenle personel azaltılmasının kaçınılmaz olduğunu, ancak …’de davalı bankanın halen avukat sayısının 2 olduğunu, davalı tarafından fesihte son çare ilkesi gözetilmediğini belirterek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, bankalarının 06.07.2001 tarihinden itibaren tasfiye sürecinde olduğunu, bu nedenle yapılan takip sayısının gün geçtikçe azaldığını, …’deki avukat sayısının da bu şekilde azalmasının tabii olduğunu, davacıdan sonra son olarak … Bölgesinde Hukuk Koordinatörlüğünde çalışan 2 avukat bulunduğunu, bunlardan bir tanesinin geçici görevli Ziraat Bankası personeli olduğunu, …’da bulunan merkeze avukat olarak davacının atanmak istendiğini, davacının ise bunu kabul etmemesi üzerine iş sözleşmesinin 16.06.2014 tarihinde geçerli nedene dayalı olarak sona erdirildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalı işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19. maddesine uygun olarak fesih bildirimi yapılmadığından davanın kabulü ile feshin geçersizliğinin tespitine ve davacının davalı işyerinde işe iadesine karar verilmiştir.
Taraflar arasında, davalı işveren tarafından davacıya usulüne uygun yazılı fesih bildirimi yapılıp yapılmadığı ihtilaflıdır.
Her ne kadar mahkemece, biçimsel koşullara uyulmadığı, davacıya fesih sebebinin açık ve kesin olarak gösterildiği yazılı bir fesih bildirimi yapılmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, dosyada bu yönüyle bir eksiklik bulunmadığı görülmektedir. Zira, davacının “… ilinden … Hukuk Koordinatörlüğüne atanması, belirtilen tarihte göreve başlamak istemediği takdirde iş akdinin feshi” hususu ilk olarak 24.04.2014 tarih ve 06/06 sayılı davalı banka Yönetim Kurulu kararı ile düzenlenmiş olup bu karar teknik anlamda bir işletmesel karardır. Sonrasında ise, 07.05.2014 tarih ve 200 sayılı yazı ile sözü edilen Yönetim Kurulu kararına atıf yapılarak davacıya hem tayin tebliği gerçekleştirilmiş, hem de göreve başlamak istemediği takdirde iş akdinin sona erdirileceği açık ve kesin bir şekilde bildirilmiştir. Bu durum, sözü edilen tayin tebliği yazısının içeriği ve belgenin altındaki 09.05.2014 tarihli el yazılı tebellüğ şerhi ve davacının imzası ile sabittir.
Esas yönünden ise, … bölge hukuk koordinatörlüğünde avukat olarak çalışan davacının iş sözleşmesi, iş yükündeki değişime bağlı olarak hizmet gereği, merkez hukuk koordinatörlüğüne ataması yapılmasına ve tayin tebliğine rağmen ailevi nedenlerle yeni görevine başlamaması üzerine işverence sona erdirilmiştir. Davacı işçinin çalışmakta olduğu … bölge hukuk koordinatörlüğündeki işlerin belirgin derecede azalmış olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Personel Yönetmeliğinin 31.maddesinde bankanın, personelin görev yerini, banka yararı ve hizmetin en iyi şekilde yürütülmesini teminen hizmet gereğiyle değiştirebileceği düzenlenmiştir. Davacının merkez koordinatörlüğünde görevlendirilmesinde unvan ve ücret düşüşü söz konusu değildir. İş sözleşmesi de belirli bir şube ya da bölge esas alınarak akdedilmemiştir. İşverenin yönetim hakkı çerçevesindeki görev yeri değişikliğini cezalandırma kastıyla kullandığına ilişkin somut vakıa ya da delil de bulunmamaktadır. Davalı banka 2001 yılından beri tasfiye sürecindedir, 2009 yılı sonlarına gelindiğinde taşra ve bölgedeki iş yükünün tedricen azalması olağandır. Tasfiye süreci nedeniyle personel azaltılmasının kaçınılmaz olduğu davacının da kabulündedir. Dışarıdan vekalet sözleşmesine dayanarak çalışan kişilerin de sözleşmeleri feshedilmiştir. Dolayısıyla, işletmesel karar tutarlı olarak uygulanmıştır. Merkez hukuk koordinatörlüğündeki işlerin ne şekilde ve kaç personelle yerine getirileceği de işverenin sevk ve idare yetkisi kapsamındadır, bu konuda işverenin tasarrufunun yerindeliği denetlenemez. Öte yandan, işvereni sosyal seçim kriterlerini gözetme zorunluluğu altında tutan bir sözleşme ya da toplu iş sözleşmesi düzenlemesi de bulunmamaktadır. Fesih geçerli nedene dayandığından, davacının işe iade isteğinin reddi gerektiğinden davacının temyiz itirazları reddedilmeli, davalının temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
4857 sayılı İş Yasasının 20/3.maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2- Davacı tarafından açılan davanın REDDİNE,
3- Davacı tarafından peşin yatırılan 25,20 TL harcın alınması gerekli 29,20 TL harçtan mahsubu ile eksik 4,00 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine’ye gelir kaydına,
3- Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5- Davalı tarafça yapılan Yargıtay’a geliş-dönüş dahil toplam 105,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6- Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’e göre 1.800,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7- Artan gider avansının ilgilisine iadesine,
8- Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya yükletilmesine, 26/05/2016 gününde oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.