YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1434
KARAR NO : 2021/4012
KARAR TARİHİ : 16.12.2021
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Çerkezköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 07.11.2018 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptal tescil terditli alacak talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28/11/2019 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davalılar … ve İlminur Yakupoğlu vekili tarafından talep edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine dair verilen karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, tapu iptal tescil terditli alacak isteğine ilişkindir.
Davacılar vekili, Tekirdağ ili, Çerkezköy ilçesi, Gazi Mustafa Kemalpaşa Mahallesinde bulunan 482 ada 15 parsel sayılı taşınmazın müvekkilleri tarafından satın alınmasına karşın tarafların ortak mirasbırakanı Tahsin Velioğlu adına tescil ettirildiğini ve üzerindeki yapının da müvekkilleri tarafından inşa edildiğini belirterek taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalılar adına tescilini aksi halde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1000TL’nin davalılara ödenmesini istemiştir.
Davacılar vekili, adli yardım ve ıslah yoluyla taleplerini 955.600TL’ye yükseltmeyi talep etmişlerdir.
Davalı …, davayı kabul etmiş; davalı … davaya cevap vermemiş; davalılar … ve … vekili, davanın reddini savunmuştur.
İlk derece mahkemesi, davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacılar ve davalı … adına tesciline karar vermiştir.
Hükmün istinaf yolu ile incelenmesi davalılar … ve … vekilince talep edilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, davacının inanç sözleşmesinden kaynaklanan davasını yazılı delil ile ispat edemediğini, iştirak halinde mülkiyete tabi taşınmaza ilişkin davada davalılardan Faile Yakupoğlu’nun davayı kabulünün sonuç doğurmayacağını belirterek istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar vermiştir.
Davacılar vekili, adli yardım talep ederek temyiz başvurusunda bulunmuştur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334. maddesinde, “Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler.” şeklinde düzenlemeye yer verilmiş, takip eden maddelerde, adli yardımlara dair esaslar ele alınmıştır.
HMK 336/3 maddesine göre kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebi bölge adliye mahkemesine veya Yargıtay’a yapılır. HMK’nın 334 ve devamı maddeleri gereğince verilen adli yardım kararlarının kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar varlıklarını sürdürdüklerinin kabulü gerekir. Bu kabul, hak arama özgürlüğünün (Anayasa m.36) ve adil yargılama hakkının (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6) bir gereği olarak kabul edilmelidir. Adli yardım kararı verilen kişiler bakımından her türlü yargılama giderleri, harç ve masraflar, tanık ve bilirkişi ücretleri ile tebligat masrafları vs. Devlet tarafından karşılanır. Adli yardımdan yararlanan kişi geçici olarak açıklanan masraflardan bağışık sayılır ve davayı kaybettiği takdirde yapılan tüm masrafların kendisinden tahsiline karar verilir.
Davacılar vekili, tüm müvekkilleri için 21.10.2019 havale tarihli ıslah dilekçesiyle adli yardım talebinde bulunarak ekine davacıların fakirlik belgelerini eklemiş, ilk derece mahkemesi 22.10.2019 tarihli ara kararı ile davacılardan …’nun adli yardım talebinin kabulüne karar vermiş, diğer davacılar için herhangi bir karar vermemiştir.
1)Davacılardan …’nun adli yardım talebi ilk derece mahkemesince kabul edildiğinden ve adli yardım kararı mahkemesince kaldırılmadığı sürece hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceğinden davacı …’nun temyiz aşamasında yaptığı adli yardım talebi hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
2)Davacılardan Müştak ve …’nun adli yardım talebi ise, dosyada mevcut fakirlik belgeleri, Devletin mahkeme harcı almasındaki menfaati ile başvuranın mahkeme vasıtasıyla hakkını korumadaki çıkarları arasındaki adil denge, Anayasanın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ile bu kapsamda adalete ve mahkemeye erişim hakkı dikkate alınarak adli yardım talebi yerinde görüldüğünden, HMK’nın 334 ve devamı maddeleri gereğince adli yardım talebinin kabulüne, adı geçen davacıların temyiz harç ve giderlerinden geçici olarak muaf tutulmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi.
3) Bilindiği üzere, davayı kabul; davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir (HMK.m.308). Davayı kabul, davalının mahkemeye yönelik olarak yapacağı tek taraflı (açık) bir irade beyanı ile olur. Davayı kabul, dilekçeyle veya duruşmada sözlü olarak yapılır. Davayı kabulün geçerliliği için, davacının rızasına ve mahkeme tarafından kabul edilmesine gerek yoktur.
Davayı kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. Davayı kabul ile dava tamamen veya (kısmi kabulde) kısmen sona erer. Davalının davayı (tamamen) kabul etmesi üzerine, kabulün geçerli olduğu ve dava konusu uyuşmazlığın son bulduğu kanısına varan mahkeme, kabul nedeni ile davanın kabulüne karar verir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 640. maddesi uyarınca, mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 701 ila 703. maddelerinde düzenlene elbirliği mülkiyetinin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortakların tümüne aittir. Başka bir anlatımla, ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Sözü edilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil ortaktır. Bu kural TMK’nın 701. maddesinde “Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.” biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
Ancak, mirasçılar arasında paylı mülkiyet hükümleri geçerli olduğundan, bir mirasçının diğer bir mirasçı aleyhine açtığı davalarda bu kuralın uygulama yeri bulunmadığı kuşkusuzdur. Bu nedenle davalılar arasında maddi zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından davalılardan her biri kendi adına hareket ederek davayı kabul edebilir.
Somut olayda, davalılardan …’nun davayı kabul etmiş olduğu dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesinin davalı …’nun davayı kabulünün sonuç doğurmayacağı yönündeki tespitine katılmak mümkün değildir.
4)Hukuk Muhakemeleri Kanununun 111. maddesinde “Davacının, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır. Mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.” ifadeleri ile terditli dava düzenlenmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/2. maddesinde ise, “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Somut olayda, temyiz incelemesine konu dava, terditli dava niteliğindedir. Davacıların istekleri öncelikle tapu iptal tescil mümkün olmaması halinde ise sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacaktır. Davacıların tapu iptal tescil isteklerinin dayanağı inanç ilişkisi usulüne uygun delillerle kanıtlanamamış ise de terditli talebin sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı muhdesat bedelinin ödenmesine ilişkin olduğu dikkate alınarak bu hususta herhangi bir değerlendirme yapılmamış olması doğru görülmemiş ve açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle ve HMK 371. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK 373/2. maddesi gereğince dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 16.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.