YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1376
KARAR NO : 2021/3381
KARAR TARİHİ : 01.12.2021
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 12/07/2012 gününde verilen dilekçe ile meranın aidiyetinin tespiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 06/06/2018 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … vekili davalı köylerin kadastro çalışmaları sırasında sınırların yanlış belirlenmesi sonucu davalı köylerin toprak tevzi komisyonunca adlarına tahsis edilen merada hak iddia ettiğini belirterek meranın adiyetinin belirlenmesi ile el atmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Dağlı Köyü muhtarı, davacının sınırları yanlış belirttiğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 24/05/2007 tarih ve 2006/225 Esas, 2007/158 sayılı Kararı ile Kadastro Kanununun 27/1 maddesi uyarınca görevsizlik kararı verilerek dosyanın Ardahan Kadastro Mahkemesine gönderilmesine dair verdiği kararı 15/10/2007 tarih ve Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 10051 Esas, 11743 Karar sayılı Yargıtay İlamı ile “….davada mülkiyet iddiası dışında merada aidiyet tespiti hükmü verilmesi de talep edildiği, aidiyet tespitine ilişkin bu gibi talepler mülkiyet çekişmesi olmadan inceleme yeri Kadastro Mahkemesi değil genel mahkeme olduğunu, aidiyet belirlenmesi ile ilgili istem hakkında da görevsizlik kararı verilmesinin doğru olmadığından bahisle” bozulmuştur.
Bozma kararı üzerine mahkemece, elatmanın önlenmesi davası hakkında görevsizlik kararı verilmiş, meranın aidiyeti davası hakkında yargılamaya devam edilmiştir.
Mahkemece, dava konusu 249 parsel sayılı taşınmazın Ardahan Kadastro Müdürlüğünün mera komisyonunca 24/09/2006 tarih ve 79 numaralı kararı ile mera olarak sınırlandırıldığı ve yararlanma hakkının davacı … lehine tespit yapıldığı görülmekle ve davacı köy tüzel kişiliğinin dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı anlaşılmakla 6100 sayılı HMK’nın 114/1-h maddesi gereğince davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, sınırları belirtilen ve Toprak komisyonu tarafından davacı köye tahsis edilen meraya elatmanın önlenmesi ve aidiyetin tesbiti istemi ile açılmıştır.
Yargılama sırasında dava konusu taşınmaz 249 parselde mera olarak sınırlandırılmış ve üçüncü kişilerin itirazı ile kadastro mahkemesine dava açılmıştır. Eldeki davada ise elatmanın önlenmesi istemi hakkında görevsizlik kararı verilmiş ve bu dava da Kadastro Mahkemesinin 2007/116 Esastaki dava ile birleştirilmiştir. Kadastro mahkemesince yapılan yargılama sonunda 2007/116 Esas, 2015/7 sayılı Kararı ile … tarafından açılan davada uyuşmazlığın meranın aidiyetinin tesbiti istemine ilişkin olduğu anlaşılmakla görevsizlik kararı verilmiş ve hüküm Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir.
Bilindiği gibi, Kadastro Mahkemesi taşınmazın niteliğini belirler, meranın hangi köye ait olduğunu ise Genel Mahkemeler belirler. Somut olayda kadastro mahkemesince dava konusu 249 parselin mera olduğu tespit edilmiş ve aidiyetinin belirlenmesi için de görevsizlik kararı verilmiştir. Her ne kadar kadastro tespiti sırasında davacı köy adına sınırlandırma yapılmış ise de tespite itiraz edilmekle kesinleşmemiş ve halen taraflar arasında uyuşmazlık devam etmektedir. Bu nedenle mahkemece aşağıda belirtilen şekilde inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir.
Mera, bir veya birden fazla köy veya kasaba halkına bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera, yaylak ve kışlaklar özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz (4342 sayılı Mera Kanunu m.3,4).
31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “…tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meraya elatmanın önlenmesi davası, kadim yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle Hazine tarafından açılabilir. Aynı şekilde, bir yerin mera olduğu iddiasıyla köy veya belediye tüzel kişiliğinin ya da Hazinenin tapu iptali ve sınırlandırma istemiyle dava açmasına olanak vardır.
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir.
Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; davacı taraf, Toprak Tevzi Komisyonun 09.12.1965 tarih 80 No’lu tahsis kararına dayanmıştır. Taraf köyler arasında her ne kadar köylerinin idari sınırları hakkında uyuşmazlık var ise de yukarıda da belirtildiği üzere idari ve hatta kadastro çalışma sınırları yetkili mahkemenin belirlenmesi için önemli olup kullanım hakkının belirlenmesinde esas teşkil etmez. Sınır değişiklikleri meraların kadim kullanım haklarının belirlenmesinde etkili olmayıp bir köyün başka bir köyün sınırları içerisinde müstakil merası olabileceği gibi o köy ile müşterek yararlandığı otlakiyesi de bulunabileceğinden taraf köylerin dayandığı tahsis kayıtları, varsa vergi kayıtları, mahkeme dosya ve kararları tüm belgeler toplanmalı, mahallinde yapılacak keşifde taraf köyler ile ilişkisi olmayan yaşlı mahalli bilirkişiler ve uzman bilirkişiler eşliğinde kayıtlar zemine uygulanmalı, taşınmazın kadim kullanım durumu araştırılmalı ve meranın hangi köye ait olduğu tereddüte yer vermeyecek şekilde saptandıktan sonra varılacak sonuca göre işin esasına yönelik bir karar vermek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01/12/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.