YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/4816
KARAR NO : 2016/14291
KARAR TARİHİ : 19.09.2016
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı, davalı işyerinde pazarlama elemanı olarak çalışırken iş akdinin haksız olarak sona erdirildiğini, işten ayrıldıktan sonra ilk işe girerken kendisinden alınan teminat senedine 17.000,00 TL bedel konularak icraya konulduğunu, davalıya herhangi bir borcunun olmadığını, hakkında yapılan icra takip dosyasındaki borç yönünden borçlu olmadığının tespiti ile icra takibinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının yanında pazarlama elemanı olarak çalıştığı dönemde kendisine teslim edilen malların dağıtımını yapıp bedellerini tahsil etmesine rağmen kendi yararına kullandığını, işyerine teslim etmediğini, hakkı olmadığı halde fiyat indirimi yaparak işyerini 17.000,00 TL zarara uğrattığını bu nedenle takibe konu senedin kendisi tarafından düzenlenerek verildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile davacının borçlu olmadığının tespitine takibin iptaline ve icra inkar tazminatının davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Bu kararın davalı vekili tarafından temyiz edilip Dairemizin 2013/16513 Esas- 2014/1082 Karar sayılı ilamıyla eksik inceleme ve araştırmaya yönelik bozulması üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda bozma ilamımıza uyulup gerekli araştırma yapılarak bozma öncesi hüküm gibi yeni hüküm kurulmuştur.
İcra İflas Kanunun 72 nci maddesinin beşinci fıkrasında, “Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz” şeklinde kurala yer verilmiştir. Anılan hükme göre, menfi tespit davasında kötüniyet tazminatına hükmedilmesi için alacağın likit olması koşulu bulunmamaktadır. Mahkemece davacı lehine % 20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmişse de, esasen adı geçen kanun maddesine göre söz konusu tazminat, icra inkar değil kötüniyet tazminatıdır. Bu nedenle mahkemece, hüküm altına alınan tazminatın yanlış nitelendirilmesi ve davacının davası menfi tespit davası olması nedeniyle davacının borçlu olmadığı miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken icra takibi ile ilgili de karar verilmesi hatalı olup bozma nedenleri ise de bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden karar bozulmamalı, düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle; temyiz olunan kararın hüküm fıkrasının 1. maddesindeki “takibin iptaline ” sözcüğünün hükümden çıkartılmasına, hüküm fıkrasının 2. maddesinde yer alan “icra inkar” sözcüğünün hükümden çıkartılarak yerine “kötüniyet” sözcüğünün yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 19.09.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.