YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11570
KARAR NO : 2013/10637
KARAR TARİHİ : 08.07.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
… ve müşterekleri ile …, …, … ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair … Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 13.07.2010 gün ve 20/31 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı … temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili, dava konusu 148 ada 8 parselin 20 yıldan fazla süre satıcı ve miras bırakan tarafından kullanıldıktan sonra ölmeleri üzerine mirasçılarına kaldığı, kayıt maliklerinin kim olduğunun bilinemediği gibi, 20 yıldan fazla süre önce öldüğü, tapu kayıtlarının intikal görmediğini açıklayarak TMK’nun 639/2 (TMK’nun 713/2 ) maddesi uyarınca tapu kaydının iptaliyle vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı … temsilcisi, kazanma süresi ve koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesini savunmuş, davalı … yargılama oturumlarında temsil olunmamıştır.
Kayyım …, taşınmazların uzun yıllara davacılar tarafından kullanıldığını, kayıt maliki olarak gözüken kişilerin 90-100 yıl önce öldüklerini duyduğunu bildirmiştir.
Davaya katılan … mirasçılarından … davanın reddine karar verilmesini savunmuş, bir kısım mirasçılarının açık adreslerinin belirlenememesi üzerine ilanen tebligat yoluna gidilmiştir.
Mahkemece önceki kararda ölü kişilerin mirasının TMK’nun 531.maddesi uyarınca Hazineye intikal edeceği gerekçesiyle davanı reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairece; davanın TMK’nun 713/2.maddesindeki ölüm nedenine dayalı iptal ve tescil isteğine ilişkin olup davanın kayıt malikleri sağ ise onlara, ölmüş olmaları halinde mirasçılarına yöneltilmesi, hiç mirasçısının bulunmaması halinde mirasın devlete intikal edeceği, kayıt maliklerinin ölüm tarihleri belirlenerek, davanın mirasçılarına yöneltilmesi gerektiğine işaret edilerek bozma sevk edilmiş, mahkemece bozmaya uyularak, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 148 ada 8 parsel üzerindeki … … ve …’e ait toplam 168/288 payın iptaliyle teknik bilirkişi raporunda A harfiyle gösterilen 1852 m2 yerin davacılar … ve… adına, B harfiyle gösterilen 1618.91 m2 yerin iptaliyle davacı … adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı … temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Tarla niteliğindeki, 3478 m2 yüzölçüme sahip dava konusu 148 ada 8 parsel, 26.05.1945 tarih 101 sayılı tapu kaydı ve 21.07.1964 tarih 4 nolu istinsah kaydı kapsamında kaldığı kayıt maliklerinin ölmeleri üzerine mirasçılar arasında yapılan taksim ve devirler neticesinde mirasçılarına kaldığı açıklanarak 15.08.1967 tarihinde 40/288 pay İhsan …,
80/288 pay …, 60/288’er pay … kızı … ve …, 36/288 pay … eşi … ve 12/288 pay … mirasçısı … adına tespit edilmiş, Kadastro Komisyonunca yapılan inceleme neticesinde tespit gibi tescile karar verilmiş, komisyon kararı 31.07.1968 tarihinde kesinleşerek tapu kaydı oluşmuştur. İhsan … payı 11.08.1972 tarihinde satış yoluyla davacı … adına, … payı miras, intikal ve taksim yoluyla 20.10.1987 ve 21.10.1987 tarihinde 40/288 ‘er paylı olarak davacılar … ve … adına tescil edilmiştir.
Dava; TMK’nun 713/2.maddesinde yazılı ölüm nedenine dayalı pay iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş ise de bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmediği gibi, verilen karar da usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Bozma ilamında kayıt maliklerinin mirasçıları belirlenerek davanın bu kişilere yöneltilmesi suretiyle taraf teşkilinin sağlanması gerektiğine değinilmiştir. 148 ada 8 parselin kadastro tutanağı ve dayanak tapu kaydından payı iptali istenen kayıt maliklerinin davacılar … ve …’ın kök murisi … oğlu … ve … oğlu …’nin mirasçıları olduğu anlaşılmaktadır. Gerek tapu kaydı ve gerekse getirtilen bir kısım nüfus kayıtlarından kayıt maliki olan …, …, … ve …’ün davacılar Haşim ve Meral ile davacı …’nun bayii …’ın üst soydan akrabalarıdır. Kural olarak, tapu iptali ve tescil davalarında, dava, kayıt malikine, kayıt maliki ya da malikleri ölüyse mirasçılarına yöneltilerek açılır. Davacılar vekili, dava dilekçesinde, davalı olarak Maliye Hazinesini göstermiştir. TMK’nun 713/2. fıkrası gereğince, açılan davalarda …, TMK’nun 501. maddesi uyarınca son mirasçı sıfatıyla hasım gösterilmektedir. Böyle bir davada Belediye’ye dava yöneltilmesine gerek bulunmamaktadır. Davacı … tarafından …’nin (…) mirasçılık belgesinin alınması amacıyla açılan … Sulh Hukuk Mahkemesinin 06.07.2007 tarih 2006/107 Esas 2007/93 Karar sayılı dosyasında kayıt maliklerinden …’nin 1932 yılında, …’nin 1942 yılında, …’nin 1935 yılında öldüğü belirlenmiş, …’e ait mirasçılık belgesinde bu kişinin öldüğü ancak ölüm tarihinin belirlenemediği bildirilmesine karışlık mahkemece kayıt maliklerini mirasçılarına dava yöneltilmemiş, …’e ait veraset dosyası getirtilerek bu kayıt malikinin yaklaşık ölüm tarihinin saptanmasına çalışılmamıştır.
Bilindiği üzere, bir davanın görülebilmesi için öncelikle davada taraf teşkilinin sağlanması gereklidir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesiyle mümkün olur. HUMK’nun 73. maddesinde; “Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde Hakim her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremez,” denilmektedir. Madde metninde açıkça görüldüğü üzere taraflar, yöntemine uygun bir biçimde davet edilmedikçe mahkemece karar verilemez. Aynı durum Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun 27. maddesinde de; “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi haklarıyla bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler” amir hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu maddede yer alan “hukuki dinlenilme hakkı” tabiriyle 73. maddesindeki durum ifade edilmiştir. Bu hak, Anayasanın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Bu hak iddia ve savunma hakkı olarak da bilinse iddia ve savunma hakkından daha geniş ve daha üst bir kavram olarak nitelendirilmektedir. Somut olayda, mahkemece, usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlanmamış, davada taraf sıfatıyla savunma hakkı tanınmamış ve daha ötesi savunma hakları kısıtlanmıştır. Saptanan bu somut ve hukuki olgulardan da anlaşılacağı üzere davada taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında hüküm kurulamaz (HGK’nun 22.02.2012 Tarih, 2011/8-763 E. 2012/85 sayılı kararı).
Öyleyse mahkemece yapılacak iş, tapuda nizalı payların kayıt maliklerinin ölü olduğu anlaşıldığından varsa mirasçılarının kesin bir biçimde saptanabilmesi için …, …, … ve …’ün hasımlı (hasım … olmak üzere) veraset belgelerinin alınıp dosyaya konulması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, mirasçılık belgesi sunulduğunda kayıt maliklerinin mirasçılarına davanın yöneltilmesi, hiç mirasçı bırakmaması halinde son mirasçının yasa gereği … olduğunun dikkate alınması, taraf teşkili bu şekilde sağlandıktan sonra taraflara delillerini sunmaları için süre ve imkan tanınması, sunulan deliller toplandıktan sonra TMK’nun 713/1 ve 2. fıkralarında yer alan tüm olumlu ve olumsuz koşulların saptanması; kayıt maliki mirasçı bırakmadan ölmüş ise, tereke TMK’nun 501. maddesi gereğince doğrudan ve kanunlar gereği Hazineye intikal edeceğinden, bu tür taşınmazların kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilmesinin mümkün olmadığının düşünülmesi (Hazineye kanunlar gereği intikal eden veya edecek taşınmazlar; 1-Padişah malları 2-Mirasçı bakımından ölen kişinin terekesi 3-Kaçak ve yitik şahısların malları, 3402 s.K’nun m.18 ve 766 s. TK’nun m.33/son fıkrası), ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre işin esası bakımından bir karar verilmesi gerekir.
Bundan ayrı, bu tür davalar nitelikleri gereği özel nitelikli davalar olup, kayıt malikine kayyım tayin edilmek suretiyle davanın yürütülmesi olanağı bulunmamaktadır. Daire ve Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. Bu bakımdan davada taraf teşkilinin sağlandığı söylenemez.
Kabule göre de; davacılar kayıt malikleri üzerindeki payların iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemece, davaya konu toplam 168/288 payın iptaline karar verilmesinin yanında taşınmazın ifraz edilmesi suretiyle A ile gösterilen bölümün davacılar …. ve … adına, B ile gösterilen yerin davacı … adına tesciline karar verilmiştir. Dava konusu taşınmaz bölümü 148 ada 8 parsel kapsamında kalan bir yerdir. Kazanma koşulları oluştuğu takdirde iptal ve tescile karar verilebilmesi için dava konusu taşınmaz bölümünün ifrazının mümkün olması gerekir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 15.maddesinin son fıkrası hükmüne göre, ayırmayı gerektiren taksimlerde ayırma tarihindeki imar mevzuatı dikkate alınır. Taşınmazın ifrazının mümkün olup olmadığının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nden sorularak belirlenmesi, ifrazının mümkün olması halinde fen memurundan ifraz durumunu gösteren rapor alınması, aksi halde 3402 sayılı Kanunun 15/2. maddesi hükmü uyarınca davacıların kullanımındaki bölümün taşınmazın tamamına oranlanmak suretiyle davacı payının belirlenmesi sonra elde edilecek sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekmektedir.
Davalı … temsilcisinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4.(HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 08.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.