Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2012/5212 E. 2013/3549 K. 14.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5212
KARAR NO : 2013/3549
KARAR TARİHİ : 14.03.2013

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı payı

… (Pakakar) ile … aralarındaki katkı payı davasının kabulüne dair … 11.Aile Mahkemesi’nden verilen 07.03.2012 gün ve 175/222 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı üzerine kayıtlı bulunan taşınmazların ½ oranındaki payın vekil edenine ait olduğunu, bu nedenle tapu kayıtlarının ½ oranında iptali ile vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline ve taşınır taşınmaz malların ½ oranında takdir edilecek kıymetleri üzerinde bir bedelin davacıya ödenmesine, 25.11.2005 havale tarihli dilekçesiyle de 01.01.2002 tarihinden sonra davalı koca tarafından edinilen veya elden çıkarılan taşınır taşınmaz malların bankalardaki tüm hak ve alacakların tespiti, davalı adına kayıtlı bulunan taşınmazların ½ oranındaki kısmının iptali ile davacı adına tescilini, davalı adına kayıtlı bulunan menkul malların, bankalardaki hak ve alacaklarının, kira, sermaye ve tahvil gelirleri ile vs. ½ oranındaki kısmın davalıdan alınarak davacıya verilmesini, 01.01.2002 tarihinden sonra davalı tarafından elden çıkarılan taşınır ve taşınmaz mallar, bankalardaki hak ve alacakları ile menkul, tahvil, sermaye iratlarının ve altın gelirlerinin ½ oranındaki kısmının davalıdan tahsilini istemiş, birleştirilen 01.05.2006 tarih ve 2005/179 Esas 2006/260 Karar sayılı dosyasıyla da ilk açılan davada yer alan istekleri tekrarlayarak, davalı tarafından 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen mal varlıkları nedeniyle aynı isteklerde bulunmuştur.
Davalı vekili 23.01.2006 tarihli cevap dilekçesi ile; davacının ev hanımı olduğunu, davalının ise, diş hekimi olup evlilik öncesi ve sonrası kazandığını biriktirerek ve birikimlerini değerlendirerek taşınmazlar aldığını, bu taşınmazlara davacının hiçbir şekilde katkısının olmadığını belirterek açılan asıl dava ile birleştirilen dava bakımından isteklerinin reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, “… hüküm fıkrasının gerekçe kısmında davacının 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden önce davalı tarafından edinilen taşınmazların alımında davacının herhangi bir katkısını kanıtlayamadığını, yasal mal rejiminin geçerli olduğu dönemde yani 01.01.2002 tarihinden sonraki edinimleri nedeniyle 486,000 TL katılma alacağı, davalının sahip olduğu … A.Ş. payları yönünden 3704,53 TL, … AŞ şirketi payı olarak 31.633,11 TL ve davalının münferit banka hesaplarından dolayı 282.812,70 TL miktarlarında davacının payının bulunduğunu, hukukçu, muhasebeci ve bankacı bilirkişi raporlarında ve tüm dosya içeriğinden anlaşıldığını, harca esas değer olarak 5000,00 TL bildirildiğini, asıl dava yönünden 5.000,00 TL nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, birleşen dava yönünden aynı taşınmazlara menkul ve gelirlere şirket paylarına yönelik olması nedeniyle mükerrer olduğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiğini açıklamış, hüküm fıkrasında ise, asıl dava yönünden 5.000,00 TL nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine”, karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından kısaca bilirkişi raporlarına karşı yaptıkları itirazların mahkemece göz önünde tutulmadığı, değerlerin düşük gösterildiği, banka hesaplarındaki paraların yöntemine uygun bir biçimde hesaplanmadığı, şirketlerdeki pay ve gelirlerinin düşük gösterildiği, delillerin tam olarak toplanmadığı ve birleşen dosya bakımından usulden ret kararı verilmesinin de uygun olmadığı, davalı vekili ise, davalının ev hanımı olduğu, hak sahibi olmasının mümkün olmadığı, raporlara karşı yapılan itirazların mahkemece değerlendirilmediği, 638 ada 8 parseldeki yapı ve kullanma izni 1997 tarihinde alındığı halde bunun edinilmiş mal kabul edilmesinin doğru olmadığı, banka hesaplanın durağanmış gibi değerlendirildiği, bazı payların kar payı olmadığı halde kar payıymış gibi gözetildiği gerekçesiyle esastan (her iki taraf) temyiz edilmiştir.
Dava, 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden önce ve sonra edinilen mal rejiminin tasfiyesi isteğine ilişkindir.
Taraflar, 25.08.1979 tarihinde evlenmiş, 18.11.2005 tarihinde açılan boşanma davasının kabulle sonuçlanması ve 12.05.2008 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Taraflar arasında evlendikleri 25.08.1979 tarihinde 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM’nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, eşler başka bir mal rejimini seçtikleri ileri sürmediklerine göre 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı 18.11.2005 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK.m. 202, 4722 S.k. m.10). Eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı 18.11.2005 tarihinde sona ermiştir (TMK.m.225/2).
Davacı ilk açtığı dava dilekçesi (22.11.2005) ile, yukarıda detaylı bir biçimde özeti verilen taşınır, taşınmaz ve bankalardaki hesaplar ile diğer mallar konusunda istekte bulunmuş, daha sonra 23.11.2005 dilekçesi ile, 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen aynı haklar bakımından dava açılmış ve iki dava birleştirilerek yürütülmüştür. Her iki dava dilekçeleri birlikte değerlendirildiğinde; aynı istekleri kapsadıkları konusunda bir duraksama bulunmamaktadır. Bu nedenle ortada iki dava bulunmakla birlikte isteklerin aynı olması nedeniyle bir dava olarak değerlendirilmesi ve yürütülmesi gerekmektedir. Bu bakımdan davacı vekilinin usulden reddine karar verilen ve birleştirilen dava ile ilgili temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dava dilekçesi ile dosya kapsamı ve tapu kayıtları üzerinde yapılan incelemede, 777 ada 24 parseldeki 36 ve 7791 ada 1 parseldeki 3 nolu bağımsız bölümler ile, 452 ada 17, 3 ada 707, 540 ada 1728, 3989 ada 1 ve 156 ada 13 parsel sayılı tarla ve arsa niteliğindeki taşınmazların 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden önce davalı tarafından mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu tarihte edinildikleri belirlenmiştir. Mal ayrılığı döneminde edinilen mallar bakımından davacının bu mallara para veya para ile ölçülebilen bir maddi katkısının olduğunun kanıtlanması halinde şahsi hak niteliğinde bulunan alacak isteyebilir. Mahkemece, her ne kadar hüküm fıkrasının gerekçe kısmında 01.01.2002 öncesi edinilen mallar bakımından davacının katkısının kanıtlanamadığı hususunu gerekçe göstermiş ise de, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere tüm istekler bakımından ve istekle bağlılık ilkesi gereğince (HMK.m.26, HUMK. m. 74) 5.000,00 TL nin yasal faizi ile birlikte dava tarihinden itibaren davalıdan tahsiline karar verildiğine göre, katkı payı alacağı konusunda da hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Ancak hüküm fıkrasında katkı payının kanıtlanamadığı yönünde herhangi bir hüküm kurulmamıştır. Kararların hüküm fıkrası esas olup, bağlayıcılık taşımaktadır. Kararların gerekçe kısmı ise bağlayıcı niteliği bulunmayıp sadece açıklayıcı nitelikte kabul edilmektedir. Bu bakımdan hüküm kurulurken HMK’nun 297. maddesinin göz önünde tutulması zorunludur. Anılan maddede bir hüküm fıkrasında bulunması gereken hususlar tek tek ve bentler halinde gösterilmiş olup, hak ve yükümlülüklerin açık bir biçimde belirtilmesi gerekmektedir.
Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında yaratılan bu çelişki nedeniyle öncelikle 5000,00 TL isteğin dava konusu yapılan mallar bakımından hangi taşınır taşınmaz ve bankadaki hesaplar açısından ne miktar istenildiği konusunda; davacı vekilinden açıklamada bulunmasının istenilmesi, buna göre 01.01.2002 öncesi ve sonrası istenen miktarın saptanması, ondan sonra toplanacak delillerin buna göre değerlendirilmesi düşünülmelidir.
01.01.2002 tarihinden sonra davalı tarafından edinildiği anlaşılan ve mahkemece, edinilmiş mal kabul edilen 638 ada 8 sayılı parselde bulunan kooperatif evi bakımından 17.08.2004 tarihinde ferdi mülkiyete geçildiği anlaşılmaktadır. Kooperatif yoluyla edinilen mallar bakımından ferdi mülkiyetten önce kooperatif evinin teslim edilip içinde oturulmaya başlandığı tarih mal rejimleri bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenle kooperatif evinin hazır bir vaziyette hangi tarihte tamamlanarak hak sahibi olan davalıya teslim edildiği hususunun ilgili kooperatif yönetiminden sorulup belirlenmesi, bu mümkün olmadığı takdirde aynı bilginin taraflardan yada dinlenecek kişilerden sorularak açıklığa kavuşturulması buna göre teslim tarihinin 01.01.2002 öncesi mi sonrası mı olduğu, katkı veya katılma alacağının hangisine konu olduğunun saptanması gerekir.
Yine tapu kayıtları üzerinde yapılan incelemede, 1277 ada 27 parseldeki 2 ve 4, 1169 ada 9 parseldeki 7, 1216 ada 28 parseldeki 1, 1018 ada 4 parseldeki 17,18,19 sayılı bağımsız bölümler ile 433 ada 67 ve 434 ada 89 arsa nitelikle parsellerin hepsinin 01.01.2002 tarihinden sonra 2005 tarihinde edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu tarihte davalı tarafından edinildikleri tespit edilmiştir. Ancak keşif tutanağı ve bilirkişi raporları üzerinde yapılan değerlendirmede,edinilmiş mallara konu olan taşınmazların değerlerinin keşif tarihi ile satış tarihlerine göre belirlendiği anlaşılmıştır. Boşanma davasının açıldığı ve mal rejiminin sona erdiği 18.11.2005 tarihinden önce yapılan devirler bakımından TMK’nun 235/2. fıkrası uyarınca devir edildiği tarih esas alınarak değer tespiti yapılmalıdır. Devir edilmeyen ve edinilmiş mallara konu olan taşınmazlar yönünden ise, TMK’nun 235/1.maddesi uyarınca tasfiye anındaki yani karar tarihine yakın tarihteki sürüm değerlerinin uzman bilirkişiler aracılığıyla tespiti gerekir. Sürüm değerleri bakımından TMK’nun 232. maddesi göz önünde tutulmalıdır.
Öte yandan, şirketlerde bulunan paylar kural olarak; edinilmiş mal kabul edilmez. Ancak payların yıllara göre tasarruf edilen karlar olarak nitelendirilen paraları (gelirleri) kural olarak edinilmiş mal sayılır. Şirket payları bakımından bu takdirde hisse yani şirkette bulunan payların miktarı esas alınarak mal rejimleri yönünden hesaplama yapılması doğru değildir. Payların getirisi esas alınarak ve tasarruf edilebilen kar niteliğindeki parasal miktarlar bakımından 01.01.2002 tarihinde boşanma davasının açıldığı 18.11.2005 tarihine kadarki miktarlar edinilmiş mal olduğundan bunlar üzerinde hesaplamanın yapılması düşünülmelidir.
Bundan ayrı mahkemece, 01.01.2002 ve 18.11.2005 tarihleri arasında bankalarda bulunan hesaplardaki paranın yarısına hükmedilmiş ise de, bu paraların 01.01.2002 öncesi davalıya ait kişisel gelir niteliğinde kabul edilen bankalardaki hesap miktarlarının 01.01.2002 sonrası hesaplara intikal edip etmediği dosya kapsamından anlaşılmadığı sonucuna varıldığından bu hususun belirlenmesi, hesapların açıldığı tarihlerden itibaren tüm hesap hareketlerini gösterir biçimde 18.11.2005 tarihine kadarki ilgili bankalardan hesap ekstreleri getirtilerek ve tarafların bu yöndeki itirazları göz önünde bulundurularak, 01.01.2002 tarihi ile boşanma davasının açıldığı 18.11.2005 tarihleri arasında hesaplara yatırılan paralar ile bunların faiz gelirlerinin hesaplamada gözetilmesi, katılma alacağının hesaplanması bakımından TMK’nun 202, 218, 219, 231, 232, 235 ve 236. maddelerinin göz önünde bulundurulması, tüm deliller toplandıktan, gerekli araştırma ve incelemeler yapıldıktan sonra dosyanın tomarı ile birlikte daha önce tayin edilmeyen bu konunun uzmanı bir hukukçu (akademisyen olması daha uygun olur.) bir mali müşavir ve bir bankacıdan oluşan üç kişilik bilirkişi kuruluna verilerek tüm istekler ile önceki raporlara taraflarca yöneltilen itirazlar, gösterdikleri gerekçeler değerlendirilerek bilirkişi heyetinden tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık rapor istenilmesi, katılma alacağı konusunda kural olarak faizin karar tarihinden itibaren uygulanması gerektiğinin düşünülmesi, bu konuda TMK’nun 239/son fıkrasının değerlendirilmesi, katkı alacağı yönünden ise dava tarihinin esas alınması ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek usulüne uygun olarak bir karar verilmesi gerekir. Eksik araştırma ve inceleme sonucu karar verilmesi gerekir.
Taraf vekillerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 197,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalıya ayrı ayrı iadesine 14.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.