YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/21125
KARAR NO : 2016/18499
KARAR TARİHİ : 08.11.2016
YARGITAY İLAMI
Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün süresi içinde taraflarca temyiz edilip, incelemenin Yargıtayca duruşmalı olarak yapılması davalı) vekili tarafından istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 08.11.2016 Salı günü belirlenen saatte davalı .) vekili … ile davacı … vekili Av…. geldi. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyadaki belgeler incelendi. Gereği görüşüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 01.12.1994-31.08.2004 tarihleri arasında davalı şirkette çalıştığını, 12.08.2004 tarihinde davalı şirkete verdiği dilekçe ile emeklilik hakkını elde ettiğini, emeklilik işlemlerinin yapılmasını talep ettiğini, davacının emeklilik sebebi ile iş akdini feshettiğini bildirmesinden sonra davalı tarafından 01.09.2004 tarihli 39872 yevmiye numaralı fesih bildirimi ile davacının iş akdinin İş Kanunu’nun 25.maddesinin 2.bendine göre ihbarsız ve tazminatsız feshedildiğinin bildirildiğini, bu bildirimde hiç bir haklı neden belirtilmediğini, davalı işverenin davacıya yasal hakkı olan kıdem tazminatını ödememek için bu yola başvurduğunu iddia ederek kıdem tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Birlesen davada ise, davacının, 01.11.1978- 19.08.2004 tarihleri arasında davalı ’de çalıştığını, son aylık brüt ücretinin 4.450,00 TL olduğunu, davacının 13.08.2004 tarihli 81/04 kayıt numaralı dilekçe ile emeklilik işlemlerinin yapılmasını talep ettiğini, bu tarihten ve davacının iş akdini emeklilik sebebi ile feshettikten sonra davalı tarafından 19.08.2004 tarihinde iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğinin bildirildiğini, davalı feshinin haksız ve kötü niyetli olduğunu iddia ederek kıdem tazminatının hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı vekili, davacının, davalı şirketi 6 milyara yakın borca soktuğunu, şirket paralarını zimmetine geçirdiğini, davacının şirket paralarını zimmetine geçirdiğinin Karar sayılı kararı ile kesinleştiğini, davalı şirket yönetim kurulu tarafından 27.08.2004 tarihli karar ile davacının işten el çektirmesine karar verildiğini davacının bu kararı tebliğ etmekten ve imzadan imtina ettiğini, davacının bunun üzerine eski tarihli olarak hazırladığı emeklilik talep dilekçesini şirkette şirket defterine kaydettirdiğini, şirket defterinin davacının elinde olması sebebi ile emeklilik dilekçesinin el çektirme kararından sonra verildiğinin tartışmasız olduğunu, davacının yıllarca dava açmayıp zamanaşımı süresinin dolmasına çok az süre kala bu yola başvurduğunu, davacının kesinlikle kötüniyetli olduğunu, davacının gerçekleri gözardı ederek şekilsel işlemler ile kazanç temin etme çabasında olduğunu beyanla davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davacının verdiği emeklilik dilekçesinin kayıt tarihinde oynama olmadığı, evrak kayıtta görünen tarihte davalı şirkete emeklilik dilekçesi verdiği, davacının emeklilik sebebi ile fesih iradesinin işverenin feshinden önce olduğu, kıdem tazminatına hak kazandığı gerekçesi ile kıdem tazminatı hüküm altına alınmıştır.
Mahkeme tarafından davacının verdiği emeklilik nedeni ile feshe ilişkin dilekçeye ve üzerindeki kayıt tarihine itibar edilmiş ise de, bu dilekçenin aslı dosya içinde bulunmamaktadır. Öncelikle bu dilekçenin aslı temin edilmelidir. Ayrıca .)’ne ait gelen giden evrak kayıt defteri ya da gelen ve giden evrakın kaydedildiği başkaca defterler varsa getirtilerek dilekçenin hangi tarihte işverene verildiği, kayda girdiği kesin olarak tespit edilmelidir. Daha sonra davacının verdiği emeklilik nedeni ile iş sözleşmesinin feshine ilişkin 12.08.2004 tarihli dilekçe üzerindeki evrak kayıt tarihinde oynama olup olmadığı uzman bilirkişiden rapor alınmak sureti ile açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu şekilde toplanacak deliller ile toplanmış deliller birlikte değerlendirilerek sonuca varılmalıdır. Eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olmuştur.
O halde davalı vekilinin bu yönü amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının tüm, davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, yatırdığı temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, Yargıtay duruşmasında kendisini vekille temsil ettiren asıl davanın davalısı ve birleşen davanın davalısı yararına takdir olunan 1.350,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak asıl davanın davalısı ve birleşen davanın davalısına verilmesine, 08.11.2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M)
KARŞI OY
Davacı vekili, müvekkilinin davalı Şirkete 12/08/2004 tarihinde verdiği dilekçeyle emeklilik hakkını kazandığından dolayı iş akdini feshettiğini belirterek kıdem tazminatı telebinde bulunmuştur. Davalı vekili ise davacının müvekkili şirketi Altı milyara yakın borca soktuğunu, şirket paralarını zimmetine geçirdiğini, bu durumun Mahkemesi kararıyla kesinleştiğini, davalı Şirketin yönetim kurulu tarafından 27/08/2004 tarihli karar ile davacıya işten el çektirme kararı verildiğini, davacının bu kararı tebliğ etmekten ve imzadan imtina ettiğini, bunun üzerine eski tarihli hazırladığı emeklilik talep dilekçesini şirket defterine kaydettirdiğini, emeklilik dilekçesinin davalı Şirketin davacıyı işten el çektirme kararından sonra verildiğinin tartışmasız olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, hizmet akdinin emeklilik sebebiyle fesih iradesinin davacı tarafça davalı işverenin fesih iradesinden önce ulaştığı ve sonuçlarını doğurmuş olduğundan davanın kabulüne karar verilmiştir.
M.K. 2.maddesi gereği yasaların insanlara sağladığı haklar başkasının aleyhine olacak şekilde kullanılamaz. Hukuk, kötüniyeti korumaz. Bir hakkın kullanılmasının açıkca adeletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukuki yolların kapalı bulunduğu zorunluluk hallerinde TMK.’nun 2. maddesi uygulama alanını bularak olağanüstü bir imkan sağlar ve haksızlığı düzeltici yasadaki kuralları tamamlayıcı fonsiyonunu yerine getirir. Bir hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanılmasını oluşturur. TMK.’nun 2/1. maddesi hükmü herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Bunun yanında ayrıca hak sahibinin ızrar kastıyla hareket etmiş olup olmadığının araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan başkasına zarar verme değil, hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır. Medeni Kanunun 2. maddesinde yer alan dürüst davranma ” hakların kullanılması” ve ” borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur. Dürüst davranma ” bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, namuskar, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edecek yolda hareket etmesi” anlamındadır. O halde bir hak sahibi hakkını kullanırken veya bir borçlu borcunu yerine getirirken yukarıda belirtilen ilkelere uygun hareket etmek zorundadır; aksi halde haklarını kötüye kullandıkları sonucuna varılabilecektir. Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kurallarını düzenleyen TMK’nun 2. maddesi bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralları çerçevesinde hareket edeceğini ve bir kimsenin başkalarını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını yasanın korumayacağını belirtmiştir. Aynı maddenin 2.fıkrasında düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı hakime özel ve istisnai hallerde adalete uygun düşücek şekilde hüküm verme imkanını sağlamaktır.
Davacının, davalı şirketi milyarlarca lira zarara uğrattığı, bu eylemlerinin tespit edilip denetim başlaması üzerine işten el çektirilince emeklilik dilekçesi verdiği, mahkemenin kimin feshinin önce olduğuna dair değerlendirme yaptığı, davacının gerçek iradesini tespit etmediği, davacının kötü niyetli olduğu, hakkını kötüye kullandığı, 2004 yılı Temmuz ayı başında 09/07/2004 tarihinde denetimin başladığı, 30/07/2004 tarihli yönetim kurulu kararı ile davacının imza yetkilerinin kaldırıldığı, 05/08/2004 tarihli kararı ile davacı ile ilgili bilgi ve duyuruların ilgili mercilere yapılmasına karar verildiği, bu toplantıda yerine imza yetkisi verilen kişinin belirlendiği, 19/08/2004 tarihli kararı ile iş akdinin feshedildiği, yolsuzluklarının ortaya çıkacağını anlayan davacının emeklilik yoluna başvurduğu tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Davalı tarafın davacıyla ilgili zimmete para geçirme ve şirketi borca sokma iddialarından dolayı davacı hakkında soruşturma başlatıldığı ve işten el çektirmesi gerektiğine karar verildiği sabittir. Davalı şirketin iddia edilen bu olaylar nedeniyle fesih öncesinde gerçeği bulmak amacıyla ve davacı hakkında doğrudan asılsız iddialarda bulunmamak için araştırma ve soruşturma yapması ve sonucuna göre gerekirse fesih yoluna gitmesi olağandır. Davalı bu şekilde hareket ederken davacının kötüniyetli olarak soruşturma sonucunu beklemeden emeklilik dilekçesini vermiş olması sırf bu dilekçe daha önce verildi diye bu dilekçeye değer verilmesini gerektirmez. Davacının kötüniyetli olduğu tüm dosya kapsamıyla açıktır. Davacının kötüniyetinin korunmaması gerekir. Mahkemece davacının davasının reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi ve Dairemiz çoğunluğunun da kararı bu yönden değil emeklilik dilekçesinin işten el çektirme kararının öncesinde mi yoksa sonrasında mı verildiğinin tespiti yönünde bozma kararının verilmiş olması dosya kapsamına ve oluş şekline uygun görmediğimden bozma gerekçesine katılmamaktayım. 08/11/2016