Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2012/4041 E. 2012/5403 K. 06.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4041
KARAR NO : 2012/5403
KARAR TARİHİ : 06.06.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil

Hazine ile … aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair …3. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 07.02.2008 gün ve 375/29 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı Hazine vekili, dava dilekçesinde, dava konusu 50 sayılı parselin 14900 m2 yüzölçümlü olduğunu, tarla niteliğiyle Halittin oğlu … adına tapuda kayıtlı bulunduğunu, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, taşlık, kayalık ve fundalık niteliğiyle tespit harici bırakılması gerekirken davalı adına tespit ve tescil edildiğini bu tür yerler hakkında 3402 sayılı Kadastro Kanununda belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanamayacağını açıklayarak tapu kaydının iptaliyle dava konusu yerin taşlık, kayalık ve fundalık niteliğiyle tescil harici bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı … adına, tebliğe çıkarılan dava dilekçesi 15.05.2007 tarihinde aynı çatı altında yeğeni …a, hükmünde aynı biçimde 24.04.2009 tarihinde yine aynı çatı altında yeğeni …ye tebliğ edildiği belirlenmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüyle, dava konusu yerin taşlık, kayalık ve fundalık niteliğiyle tescil harici bırakılmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından 14.02.2012 tarihli dilekçesiyle, “… eski hale getirme isteklerinin kabulüyle yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini” istemiştir.
Dava, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan, taşlık, kayalık ve fundalık niteliğindeki yerin tescil harici bırakılması isteğine ilişkindir.
Davalı vekili, 14.02.2012 tarihli dilekçesinde, her ne kadar eski hale getirme isteğinin kabulüyle hükmün bozulmasını istemiş ise de, dilekçenin kapsamı, olayın gelişimi birlikte değerlendirildiğinde, dilekçenin esasen temyiz dilekçesi niteliğinde bulunduğunun ve öğrenmeden itibaren süresinde hükmü temyiz ettiğinin kabulü gerekir.
Dava, Hazine vekili tarafından mülkiyet hakkına dayanılarak 01.05.2007 tarihinde açılmış ve yapılan yargılama sonunda yerel mahkemenin 07.02.2008 tarih ve 2007/375 Esas, 2008/29 Karar sayılı ilamıyla sonuçlanmış, davanın kabulüne ilişkin hüküm, 14.05.2009 tarihinde kesinleştirilmiştir. Gerek dava dilekçesi ve gerekse hüküm, davalının Yayla Köyünde bulunan aynı çatı altında olduğu belirtilerek iki farklı yeğenine tebliğ edilmiştir. Davalı vekili, temyiz dilekçesinde vekil edeninin Belçika’da çalıştığını ve ikamet ettiğini, dava dilekçesinde gösterilen köyünde ikamet etmediğini, yapılan tebligatların usulsüz olduğunu ve savunma hakkının kısıtlandığını belirtmek suretiyle hükmün bozulması isteğinde bulunmuştur.
Gerçekten dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile az yukarıda açıklandığı gibi yapılan tebligata ilişkin belgeler ve davalı vekilinin temyiz dilekçesine eklediği ikametgah ile ilgili belgelerin tercümesi birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anvers Başkonsolosluğu tarafından tercümesi onaylanan 24.01.2012 tarihli Vatandaşlık İşleri Dairesi, ikametgah senedine (tarihçeli) göre davacı …’ın 13.01.1997 tarihinden beri Waarschoot nüfus kütüğüne kayıtlı olduğu ve Belçika’da ikamet ettiği saptanmıştır. Davalı 1997 yılından beri Belçika’da ikamet ettiği ve orada nüfusa kayıtlı bulunduğu anlaşıldığına göre, dilekçede gösterilen köyde ikamet ettiğinin ve yeğenleriyle aynı çatı altında kaldığının kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu bakımdan davalıya çıkartılan tebligatların da usulsüz olduğunun kabulü gerekmektedir.
HUMK.nun 73. maddesinde; “Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde Hakim iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremez” denilmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde de aynı hükme yer verilmiştir. Anayasanın 36. maddesinde ise, “Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir” amir hükmüne yer verilmiştir. Bu madde doğrudan savunma hakkı ile ilgili olup yapılan usulsüz tebligatlar karşısında davalının savunma hakkının kısıtlandığı bir gerçektir. Hukuk Mahkemesi Kanununun 27. maddesi aynı zamanda hukuki dinlenilme hakkını yani taraf teşkilini de içermektedir. Saptanan bu olgular karşısında yöntemine uygun bir biçimde taraf teşkili sağlanmadan mahkemece hüküm verilmesi olanaklı değildir. Aynı zamanda verilen hüküm Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesine de aykırı düşmektedir. Mülkiyet hakkına saygı ve adil yargılanma hakkı öncelikle gözetilmelidir.
Saptanan bu somut olgular karşısında taraf teşkili sağlanmadan hüküm kurulduğuna, yapılan tebligatlar usulsüz bulunduğuna ve böylece davalının savunma ve adil yargılanma hakkı kısıtlandığına göre hükmün bozulması gerekir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK.nun 388/4 (HMK. m.297/ç) ve HUMK.nun 440/1 maddesi gereğince Daire ilamının taraflara tebliğinden itibaren 15 gün içinde tarafların karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, bozma ilamının niteliğine göre esasa ilişkin hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve 1.200,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine 06.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.