YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/2556
KARAR NO : 2022/4965
KARAR TARİHİ : 07.09.2022
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVACILAR : … vd.
DAVALILAR : … vd.
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 26/02/2013 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 17/06/2021 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde tazminat ve zilyetliğin tespiti istemlerine ilişkindir.
Davacı vekili, davalı gerçek kişilerin … ada 355 parsel sayılı taşınmazda Hazine adına kayıtlı ancak davalılardan …’un kullanımındaki 650 m2’lik kısmın (171 ada 29 parsel) satışını satış vaadi sözleşmesi ile kendilerine taahhüt ettiğini, davacıların taşınmaz bedelini ödediklerini, zilyet olarak kullanıma devam ettiklerini ancak tapularını alamadığını belirterek taşınmazın davacılar adına tesciline, olmadığı takdirde bedelin iadesine ve zilyetliğin davacılar adına tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece davanın reddine dair verilen ilk hükmün temyizi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 13.03.2019 tarih 2016/16133 Esas, 2019/2295 Karar sayılı ilamı ile “1-Yapılan yargılamaya toplanan delillere ve dosya içeriğine göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Taraflar arasında Noterde yapılan geçerli bir satış vaadi sözleşmesi mevcut olup taşınmazın imar durumunun düzelmesi halinde tapuda ferağ verileceğine ilişkin şarta bağlanmıştır. Bu aşamada dava konusu taşınmaz tapuda satış vaadi borçluları olan davalılar adına kayıtlı olmadığından sözleşmenin ifa olanağı bulunmamaktadır. Mahkemece davacının bütün talepleri yönünden dava reddedilmiştir. Sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığından davacının tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmasa da tazminat talebinin de reddine karar verilmesi doğru değildir. Mahkemece dava konusu taşınmazın dava tarihi itibariyle rayiç değerinin belirlenerek davacı tarafından eksik harcın tamamlanması halinde satış vaadi sözleşmesi borçluları olan davalılar …,… ve …’ten tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, “Dosyanın işlemden kaldırılma tarihi olan 05/02/2021 tarihinden itibaren aradan 3 ay geçmiş olmasına rağmen dava taraflarca takip edilip yenilenmediğinden 6100 s. HMK.nın 150/5. maddesi uyarınca davanın 05/05/2021 tarihi itibariyle AÇILMAMIŞ SAYILMASINA” karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Yargılama hukukunun temelini teşkil eden en önemli ilkelerden olan hukuki dinlenilme hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen Adil Yargılanma …’nın da en önemli unsurudur. Hukuki dinlenilme hakkı tarafların öncelikle yargılama ile ilgili bilgi sahibi olmasını, bilgi sahibi olduğu konuda açıklama ve ispat hakkını kullanmasını ve mahkemenin de bu açıklamaları ve sunulan delilleri dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini gerektirir. Bu nedenle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 71. maddesine göre dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir.
Avukatlık Kanunu’nun 42. maddesi, bir avukatın ölümü veya meslekten yahut işten çıkarılması veya işten yasaklanması yahut geçici olarak iş yapamaz duruma gelmesi hallerinde, avukatın kayıtlı olduğu baro başkanının, ilgililerin yazılı istemi üzerine veya iş sahiplerinin yazılı muvafakatini almak şartiyle, işleri geçici olarak takip etmek ve yürütmek için kendi barosuna kayıtlı bir avukatı görevlendireceğine ve dosyaları kendisine devir ve teslim edeceğine, ayrıca durumu mahkemelere ve gerekli göreceği yerlere bildireceğine ilişkin düzenleme içermektedir.
Avukatlık Kanunu’nun 153. maddesine göre, hakkında meslekten çıkarma cezasını gerektirebilecek mahiyette bir işten dolayı kovuşturma yapılmakta olan avukat disiplin kurulu karariyle, tedbir mahiyetinde işten yasaklanabilir ve işten yasaklanma kararı, yargı organları ile sair mercilere baro başkanlığı tarafından derhal duyurulur.
Somut olayda, ilk derece mahkemesinin dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verdiği 05/02/2021 tarihli celse davacılar vekilinin ‘ 6 ay süreyle mesleki faaliyetten yasaklandığı’ 16.09.2020-16.03.2021 tarih aralığına denk gelmektedir. Dosyada bulunan belgelerden, davacılar vekilinin işten yasaklanması söz konusu olduğu halde, bağlı bulunduğu baronun başkanı tarafından Avukatlık Kanunu’nun 42. maddesi gereği herhangi bir işlemde bulunulmadığı, bunun yanında davacı asilin, vekilinin yasaklandığından haberdar edilmediği anlaşılmaktadır.
Söz konusu yasa hükmünün açık ifadesine göre, bir avukatın geçici olarak iş yapamaz duruma gelmesi hallerinde, baro başkanının ilgililerin yazılı istemi üzerine veya iş sahiplerinin yazılı muvafakatini almak suretiyle de avukat görevlendirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Avukatın yasaklı durumda bulunduğu anlaşıldığına göre, vekilin duruşmaya katılamamış olması, davanın tarafı olan ve kendisine herhangi bir bildirimde bulunulmayan vekil edenin, salt bu nedenle hak kaybına uğramasına neden olacak bir olgu olarak kabul edilemez. Vekil edenin herhangi bir şekilde bu durumdan etkilenmemesi için, vekilin yasaklı olduğu konusunda bilgilendirilmesi, durum ve sonuçlarının kendisine açıklıkla bildirilmesi gerekir. Bu tür hallerde mahkemece yapılması gereken iş, öncelikle değinilen durumdan ve doğabilecek hukuksal sonuçlardan vekil edeni haberdar etmek; bu cümleden olarak, davayı bizzat takip yahut başka bir avukat görevlendirmek suretiyle mevcut usuli sorunu ortadan kaldırabileceği, tarafı olduğu davada usul hukuku açısından aleyhine ortaya çıkması muhtemel sonuçları bertaraf edebileceği kendisine açıklanıp bu yönlerden karar almasına ve tutum belirlemesine yetecek uygun bir süre vermek; böylece ortaya çıkacak sonuç çerçevesinde işlem yapmak olmalıdır. Mahkemece açıklanan şekilde bir işlem yapılmaksızın ve vekil eden durumdan haberdar edilmeksizin yazılı şekilde karar ihdası A.İ.H.S.’nin 6. maddesinde düzenlenen “adil yargılanma ilkesi”ne uygun düşmemiştir.
Hükmün, bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.09.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
(Muhalif)
KARŞI OY
Yargılamaya hakim olan ilkelerden birisi “hukuki dinlenilme hakkı” olmakla birlikte, bir diğeri de, HMK’nun 30. maddesinde düzenlenmiş bulunan “Usul Ekonomisi İlkesi” dir. Bu ilkeye göre “Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
HMK’nun 150/1., 2., 3 ve 4. fıkrası aynen şu şekildedir.
“(1) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.
(2)Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez.
(3)Duruşma gününün belli edilmesi için tarafların başvurması gereken hâllerde gün tespit ettirilmemişse, son işlem tarihinden başlayarak bir ay geçmekle dosya işlemden kaldırılır.
(4) Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır.” şeklindedir.
Yine, bozma kararına gerekçe yapılan Avukatlık Kanununun 42/1. maddesi ise; “Bir avukatın ölümü veya meslekten yahut işten çıkarılması veya işten yasaklanması yahut geçici olarak iş yapamaz duruma gelmesi hallerinde, avukatın kayıtlı olduğu baro başkanı, ilgililerin yazılı istemi üzerine veya iş sahiplerinin yazılı muvafakatini almak şartiyle, işleri geçici olarak takip etmek ve yürütmek için kendi barosuna kayıtlı bir avukatı görevlendirir ve dosyaları kendisine devir ve teslim eder. (Ek cümle : 2/5/2001 – 4667/28 md.) Ayrıca durumu mahkemelere ve gerekli göreceği yerlere bildirir. Bu hükümler avukatlık ortaklığı hakkında da kıyasen uygulanır.” şeklindedir.
HMK’nun 150. maddesinden, hiç bir yorum yapılmasını gerektirmeyecek derecede açıkça anlaşılacağı üzere; usulüne uygun şekilde yapılan davete rağmen davanın taraflarının duruşmaya katılmamaları veya katılıp da davayı takip etmeyeceklerini hakime bildirmeleri halinde, dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. Bu karar ara kararı niteliğinde olup, kararın taraflara tebliğ edilmesi gerektiğine dair Yasa’da hiç bir hüküm bulunmadığı gibi, böyle bir uygulama da bulunmamaktadır. Yine maddenin devamından anlaşılacağı gibi, dava taraflarca üç ay içerisinde yenilenmezse, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.
Bozma kararına gerekçe yapılan Avukatlık Kanununun 42. maddesinden, her hangi bir yoruma gerek olmaksızın açıkça anlaşılacağı üzere; avukatın işten yasaklanması halinde, baro başkanı, ilgililerin yazılı istemi üzerine, işleri takip etmek üzere bir avukat görevlendirir. Avukatlık Kanununun 34. maddesine göre “Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.” Dolayısı ile işten yasaklı olsa bile, 42. maddede belirtilen bildirimin de, müvekkilinin haklarının zarar görmemesi için vekil tarafından yapılması gerekmektedir. Aksi halde, vekilin gerek Avukatlık Kanunundan, gerekse Borçlar Kanunundan kaynaklanan sorumluluğu söz konusu olabilecektir.
Hukuki dinlenilme hakkı, ucu açık, nihayeti belli olmayan bir hak değildir. Bu hakkın kullanımının yöntemi ve sınırları yasa ile belirlenmiştir. Bu nedenle, bu hakka dayalı olarak yapılacak yorumların, hukuk yargılamasına hakim olan ve HMK’da belirtilen diğer hakları gözetecek ve davanın taraflarından biri aleyhine dengeyi bozacak şekilde yapılmaması gerekir. Bu cümleden olmak üzere; kanunun lafzına ve yıllar içerisinden yerleşen içtihatlara dayalı bir uygulama mevcuttur. Bu uygulamanın, zorlama yoruma dayanan kararlarla zedelenmemesi gerekir.
Bu gerekçelerle ilk derece mahkemesinin kararının onanması gerektiği kanaatindeyim. Bu nedenle sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne iştirak etmiyorum.