Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/1483 E. 2021/3834 K. 13.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1483
KARAR NO : 2021/3834
KARAR TARİHİ : 13.12.2021

7. Hukuk Dairesi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : İzmir Büyükşehir Belediyesi vd.

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 01/12/2014 gününde verilen dilekçe ile tapudaki Hazine fazlalığı şerhinin hisseye dönüştürülmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; hak düşürücü süre nedeniyle reddine dair verilen 20/04/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, davalı … vekili tarafından Gaziemir Sakarya Mahallesi 2028 ada 1 parseldeki Hazine fazlalığı şerhinin terkini için İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/415 Esas sayılı dosyası ile … aleyhine açılan dava sonucunda verilen red kararının Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 28/03/2008 tarihli 2008/2826 Esas, 2008/4195 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiğini, kesinleşen şerh nedeniyle dava konusu taşınmazdaki hazine fazlalığı miktarının belirlenmesini ve şerhin hisseye dönüştürülmesini istemiştir.
Davalı …, davaya cevap vermemiştir.
Dahili davalı …, dava konusu taşınmazın ilk olarak 30/07/1981 tarihinde İmar ve İskan Bakanlığı tarafından onanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planında taşıt yolu ve ağaçlandırılacak alan kapsamında yer aldığını, 06/06/1985 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığınca onaylanan plan değişikliğinde belediye hizmet alanı ve taşıt yolu kullanımına ayrıldığını, 15/07/1994 tarihinde … tarafından onaylanan plan değişikliğinde ise parselin tamamının belediye hizmet alanı kullanımında yer aldığını, yürürlükteki uygulama imar planında da aynı kullanım kararı geçerliliğini koruduğunu, söz konusu planın iptali veya revizyonu için herhangi bir başvurunun bulunmadığını, dava konusu parsele ilişkin olarak tapu kayıt maliki … tarafından İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/415 Esas sayılı dava dosyası ile kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açıldığını, anılan davada 29/11/2011 tarihli, 2011/650 sayılı Karar ile müvekkili aleyhine tazminat bedeline hükmedilerek tapu kaydının tümüyle müvekkili adına tesciline karar verildiğini, kararın Yargıtay aşamalarından geçerek kesinleştiğini, kamulaştırmasız el atma davasında taşınmaz maliki tarafından Hazine fazlalığı olan bölümün bedeli de talep edilmesine rağmen yerel mahkeme ve Yargıtay tarafından bu talebin reddine karar verildiğini, taşınmazın müvekkili adına tescil edilmesi ve Hazine fazlalığına ilişkin talep hakkında hükmün kesinleşmiş olması karşısında bu davaya konu talep bakımından da kesin hüküm meydana geldiğini, dava konusu talebin 3402 sayılı Yasa uyarınca da zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi uyarınca hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Bilindiği gibi kadastro ve tapulama işlemlerinin sona ermesinden sonra ortaya çıkan uyuşmazlıkların dava yolu ile giderilmesi olanağı vardır. Kadastro Kanununun getirdiği itiraz ve dava açma sürelerini kadastro kesinleşmeden kullanmamış ya da kullanamamış olan hak sahiplerinin hakları, kadastroya dayanılarak oluşturulan tapu sicili ve sicile yapılan tescil nedeniyle hemen ortadan kalkmaz. Her ne kadar kesinleşen kadastro hak sahibi olarak tespit edilen kimse yararına bir hak karinesi oluştursa da bu karinenin Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık süre içerisinde açılacak dava ile çürütülmesi mümkündür. Anılan Kanunun 12/3 maddesi “bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz”.
Kadastroya dayanılarak yapılan planlar, kesinleşen tutanaklar ve bunlara dayalı yapılan tesciller, resmi senet niteliğinde olup Kanunun 10 yıllık süre içerisinde açılacak davalar ile bunların aksini kanıtlama olanağı tanımıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, 10 yıllık süre içerisinde açılacak davada davacının mutlaka kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanması zorunludur. Diğer bir anlatımla, davacı kadastrodan önceki bir hakka dayanmalıdır. Bu hak ayrıca mülkiyet hakkı, sınırlı ayni hak, şerhler veya beyanlar hanesinde gösterilmesi gereken bir hak olmalıdır. Davacı, davasında kadastrodan önce o taşınmaz üzerinde kendi adına sicile geçmesi gereken bir hakkın varlığının tespiti ve tespit edilecek bu hakka göre sicilin düzeltilmesini talep edebilecektir.
Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde öngörülen sürenin hak düşürücü süre olduğu ve mahkemece re’sen nazara alınması gerektiği de ayrıca belirtilmelidir.
Kadastro Kanununun 12/3 maddesinin uygulanmasına ilişkin bu genel açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde; dava konusu taşınmaz 27.08.1949 tarihinde yapılan kadastro tespiti sonucu 59 ada 6 parsel, 7 parsel, 8 parsel, 9 parsel ve 10 parsel numaraları ile şahıslar adına tespit edildiği, kadastro tespitinin 04.01.1955 tarihinde kesinleştiği, taşınmaz kayıtlarında hazine fazlalığı olup 30.12.1955 tarihinde defterdarlığa bildirilmiştir şeklinde belirtme düşüldüğü, taşınmazın daha sonra imar uygulaması ile 2028 ada 1 parsel numarası aldığı anlaşılmaktadır. Davacı, davasında Hazine fazlalığının bulunmadığını, bu hususun kadastro tespiti sırasında kayda hatalı işlendiğini ileri sürerek terkin istememekte, diğer bir anlatımla kadastro öncesi hakkına dayanarak sicilin düzeltilmesini talep etmemekte, aksine sicil kayıtlarının doğruluğuna dayanarak Hazine fazlalığının paya dönüştürülerek beyan kaydının terkinini talep etmektedir. Bu durumda kadastro öncesi bir hakka dayanılarak açılan sicil düzeltim davası söz konusu olmadığından Kadastro Kanununun 12/3 maddesinin uygulanması olanağı da bulunmamaktadır.
Mahkemece açıklanan tüm bu yönler gözetilerek işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.