YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/7395
KARAR NO : 2021/4099
KARAR TARİHİ : 21.12.2021
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
…
…
Davacı tarafından, davalı aleyhine 28/08/2018 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24/09/2019 günlü temyiz edilmeden kesinleşen hükmün Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 07.09.2021 gün 3915 2028-K3.01-1069-2021-E. 1468/24391 sayılı yazısı ile HUMK’nın 427/6. maddesi gereğince kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla, dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili, davacıların maliki oldukları 341 ada 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yaptıkları binanın bir kısmının davalıların maliki oldukları 341 ada 5 parsel sayılı arsaya tecavüz ettiği ve tecavüz eden yapı bedelinin arsadan daha yüksek olduğu, yapının yıkılmasıyla tecavüzün giderilmesinin hakkaniyete uygun olmayacağını ileri sürülerek; tapuda davalılar adına kayıtlı olan parselin tecavüzlü alanlarının değerinin tespiti ile temliken tesciline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Bir kısım davalılar davayı kabul etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, 341 ada 5 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile 29/08/2019 tarihli fen bilirkişileri raporunda kırmızı taralı alan (A harfi ile) gösterilen 1,59 m2’lik alanın dava konusu parselden çıkartılarak ve 341 ada 9 parsele eklenmesine ve 341 ada 9 parselin yüzölçümünün 311,42 m2 olarak düzeltilerek davacılar adına niteliği aynı kalmak kaydıyla tapuya kayıt ve tesciline, dava konusu 341 ada 5 parsel sayılı taşınmazdan davacının parseline eklenen kısım çıkarıldığında geriye kalan 417,23 m2 olarak dava konusu 341 ada 5 parselin yüzölçümünün düzeltilerek maliki ve niteliği aynı kalmak kaydıyla tapuya kayıt ve tesciline kesin olmak üzere karar verilmiş, 24.09.2019 tarihinde hüküm kesinleştirilmiştir.
Davalı … vekili 23.03.2021 tarihli dilekçesiyle kanun yararına temyiz talebinde bulunmuş, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü 07.09.2021 tarihli kanun yararına temyiz konulu yazılarında; derdestlik dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesinin doğru olmadığı, kabule göre de sadece bazı davalıların kabul beyanları dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilmiştir.
Kurşunlu Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan el atmanın önlenmesi davasında, davalılar savunma yoluyla temliken tescil talep etmiş, mahkemece 26.02.2015 tarihinde verilen kararla davalıların iyiniyetli olmadıkları, bu nedenle temliken tescilin koşullarının da oluşmadığı gerekçesiyle müdahalenin men’ine, taşkın yapının yıkımına, temliken tescil isteminin reddine karar verilmiş, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 01.03.2018 tarih ve Esas: 2015/9141, Karar: 2018/1553 sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme isteminin de reddine karar verilmiştir.
Derdestlik; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114/1-ı maddesinde dava şartı olarak düzenlenmiştir. Dava şartı olan derdestlik nedeni ile davanın reddi için üç koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bunlar; davanın daha önce aynı veya başka bir mahkemede açılmış olması, birinci davanın görülmekte olması, daha önce açılmış ve görülmekte olan dava ile ikinci davanın aynı olması koşuludur. Bu dava ile görülmekte olan başka bir davanın aynı dava olduğunu söyleyebilmek için ise, maddi anlamda kesin hüküm gibi her iki davanın taraflarının, konusunun ve dava sebeplerinin aynı olması gerekir. Dava sebebinden maksat da (hukuki sebepler değil) davanın dayanağını teşkil eden vakıalardır. (Kuru Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, B. 6, İstanbul 2001, s. 4217-244) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 115.maddesinde, mahkemenin, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracağı, tarafların da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebileceği hükme bağlanmıştır.
Davalı, yargılama sırasında sözlü olarak davayı kabul edebilir. Bu halde, davalının kabul beyanı duruşma tutanağına yazılır. Tutanağın kabule ilişkin bölümü, davalının önünde okunarak kendisine imza ettirilir. Kabul beyanının davalıya okunduğunun ve ondan sonra imza ettirildiğinin de tutanağa yazılması zorunludur. Bu şekil şartlarına uygun olmayan kabul beyanı geçersizdir.
Davalı, duruşmada mahkemeye vereceği bir dilekçe ile de davayı kabul edebilir. Bu halde,davalının dilekçe ile yaptığı davayı kabulün geçerli olabilmesi için, dilekçedeki kabul beyanının ayrıca duruşma tutanağına geçirilmesine ve kendisine okunarak imza ettirilmesine gerek yoktur. Böyle bir kabul dilekçesinin mahkemeye verildiğinin tutanağa yazılması yeterlidir.
Davayı kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir (HMK m. 308). Davayı kabul, davalının mahkemeye yönelik olarak yapacağı tek taraflı (açık) bir irade beyanı ile olur. Davayı kabulün geçerliliği için bunun davacı ve mahkeme tarafından kabul edilmesine gerek yoktur. Kabul ile dava tamamen veya (kısmı kabulde) kısmen sona erer. Davalı, davanın açılmasından dava hakkında verilen hükmün kesinleşmesine kadar davayı kabul edebilir. Davalının davacının talep sonucunun bir kısmını kabul etmesi halinde, talep sonucunun kabul edilmeyen diğer kısmı hakkındaki uyuşmazlık son bulmuş olmaz. Dava kabul edilmeyen kısmı hakkında devam eder.
Kabul, kayıtsız ve şartsız olacağından ( HMK m. 309/4 ), şarta bağlı kabul geçerli değildir.
Mahkemece, davacıların temliken tescil taleplerinin dava tarihi itibarıyla aynı mahkemenin 2013/53 Esas sayılı davada ileri sürülmüş olması nedeniyle derdestlik dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bunun yanında bazı davalıların 02.07.2019 tarihli celse ki “büyük ölçüde anlaşma sağlandı, burada hazır olmayan 3 kişi ile de gelecek celseye kadar anlaşma hususunda süre verilmesini talep ediyoruz” şeklindeki beyanını davayı kabul beyanı olarak değerlendirerek davanın kabulüne karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü 07.09.2021 tarihli kanun yararına temyiz başvurusunun kabulü ile, HMK’nın 363. maddesi gereğince hükmün, hukuki sonuçları kalkmamak koşulu ile KANUN YARARINA BOZULMASINA, aynı Yasanın 363/son. maddesi uyarınca kararın bir örneğinin Resmi Gazete’de yayımlanmak üzere, Adalet Bakanlığı’na gönderilmesine, 21.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.