YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10967
KARAR NO : 2013/6406
KARAR TARİHİ : 02.05.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tescil
… ile Hazine ve … Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair … Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 10.05.2012 gün ve 59/88 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, dava dilekçesinde; 1983 yılında yapılan kadasro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan mevkii ve hudutlarını açıkladığı taşınmazın, kendisi ve davaya dahil edilmesini istediği …’ın elli yılı aşkın zilyetliğinde olduğunu açıklayarak, bu yerin kendisi ve … adına eşit şekilde tapuya tescilini istemiştir. Davacı vekili, 01.06.2011 tarihli yargılama oturumunda, teknik bilirkişinin rapor ve krokisinde (G) ve (H) harfi ile gösterilen yerlerle ilgili taleplerini atiye bıraktıklarını beyan etmiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, duruşmada davanın reddini savunmuştur.
Davalı Köy Tüzel Kişiliği temsilcisi duruşmada, nizalı taşınmazın davacıya ait olduğunu kabul ettiğini bildirmiştir.
Davaya dahil edilmesi talep edilen … dilekçesinde, taşınmazın davacının amcasına ait olduğunu, sadece üzerindeki yapı kendisine ait olup, herhangi bir talebinin bulunmadığını beyan etmiştir.
Mahkemece; davanın kabulüne, teknik bilirkişinin 18.05.2005 ve 15.08.2011 tarihli rapor ve krokilerinde (A), (B), (E) harfleri ile gösterilen toplam 389,85 m2’lik bölümün ve (D), (C) harfleri ile gösterilen 583,90 m2’lik bölümün ayrı parsel numaraları ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline; aynı rapor ve krokide (G) ve (H) harfleri ile gösterilen yere ilişkin davanın atiye bırakılmış olması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; Hınıs Kadastro Müdürlüğü’nün 26.03.2008 tarih ve 433 sayılı yazısında, dava konusu taşınmazın bulunduğu … Köyü’nde kadastro çalışmalarının 1984 yılında yapıldığı bildirilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan Fen Bilirkişisi Yakup Daştan tarafından düzenlenen raporlarda, davacı adına tescile karar verilen taşınmaz bölümlerinin “köy boşluğu” vasfı ile tespit harici bırakıldığı
açıklanmıştır. Keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar; taşınmaz üzerindeki ev ahır ve tandırın davacı ve dava dışı …’ın kullanımında olduğunu, bir kısmının davacının babasından kaldığını, bir kısmının ise davacı tarafından 6 yıl önce yapıldığını açıklamışlardır. Mahkemece yapılan her üç keşifte görevlendilen ziraatçi bilirkişilerin aynı mahiyetteki raporlarında; ev, ahır ve tandır dışında kalan taşınmaz bölümlerinde hayvan gübresi, inşaat için yığılmış taşlar ile kum ve kesilen ağaçların bulunduğu, taşınmazların tarımsal faaliyete elverişli olmayan, tarım dışı arazi niteliğinde olduğu bildirilmiştir. Açıklanan olgular tarafların ve mahkemenin kabulündedir. Uyuşmazlık, kadastro (tapulama) çalışmalarında paftasında köy boşluğu olarak tespit dışı bırakılan böyle bir yerin zilyetlikle iktisap edilip edilmeyeceğinde toplanmaktadır. Bilindiği üzere ve kural olarak bu nitelikteki tespit harici bırakılan bir taşınmaz, kamunun yararlanmasına terk ve tahsis edilmemişse, 20 yıllık ekonomik amacına uygun zilyetlikle edinilmesi mümkündür. Bundan ayrı, kadastro çalışmalarında paftasında köy boşluğu olarak belirlenen bir yer için makul süre içerisinde tespit öncesi nedenlere dayanılarak tescil davası açılması mümkün olduğu gibi, kadastrodan sonraki zilyetliğe dayanılarak tescil davası açılması da olanaklıdır. Öte yandan, böyle bir yere ev, ahır ve tandır yapılması, gübre dökülmesi, taş, kum ve ağaç yığılması gibi olgular ekonomik amaca uygun zilyetlik sayılmamaktadır. Esasen, dinlenen yerel bilirkişi ve tanık anlatımlarından ve özellikle ziraatçi bilirkişi raporundan davacının ve davaya dahil edilen kişinin bu yerlerde ekonomik amaca uygun zilyetliklerinin olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın reddine karar vermek gerekirken, delillerin taktirinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere kabul kararı verilmesi doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 02.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.