YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/4128
KARAR NO : 2021/18489
KARAR TARİHİ : 04.10.2021
KARAR
İhbarname No : KYB – 2020/51924
Başkalarına ait kimlik bilgilerini kullanmak suçundan sanık …’nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 267/1. ve 269/2. maddeleri gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Küçükçekmece 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 28/01/2019 tarihli ve 2017/835 esas, 2019/133 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;
Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 14/06/2016 tarihli ve 2015/2401 esas, 2016/5531 karar sayılı ilamında “….Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunun oluşması için kişinin açıklamaları üzerine yetkili bir kamu görevlisi tarafından resmi bir belgenin düzenlenmesi ve düzenlenen resmi belgenin, beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gerekir. Yalan beyanın tek başına kanıtlama gücünün bulunmadığı, bu beyana rağmen görevlinin, beyan edilen hususların doğruluğunu araştırıp da belgeyi sonra düzenlemesinin gerekli olduğu takdirde, belgeye dayanak oluşturan bilgi yalan beyan olmayıp görevlinin araştırması sonucu ulaştığı bilgi olduğundan yine beyan olunan bilgiler ilgili memur ya da makamın başkaca araştırma yapmasını, belge incelemesini gerektirirse veya yalan beyan üzerine memurun kandırılamaması neticesinde doğru şekilde belge oluşturulması durumunda anılan suçun oluşmayacağı açıktır…” şeklinde belirtildiği üzere, sanığın 16/07/2017 tarihinde gereçekleşen olay nedeniyle polisler tarafından yakalandığında ismini … olduğunu beyan ettiği ve tutanakların bu şekilde düzenlendiği, 16/07/2017 tarihli olay tutanaklarında ve aynı tarihli sanığın susma hakkını kullandığı kolluktaki beyanında isim olarak … belirtilmiş ise de sanığın tutanaklarda imzasının bulunmadığı; ancak kollukça 17/07/2017 tarihinde sanığın gerçek ismi olan … olarak alınan ifadesi sonucunda herhangi bir tutanak düzenlenmeden gerçek kimliğini söylemesi üzerine, sanığın karakoldaki ifadesinin de gerçek kimlik bilgilerine göre alınmış olması karşısında, sanığa atılı 5237 sayılı Kanun’un 267/1. maddesinde düzenlenen başkalarına ait kimlik bilgilerini kullanmak suçunun oluşmayacağı, eylemin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. maddesi kapsamında idarî para cezası yaptırımını gerektiren kabahât olarak nitelendirilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 08.06.2020 gün ve 2020/6651 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.06.2020 gün ve KYB/2020-51924 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.
./..
S/2
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu 40/1.maddesinde düzenlenen gerçek kimliği hakkında yalan beyanda bulunmak kabahatini oluşturduğu şeklinde kanun yararına bozma isteminde bulunulmuş ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.05.20217 tarih ve 2014/9-207- 2017/266, 09.05.2017 tarih ve 2015/9-179- 2017/267 sayılı Kararları ile Dairemizin süregelen uygulamalarına göre (Dairemizin 2019/9 Esas 2020/15836 Karar 22.09.2020 tarihli; 2019/13 Esas, 2020/14923 Karar 02.07.2020 tarihli kararları) işlediği bir suç nedeniyle fail hakkında soruşturma bulunmaması kimliği veya kimlik bilgileri kullanılan kişi adına düzenlenen bir belge olmayışı ve soruşturma yapılmamış oluşu ile tüm belge ve tutanakların sanığın gerçek kimliği ile düzenlenmesi halinde fiilin TCK.nın 268. maddesindeki suçu değil 5326 sayılı Kabahatler Kanunun 40. maddesinde “Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliğini veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınılması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunulması” şeklinde tanımlanan “kimliği bildirmeme” kabahatini oluşturacağı; ancak suç soruşturma kovuşturmasının bulunması halinde başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşacağı hususu açıkça vurgulanmıştır. Bu durumda suç soruşturma kovuşturması yapılırken başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması halinde evrak düzenlenip düzenlenmediğine bakılmaksızın TCK.nın 268. maddesi yollamasıyla 267. maddenin; suç soruşturması düzenlenmiş ise TCK.nın 206. maddesinin, düzenlenmemiş ise Kabahatler Kanunun 40. maddesinin oluşturacağı açıktır.
Tüm bu açıklamalar ışığında; sanık hakkında şüphelisi olarak yakalandığı kasten yaralama ve cinsel saldırı suçundan soruşturma ve kovuşturma bulunup bulunmadığı ve akıbeti araştırıldıktan dosyanın aslı yada onaylı örneği getirildikten sonra hukuki durumunun tayin ve tespiti gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde eksik araştırmayla karar verilmesi hususuna yönelik olarak kanun yararına bozma isteminde bulunup bulunulamayacağının takdiri için dosyanın Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, sonucuna göre diğer kanun yararına bozma istemlerinin incelenmesine, 04.10.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.