Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2012/12534 E. 2013/6396 K. 02.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12534
KARAR NO : 2013/6396
KARAR TARİHİ : 02.05.2013

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı payı alacağı

… ile … aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair … Aile Mahkemesi’nden verilen 01.06.2012 gün ve 12/224 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili, dava dilekçesinde; vekil edeni ile davalının 1984’te evlendiğini 2003 yılında boşandıklarını, evlilik birliği içinde kooperatif üyeliği yoluyla edinilen ve davalı adına tapuda kayıtlı 702 ada 58 parsel 6 nolu bağımsız bölümün kooperatif aidatlarının ve evin iç kısmının yaptırılmasına ilişkin giderlerin tamamının vekil edeni tarafından karşılandığını, yine davalı adına kayıtlı bulunan … plakalı aracın peşinat ve taksitlerinin vekil edeni tarafından ödendiğini, ancak güven ilişkisine dayalı olarak davalı adına işlemlerin yapıldığını, tüm bu giderlerin 1994 yılına kadar vekil edeninin maaşı, 1994 yılında aldığı emekli ikramiyesi ve emekli olduktan sonra işlettiği lokalin gelirleri ile karşılandığını açıklayarak; ev ve arabanın edinilmesi ve iyileştirilmesi için vekil edeni tarafından yapılan katkı karşılığı olarak, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 30.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak vekil edenine verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, eldeki davanın boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, bu nedenle davanın zamanaşımı yönünden reddinin gerektiğini, dava konusu malların vekil edeninin 1974-2003 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kurslarda giyim öğretmeni, rehber öğretmen ve müdür yardımcısı kadrolarından aldığı maaş, ek ders ücretleri, yol harcırahı, 1985 yılından sonra dışarıya yaptığı dikiş işlerinden elde ettiği gelir ile vekil edeni tarafından alındığını, davaya konu evin iç kısmının yapım masraflarının vekil edeni tarafından ödendiğini, davacının katkısının bulunmadığını, davacının aldığı işçi maaşının çok düşük olduğunu, evin geçimi ve iaşesinin davacı koca tarafından karşılanması gerektiği halde davacının bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini, alkol ve kumar düşkünlüğü nedeniyle eve katkıda bulunmayıp aksine borçlandığını, hakkında icra takibi yapıldığını, müşterek ev eşyalarının birçok kez bu nedenle haczedildiğini bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin 24.07.2007 tarih, 2007/234 Esas ve 267 Karar sayılı kararı ile, eldeki katılma alacağı davasının boşanma hükmünün kesinleştiği 05.02.2003 tarihinden itibaren bir yıl içinde açılmadığı gerekçesiyle zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 10.11.2008 tarih, 2007/15136 Esas ve 2008/14789 Karar sayılı kararı ile, eşler arasındaki mal ayrılığı reijiminin geçerli olduğu döneme ilişkin tazminat isteklerinin Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, aynı Kanun’un 132/3. maddesi uyarınca nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin diğeri zimmetinde olan alacakları
hakkında zamanaşımının işlemeyeceği açıklanarak; süresinde açılan davada işin esasının incelenmesi gerekirken, zamanaşımı nedeniyle reddinin isabetsiz olduğu bildirilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Mahkemece, davacının evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapılan giderler düşüldükten sonra kalan gelirinin davaya konu taşınmaz ve aracın alımına yetmeyeceği, söz konusu malların davalının geliri ile alındığı açıklanarak davacının davasının ispat yokluğundan reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 07.03.1984’te evlenmişler, 14.03.2002 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 21.03.2003 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK’nun 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM’nin 170. maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı 14.03.2002 tarihine kadar 4722 sayılı Kanun’un 10. maddesi gereğince, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden TMK’nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Davaya konu aracın davalı adına trafik tescil tarihi 24.07.2000, yine taşınmazın davalı adına tapuya tescil tarihi 31.12.1997 olduğuna göre; davacının talebi 743 sayılı TKM’nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen bu mallara yapılan katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde, vekilinin bedellerinin tamamını kendisi ödeyerek dava konusu ev ve aracı, davalı eşi adına satın aldığını açıklamıştır. Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden de söz konusu taşınmaz ve aracın üçüncü kişilerden davalı adına alındığı görülmüştür. Bu durumda, somut olayda açıkça gizli bağış olduğu tartışmasızdır. Nitekim, Dairemizin konuyla ilgili emsal içtihatları da mevcuttur. Esasen, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin uygulamaları da bu yöndedir. Ancak açıklanan nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, uzman bilirkişi raporları da dikkate alınarak mahkemece yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi sonucu itibariyle doğrudur.
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan Yerel Mahkeme kararının açıklanan gerekçelerle ONANMASINA, HUMK’nun 388/4 (HMK.m 297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 21,15 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 3,15 TL’nin temyiz eden davacıdan alınmasına 02.05.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava, 743 sayılı TKM’nin 170. maddesi gereğince mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen bir taşınmaz ile bir araçtan kaynaklanan katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.
Yerel Mahkemece, davacının davasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi ve hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Daire
çoğunluğunca; “… davacı vekilinin dava dilekçesinde, bedellerin tamamının vekil edeni tarafından ödenerek dava konusu ev ve aracı davalı eş adına satın aldığını açıkladığına, dosya arasındaki bilgi ve belgelerden de söz konusu taşınmaz ve aracın üçüncü kişilerden davalı adına alındığı görüldüğüne, bu durumda, somut olayda açıkça gizli bağış bulunduğunun tartışmasız olduğuna, Daire’nin emsal içtihatları mevcut olduğu gibi Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin uygulamalarının da bu yönde bulunduğu belirlendiğine, davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken uzman bilirkişi raporları da dikkate alınarak mahkemece, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi sonucu itibari ile doğru bulunduğundan hükmün onanmasına karar verilmiştir.”
Davacı vekili, dava dilekçesinde; …, Dostkent G Blok, no 9, … adresindeki taşınmazın vekil edeni tarafından kooperatif yoluyla elde edildiğini, 18 yıllık çalışmalarının karşılığı olan gelirlerini buraya harcadığını, 1988-1989 yıllarında davalının kooperatife üye olduğunu, 1987-1988 yıllarına kadar aidat ödemesi ve iç işlerinin yapılması işleminin devam ettiğini, vekil edeninin 1994 yılında emekli olduğunu, aldığı emekli ikramiyesinin büyük bir kısmını kooperatif tarafından bankadan çekilen kredi borcuna, kooperatif payı oranında ödemede bulunduğunu, yine davalı adına trafikte kayıtlı bulunan … plakalı aracın vekil edeni tarafından Milliyet Pazarlama’dan alındığını, ancak güven ilişkisine dayalı olarak davalı eş adına trafiğe tescil edildiğini, 2000 yılında edinilen aracın gerek peşinatlarının ve gerekse taksit ödemelerinin yine vekil edeni tarafından yapıldığını, bu gerekçelerle vekil edeninin her iki malın edinilmesine katkısının bulunması ve eve yapılan iyileştirmelerde gözetilerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla söz konusu mallardan kaynaklanan 30.000 YTL katkı alacağının dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vekili, 11.07.2007 tarihli cevap dilekçesinde; usul açısından zamanaşımı definde bulunduktan sonra gerek taşınmaz ve gerekse … plakalı aracın mülkiyeti üzerinde davacının hiçbir katkısının bulunmadığını, vekil edeninin 1974-2003 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kurslarda giyim öğretmeni, rehber öğretmen ve müdür yardımcısı kadrolarında fiilen 29 yıl çalıştığını, maaş dışında ek ders ücretleri, yol harcırahları, ayrıca hafta sonları tatil günleri ve geceleri çalışmak suretiyle dışarıya yaptığı dikişlerden elde ettiği kazançlarla taşınmaz ve aracın alındığını, davacının 1984 yılında Şeker Fabrikasında geçici işçi olarak çalıştığını, emeklilikten önceki son 7-8 yıl içinde kadroya geçtiğini 1984 yılında genç yaşta (40) emekli olduğunu, müptelalarından dolayı birçok kereler başkalarına borçlandığını, borçlarından dolayı eve haciz geldiğini, mal beyanında bulunmadığı için iki kez hapis cezası aldığını, emekliliğinin ikinci ayında 14 Temmuz 1994 günü sabahtan akşama kadar üç ayrı yerde alkol aldığını, plaj yolunda Doğan marka araçla kaza yaptığını, hastanede yatıp çıktığını, bu nedenle gelirini kendisine ve babasından kalan eve harcadığını, edinilen mallara bir katkısının olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile iddia ve savunma için az önce açıklanan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, her iki eşinde çalıştığı ve belirli bir gelire sahip oldukları dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Ne var ki, davacı ve vekili tarafından verilen dilekçeler ile yapılan açıklamalar karşısında davacının gelirlerine ilişkin tüm belgelerin getirtilmediği ve Mahkemece bu hususun göz ardı edildiği belirlenmiştir. Davacı tanığı … beyanında “… kooperatif yöneticisi … Bey ile aynı büroda çalıştıklarını, davacının bizzat aidatları getirip teslim ettiğini gördüğünü, gecikmiş aidatlarında davacı tarafından teslim edildiğini, ancak bu aidatları maaşından mı karşıladığı, yoksa eşinin katkısının bulunup bulunmadığını bilmediğini bildirmiştir. Benzer bilgiler ve tanık beyanlarının dosya kapsamında bulunduğu görülmüştür. … Fabrikaları AŞ’den gönderilen 13 Ekim 2011 tarih, 11115 sayılı karşılık yazıları ekinde davacıya ait bir adet kıdem tazminat bordrosunun, bir adet emeklilik dilekçesinin, 1 adet hizmet döküm tablosunun, bir adet SSK yazısının ve bir adet ibranamenin gönderildiği anlaşılmıştır. Davacının şu veya bu şekilde çalıştığı belirli bir gelire sahip olduğu en azından bu belgeler
ile davalı vekilinin cevap dilekçesindeki kısmi beyanları ve tanık ifadeleri ile doğrulanmaktadır. Davacının hiçbir gelirinin bulunmadığı ve katkısının da olmadığı yönündeki görüşlere katılma olanağı bulunmamaktadır.
Dosya arasında bulunan tapu kaydına göre 702 ada 258 sayılı parselde, mesken niteliğinde bulunan 9 nolu bağımsız bölümün davalı … tarafından 31.12.1997 tarihinde satış yoluyla edinildiği anlaşılmakta ise de, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre kooperatif yoluyla edinilen taşınmaz olduğu, en azından davalı tarafından satın alınan taşınmazın esasının kooperatif üyeliğinden kaynaklanan konuta dayalı bulunduğu anlaşılmaktadır. Tapu kaydının geldi ve gittileri ile satışa ilişkin resmi akit tabloları ve kooperatiften edinilen ferdi mülkiyete ilişkin belgeler ve kura cetveli dosya arasında bulunmadığından bu konuda kesin yargıya varma olanağı olmamaktadır. Ancak, olayın gelişimi açıklandığı gibidir. Sağlıklı bir değerlendirme için sözü edilen belgeler getirtilip dosya arasına konulmalıdır.
Dosya arasında bulunan ve hukukçu bilirkişi tarafından sunulan 19.04.2010 tarihli birinci rapora göre, davacının 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi de gözetildiğinde gelirlerine göre hakkaniyet ilkesi de esas alınarak yapılan hesaplama da davacının söz konusu taşınmaz ve araca yüzde yirmibeş oranında katkısının olduğu kabul edilmiş ve bu hesaplamanın sonucu olarak davacının katkısının 14.375 TL olduğu belirlenmiştir. İkinci hukukçu bilirkişiden alınan 24.06.2011 havale tarihli rapora göre de ; “ … davacının mevcut gelirinin söz konusu mal varlıklarının edinilmesi için yeterli olmadığı, sabit geliri dışında bir somut katkısının bulunmadığı, dava konusu taşınmazın edinilmesi, iyileştirilmesi ya da korunmasına ilişkin olarak katkı iddiasının somut deliller ile ispat edemediği, buna karşılık davalının gelir durumu dikkate alındığında, dava konusu mal varlıklarının kişisel gelirleri ile edindiği yönünde kanaat bildirdiği anlaşılmıştır. 15.05.2012 tarihli üçüncü hukukçu bilirkişi tarafından sunulan raporda ise, raporun gerekçe kısmında davacının dava konusu malların alınmasına, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkısını ispat edemediği kanaatine varıldığı görüşü açıklanmış, sonuç kısmında ise, tarafların tasarruf oranları ve davacının katkı payı alacağının hesaplanabilmesi için tarafların gelirlerinin net olarak belirtilmesi ve davacının evlenmeden önceki ödemelerinin bilinmesi gerektiği görüşü dile getirilmiştir.
Görüldüğü gibi üç ayrı hukukçu bilirkişiden alınan birinci raporda davacının 14.375 TL katkısının olduğu kabul edilmiş, ikinci raporda davacının katkısını kanıtlayamadığı görüşü belirtilmiş ve üçüncü rapor ise, kendi içerisinde çelişkili olup, sonuç kısmında katkı payı alacağının hesaplanabilmesi için tarafların gelirlerinin net olarak belirlenmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır.
Yerel Mahkemece, davacının edinilen taşınmazlara katkısını kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Değerli çoğunluk ise mahkemenin bu gerekçesinin doğru olmadığını, satın alınan araç ile taşınmazın davacı tarafından alınmış olsa bile davalıya yapılan gizli bağış olduğunu, çünkü araç ile taşınmazın üçüncü kişilerden alındığını ve davacı vekilinin dava dilekçesinde güven ilişkisine dayalı olarak davalı adına tescil işlemlerinin yapıldığı yönündeki açıklaması gerekçe göstermek suretiyle ve bu gerekçe ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Çoğunluğun bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Her ne kadar değerli çoğunluk Daire’nin gizli bağış yönünde mevcut kararları olduğunu ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin de bu yönde kararları bulunduğunu açıklamış ise de; her şeyden önce eşlerin her ikisi çalışarak belirli bir gelire sahip iseler davayı açan eşin davalı eş adına kayıtlı bulunan mallara katkısının olduğunun kabulü gerektiği yönünde Daire’nin ilke oluşturduğu ve bu ilkenin değerli çoğunlukça da bilindiği bir gerçektir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile ve az yukarıda açıklandığı gibi davacının bir gelire sahip olduğu ancak her iki eşin gelirlerine ve aldıkları ikramiyelere ilişkin gerekli belgelerin ilgili birimlerden getirtilmediği ve gelir durumlarına göre katkı oranlarının net olarak saptanmasının mümkün olmadığı, 3. hukukçu bilirkişinin raporunun sonuç kısmıyla da sabittir. Herşeyden önce eksik araştırma ve inceleme söz konusudur. Uzman bilirkişilere
düşen en önemli görevlerden biri de; eksik bilgi ve belgenin bulunduğu ve bu nedenle katkı alacağının hesaplanmasının yapılmasının mümkün olmadığı durumlarda somut olayda son bilirkişi raporunda açıklandığı gibi ön raporla yetinilerek ve sadece eksiklikler belirtilmek suretiyle hükme esas rapor hazırlanmadan dosyanın Mahkemesine iade edilmesi ve eksiklikler yerine getirildikten sonra rapor düzenlenmesi olmalıdır.
Zaten değerli çoğunlukta, bir bakıma davacının gelirinin bulunduğunu ve edinilen taşınmazlara katkısının olduğunu kabul etmekte olup, ancak yapılan bu işlemin gizli bağış olduğunu, bu nedenle davanın reddi gerektiğini vurgulamaktadır. Ama gizli bağış konusunda açılmış bir dava ve istekte yoktur. Bu dava konusunda görevli mahkemeler genel mahkemelerdir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile çoğunluğun görüşüne yaptığı gerekçe ve hayatın olağan akışı, aile birlikteliği, eşlerin birbirlerine karşı sadakati ve güvenleri göz önünde tutulduğunda, aile yaşantısı içinde edinilen malların eşlerden biri adına kayda bağlanması hayatın olağan akışının doğal bir gereğidir. Eşlerin birbirlerine karşı sadakati ve güveni de esastır. Edinilen malların ağırlıklı kısmının üçüncü şahıslardan alındığı da bir gerçektir. Ancak, hiçbir zaman mallar üçüncü şahıslardan alındı, eşine de duyduğu güven nedeniyle onun adına kayda bağlandığı görüşüyle, yapılan işlemin gizli bağış olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır.
Tüm dosya kapsamı ile; davacıda bağış iradesi ve kastı bulunmamaktadır. Bunu doğrulayan hiçbir bilgi, belge ve beyanda dosya arasında yer almamaktadır. Alınan malların eşlerden birinin adına bulunması aile birlikteliğinin bir gereğidir. Bu durumun eşlerden birinin aleyhine kullanılması yönündeki düşünceye katılma olanağı bulunmamaktadır.
O halde, öncelikle her iki tarafın çalışmalarına ve elde edilen gelirleri ile ikramiye veya kıdem tazminatlarına ilişkin belgeler, kooperatif kayıtları iddia ve savunmalarında belirttikleri hususlar esas alınarak ilgili kurumlardan ve yerlerden tüm kayıtlar getirtilerek dosya arasına konulması, eksik bilgi ve belgeler tamamlandıktan sonra 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi de davacı koca açısından göz önünde bulundurularak katkı payı alacağının hesabının yapılması için daha önce seçilmeyen konunun uzmanı bir hukukçu ve bir mali müşavir ya da muhasebeciye verilerek katkı payı alacağının hesaplanması gerekirken davanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi yönündeki Yerel Mahkeme gerekçesine katılma olanağı bulunmadığı gibi, davalı adına alınan malların gizli bağış niteliğinde bulunduğu yönündeki sayın çoğunluğun görüşlerine de katılma olanağı olmadığından hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekirken yazılı gerekçeyle Yerel Mahkemece reddine ve Daire çoğunluğunca onanmasına karar verilmesi şeklinde gerçekleşen çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. 02.05.2013