YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12277
KARAR NO : 2012/10702
KARAR TARİHİ : 19.11.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
Hazine ile … aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair İncesu Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 07.06.2012 tarih ve 106/136 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine vekili, dava konusu 236 ada 319 parselin Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşlık alanlardan olduğunu, 2009 yılından sonra kullanılmaya başlandığını, zilyetlikle kazanılma koşullarının gerçekleşmediğini, kadastro tespitinin hatalı yapıldığını açıklayarak tapu kaydının iptaliyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, taşınmazın dava dışı Elmas Sığırcı adına tespit edildikten sonra satış yoluyla devralındığını, TMK.nun 1023.maddesi uyarınca iyi niyetli olarak sayılması gerektiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, tespit tarihine kadar kazanma süresi ve koşullarının gerçekleşmediği görüşünden hareketle davanın kabulüne, 236 ada 319 parselin tapu kaydının iptaliyle davacı Hazine adına tesciline karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarla niteliğindeki 11.584 m2 yüzölçüme sahip dava konusu 236 ada 319 parsel, 20 yıldan fazla süre zilyetliği altında bulunduğu, tarım arazisi niteliğinde olduğu açıklanarak 28.05.2004 tarihinde Elmas Sığırcı adına tespit edilmiş, tutanağın 23.07.2004 tarihinde kesinleşmesi üzerine tapu kaydı oluşmuş, satış yoluyla 23.06.2010 tarihinde dava dışı Mustafa Uz, 15.10.2010 tarihinde Osman Yorkun ve son olarak 11.01.2011 tarihinde davalı … adına tescil edilmiştir.
Toplanan deliller ve dosya kapsamına göre dava; Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasına dayalı, TMK. nun 715.maddesi uyarınca iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, tespit tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresinin oluşmadığı, tespitin hatalı olduğu gerekçesiyle yazılı nedenlerle davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi taşınmazın niteliği konusunda da duraksama bulunmaktadır. Taşınmaz başında yapılan keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklar; dava konusu yerin 1960’lı yıllarda hayvanlarla sürülerek tarla haline getirildiğini, tespit malikinin dedesi tarafından tarım arazisi olarak tasarruf edildiğini, verimsiz olması nedeniyl e taşınmazın sürekli olarak ekilmediğini, tespit malikinin eşi tarafından onun adına kullanıldığını, 3-5 yıl boş kaldığını bildirmişler, ziraatçı uzman bilirkişi ise; toprak yapısı ve bitki örtüsü itibarı ile çevre taşınmazlarla benzer yapıda olduğunu, içinde bulunan taşların toplanmadığını, zeminde sabit sınırlar gözlemlenmediğini, 4.sınıf kuru tarım arazisi niteliğindeki yerlerden olduğunu, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden bulunmadığını açıklamıştır. Görüldüğü üzere; taşınmazın niteliği, zilyetlikle kazanmaya elverişli yerlerden olup-olmadığı ve tespit tarihine kadar koşullarına uygun olarak tasarruf edilip-edilmediği hususunda tereddütler bulunmaktadır. Mahkemece bu çelişkiler üzerinde durulmamış, taşınmazın niteliği kuşkuya yol açmayacak şekilde belirlenmemiştir.
O halde; mahkemece yapılacak iş; dava konusu taşınmazın yakın çevresinde bulunan tüm taşınmazlara ait tapu kayıtları, kadastro tutanakları ile varsa dayanağı tapu ve vergi kayıtlarının eksiksiz olarak getirtilmesi, önceki ziraatçı bilirkişiler dışındaki 3 kişilik ziraatçı uzman bilirkişi kurulu marifetiyle HUMK. nun 258 ve 259.maddeleri (6100 sayılı HMK.nun 243 ve 244. m.) hükmü uyarınca taşınmaz başında keşif yapılması, tespit tarihine göre dava konusu taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin başlangıcı, süresi, sürdürülüş biçimi ve niteliğinin ayrıntılı olarak sorulup belirlenmesi, beyanlar arasında aykırılık çıktığı takdirde usulüne uygun olarak giderilmesine çalışılması, dava konusu yerin niteliği, üstün vasfı, taşlık yapısının iktisabı engelleyici mahiyette olup-olmadığı, üzerinde durulması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir. Mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar üzerinde gereği gibi durulmadan yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 19.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.